Türkiye’nin son iki yılda ciddi bir toparlanma içine girdiği ilgili uzmanların üzerinde uzlaştığı bir olgu. AB süreci ile yakalanan değişim ivmesi hayatın tüm alanlarında hissedilmeye başlandı. Türk dış politikası aynı değişim rüzgarından payını almış ve özellikle etrafımızdaki ilk halka komşu ülkelere karşı yeni açılımlar ortaya konmuştur. Uzun dönemli komşular ile problemsiz ilişkiler kurma zemini özellikle dış ekonomik ilişkilere öncelik verilerek sağlanmaya çalışılmakta. Türkiye ilgili coğrafyalarda bir sivil, ekonomik ve siyasal derinlik tesis etme yönünde hızla ilerlemekte. Özellikle bir önceki on yıl dikkate alınırsa cok boyutlu ve çeşitli bir dış politikanın sürdürülebildiğini söylemek gerekir.
Bu mülahazalar ve Türk dış politikasının yeni parametreleri (komşularla sıfır problem, ritmik ve esnek diplomasi vs. gibi ifade edilen) çerçevesinde Türk-Rus ilişkilerine bakıldığında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir V. Putin’in ertelediği ama yakın gelecekte yapması muhtemel ziyaret farklı bir anlam kazanmaktadır. Rusya ve Türkiye bölgedeki iki güçlü belirleyici aktör olmanın ötesinde iki ülke ilişkileri uzun bir tarihi derinliğe sahiptir. Etkisi ve ağırlığı ile gerek ikili münasebetlerde, gerek Türkiye’nin yakın çevresinde, gerekse de küresel bağlamda Rusya, Ankara’da ciddi şekilde dikkate alınan bir aktördür. Bu noktada, Türk-Rus ilişkilerinde son dönemde, özellikle son iki yılda çok boyutlu bir işbirliğine doğru gidildiği gözlenmektedir.
Uzun dönemli ilişkiler Osmanlı döneminden itibaren Sovyetleri içine alan zaman sürecinde hegemonya üzerine kurgulandı, Sovyetlerin çöküşünden sonra bir arada yaşama ancak aynı zamanda rekabet, daha sonra ise günümüze kadar olan süreçte işbirliği ilişkilere rengini vermeye başladı. İşbirliği imkanları her iki tarafta (bilhassa Türk tarafında) ve dünya konjonktüründe ortaya çıkan yeni parametrelerle bağlı. Artık her iki devlet yakın çevrelerinde (Kafkasya) ve Orta Asya’da rekabet yerine işbirliğinin kendilerine yarar sağlayacağını fark etmiş durumdalar. Küresel güçlerin söz konusu bölgeye son yıllardaki yakın ilgisi ve manipülasyonlarından ilişkileri kurtarabilmek ancak 2000’li yıllarda mümkün oldu. Ancak sorunların tamamen ortadan kalktığı bir gül bahçesinden söz etmek mümkün değil. Türk-Rus ilişkilerinde bin yılın eşiğinde olumlu bir dönüşümün yaşanması için iktisadi, kültürel ve psikolojik(kolektif hafıza) alanlarda bir değişimin gerçekleşmesi gerekmekte. Bu üç alanın ilk ikisinde değişim mümkün gözükürken ve son yıllarda bu gerçekleşmekte iken, sonuncu unsurda belli bir ilerlemenin yakalandığını söylemek mümkün değildir.
Son yıllardaki ikili ilişkilere göz attığımızda ekonomi ön plana çıkmakta. Rusya Dışişleri Bakanlığının verilerine göre, ülkeler arasında ticaret hacmi 2002’de 5.8, 2003’de 6.8 milyar olarak tahakkuk etmiş ve bu rakamın yılbaşına doğru 9 milyar dolara çıkacağı tahminleri yapılmakta. Böylece, Rusya, Türkiye’nin dış ticaretinde 2. sıraya işgal etmekte. Bununla birlikte, Türkiye’nin Rusya’nın dış ticaretinde sadece yüzde 3’lük bir yer tutmasının altı çizilmeli. Türk şirketlerinin özellikle inşaat ve gıda alanında Rusya’daki yatırımları milyarlarca doları bulmakta (12 milyar). Milyonu aşkın (1 milyon 200 bin) Rus turistin ise gün geçtikçe Antalya merkez olmak üzere Türkiye’nin çeşitli dinlenme tesislerini tercih etmesi bacasız turizmin motoru olmakta.
Bildirildiği kadarıyla Putin’in beklenen ziyaretinin ekonomi ağılıklı olması (Gazprom, Rus Devlet Silah Şirketi ve diğer Rus firmalarının Türkiye’ye yeni projelerle gelmesi ve Türkiye’deki özelleştirme sürecine katılması gibi öneriler) ticari ilişkilerin derinleşeceğini haber vermekte. Kısa süre öncesine kadar ekonomisi çıkmazda olan Rus şirketlerinin varlığını hemen yakın dönemde bir çok projede görecek gibiyiz. Türkiye, Rusya için çok büyük bir Pazar, enerji aktarım hatlarının geçtiği bir güzergâh, ve Avrupa ve Akdeniz’e açılan bir frısat kapısı olarak görülmekte. Aynı zamanda Türk ve Rus şirketleri için sadece Avrasya coğrafyası ile sınırlı kalmayacak şekilde, Kuzey Afrika’dan Orta Doğu’ya değişen bölgelerde ortaklaşa projeler hayata geçirme imkanları doğmuştur.
Türkiye ile Rusya arasındaki kültürel ilişkiler daha ziyade Türk müteşebbislerin Rusya sathında açtığı okullar ve son on beş senede yapılan evlilikler (bunların sayısı binlerce ifade edilmekte) çerçevesinde değerlendirilebilir. Henüz akademik çevrelerde yoğun bir temasın başlamadığını söylemek zor. Rusya’da özellikle Türk inşaat şirketlerinde çalışan binlerce Türk işçinin, Türkiye’ye gelen milyonu aşkın Rus turistin ülkelerarası insan hareketliliğini gerçekleştirdiği ve bu bağlamda kültürel temasların yaşandığını biliyoruz. Bu alanda önemli sayıda imkan ilişkilerin geliştirilmesi için hayata geçirilmeyi beklemekte. Örneğin, kapsamlı bir üniversitelerarası öğrenci ve öğretim elemanı değişimi programı ilk adım olabilir.
Öte yandan, Türkiye-Rusya ilişkileri psikolojik faktörden, yani Türk ve Rus kimliğinden ve ayrıca tarihten bağımsız düşünülemez. Yüzyıllardır bu iki unsur Avrasya’nın uçsuz bucaksız coğrafyasında siyasi, askeri, kültürel, iktisadi temaslarda bulunmuş ve her iki kimliğin ortaya çıkışında bu iletişim oldukça etkili olmuştur. Kolektif hafızanın bünyesinde barındırdığı problemlerin kaynağında aslında karşılıklı kimliklerin “öteki“ algılaması yatmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu, Rusya ile 18. ve 19. asırda dörder, 20. asırda ise iki (Soğuk savaşı da dahil edersek) savaşın yaşandığı hafızalarda yer almakta. Her iki toplumun geçmişten gelen “korku“ları, günümüze kadar gelerek güçlü önyargılar oluşturmuştur.(1) Ülkelerin güvenlik kültürü bazen bu korkular üzerine inşa edilir ve bilinç haritasındaki korku alanları gündeme geldiğinde ülkelerin dış politikalarında esneklik ortadan kalkar ve pragmatik yönelim imkanları oldukça zorlaşır. süreci bir anda yok edilemez veya geri döndürülemez.Bu süreçleri tersine çevirmek oldukça zordur. Kısacası, Türk-Rus ilişkilerinin uzun dönemli sağlıklı bir zemine oturtulması için her iki toplumun diğerini algılamasında bir değişimin başlaması gereklidir. Gelinen nokta itibarıyla siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler her iki toplumu “tarihin yükünden“ kurtarabilecek imkanlara sahipler. Türk-Rus ilişkilerinde olumlu bir dönüşümün mümkün olduğunu ve yakın gelecekte iyi ilişkilerin yansımalarını görebileceğimizi iddia edebiliriz.
Bu konuda filoloji uzmanı Yevgeniy Bahrevski’nin şu tespiti yeterlidir, sanırım: “Türk“ sözcüğü Rusça’da küfür olarak kullanılmaktadır ve “ahmak“ sözcüğünün tam karşılığı olmasa da, biraz alık bir insanı tanımlamaktadır. Bir işi “Türk gibi yapmak“ o işi anlaşılmaz, acayip bir şekilde, alıkça yapmak anlamına gelmektedir.“
Bkz: http://www.rutam.org/turk/RUSYA.php . Benzer durumun komşu İran’da da geçerli olduğunu ( Türk-e khar ifadesi ile) eklemek gerekir.