Türk-Amerikan İlişkilerinin Yeniden Yapılandırılması

Makale

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından oluşan uluslararası siyasal sistemin ‘dayattığı’ şartlar çerçevesinde şekillenen Türk-Amerikan ilişkileri zaman zaman krizlerle sarsılmışsa da uzunca bir süre kalıcı sorunlar üretmemiştir. ...

“Sorunlu“ Bir İttifak ve “Hayali“ Bir Stratejik Ortaklığa Dönüşen Türk-Amerikan İlişkilerinin Yeniden Yapılandırılması

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından oluşan uluslararası siyasal sistemin ‘dayattığı’ şartlar çerçevesinde şekillenen Türk-Amerikan ilişkileri zaman zaman krizlerle sarsılmışsa da uzunca bir süre kalıcı sorunlar üretmemiştir. Soğuk Savaşın sona ermesi ve dolayısıyla da Türkiye’nin başta ABD olmak üzere tüm Batı dünyası açısından stratejik ve askeri önemini kısmen de olsa kaybetmesi bile Türkiye-ABD ilişkilerinin niteliğinde fazlaca bir değişikliğe neden olmadı. Batı Dünyası-Sovyet Bloğu gerginliğinin belirleyici ve hakim öğe olduğu Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehdidi temelinde devam eden Türk-Amerikan ittifak ve işbirliği söz konusu tehdidin iyice zayıflamasıyla Ortadoğu odaklı bir ilişkiye dönüşmüştür.

Soğuk Savaş döneminde ABD’nin Sovyetler Birliği’ni çevreleme politikasının (containment policy) güney halkalarından biri olan Türkiye Soğuk Savaş sona erdikten sonra ABD’nin Ortadoğu’daki müttefiki ve daha sonra da stratejik ortağı halini almıştır. ABD’nin Irak’a 1990’lı yıllarda yaptığı askeri müdahalelerde ABD’nin kesin bir şekilde yanında yer alarak ABD’ye olan desteğini gösteren Türkiye’ye ABD de terör ve AB gibi Türkiye’nin o dönemdeki en önemli önceliklerinde somut destek sağlamıştır.

Soğuk Savaş döneminde –Türkiye’nin ABD için taşıdığı büyük stratejik öneme rağmen- Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanan Johnson Mektubu krizi, Türkiye’nin Kıbrıs’a askeri müdahalesinin ardından ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı ambargo krizi gibi müttefikler arasında yaşanması pek de olağan olmayan sorunlara karşın Türkiye’nin nispeten öneminin azaldığı 1990 sonrası dönemde ABD’nin son Irak müdahalesine değin böylesi sorunlar yaşanmamıştır. Üstelik beklentilerin aksine Türkiye ile ABD arasındaki işbirliği ve yakınlaşma bu dönemde artarak devam etmiştir. Türk-Amerikan ilişkilerinin altın dönemi olarak adlandırılabilecek olan Clinton döneminde Türkiye Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra ilk kez ABD ile olan ittifakından somut faydalar elde etmiştir. PKK terörünü önemli ölçüde zayıflatacak bir gelişme olan Abdullah Öcalan’ın yakalanması ve Türkiye’de yargı önüne çıkarılmasında ABD’nin büyük katkısı olmuştur. Dahası, Türkiye’nin 1999 yılındaki AB Helsinki Zirvesi’nde adaylık perspektifi elde etmesinde yine bizzat Clinton’ın lobisinin büyük bir etkisinin olduğu kabul edilmektedir.

Beklentilerin aksine Türk-Amerikan ilişkilerinin 1990’lı yıllarda daha da iyileşmesinin en önemli göstergesi iki ülke arasında stratejik ortaklık düzeyinde bir ilişkinin kurulmuş olmasıdır. Terimin iki ülke arasında böylesi bir ilişkinin olduğunu ifade etmek bağlamında ilk olarak ne zaman kullanıldığı tam olarak belli olmasa da ABD Başkanı Bill Clinton’ın 1999 yılında deprem sonrası yaptığı Türkiye ziyaretinde Türkiye’nin ABD’nin stratejik ortağı olduğu şeklindeki ifadesi oldukça popüler olmuş ve Türk-Amerikan stratejik ortaklığının miladı olarak kabul görür olmuştur.

Stratejik ortaklık kavramının ne anlama geldiği tam olarak bilinmese de –veya en azından tarafların kavramdan ne anladıkları, kavramı nasıl yorumladıkları belirsiz ise de- kavramın Türk-Amerikan ilişkilerinde Soğuk Savaş döneminde kurulan ittifak ilişkisinden daha ileri noktayı ifade ettiği açıktır. Buna göre Türkiye ile ABD, aralarında stratejik ortaklık ilişkisi kurmakla aralarındaki yakınlaşmanın ittifaktan bir üst aşamaya geçtiklerini teyit etmiştir.

Türkiye-ABD arasındaki ittifak ilişkisinin aksine iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın hukuki bir temeli yoktur. Bu nedenle kavramın ne anlama geldiği, Türk-Amerikan ilişkilerine nasıl bir yenilik ve boyut getirdiği oldukça tartışmalıdır. Dahası, kavramın genel olarak kabul gören anlamından yola çıkan bazı uzmanlar Türk-Amerikan ilişkilerinin stratejik ortaklık kavramıyla nitelendirilemeyeceğini iddia etmektedir. Buna göre, ABD’nin İngiltere ve İsrail’den başka stratejik ortağı olmadığından Türkiye için stratejik ortak ifadesinin kullanılması jestten öte bir anlam ifade etmemektedir.

Ancak belirtmek gerekir ki, hukuki bir dayanağı olmamasına ve gerçek anlamı dışında kullanılmasına rağmen Türkiye ile ABD arasında stratejik ortaklık ilişkisinin olduğunun iki tarafça da kabul edilmesi ve bunun sıklıkla ifade edilmesi önemlidir. En azından Türk ve Amerikan yetkililerin bu kabulü sembolik bir anlam taşımaktadır. Ayrıca her iki ülkenin da stratejik ortaklığı doğrulaması ve teyit etmiş olması, kapsamı ne olursa olsun Türk-Amerikan ilişkilerinde stratejik ortaklık olduğu şeklinde yorumlanmalıdır.

Soğuk Savaşın sona erdiği 1990’dan sonra uzunca bir süre ciddi bir sorun olmadan devam eden Türk-Amerikan yakınlaşması 2000 yılında ABD’de Bush’un iktidara gelemsinden sonra da sürmüş, 11 Eylül terör saldırılarından sonra da ABD’nin Afganistan’a yaptığı askeri müdahaleye Türkiye’nin de aktif destek sağlamasıyla da teyit edilmiştir. Ancak ABD’nin Irak2a askeri müdahalesinden önce Türkiye’den istediği destek Türkiye’de Meclis engeline takılınca ilişkilerde ciddi bir kriz yaşanmıştır. Detayları hemen hemen herkesçe bilinen bu süreçte hatırlatılması gereken bir nokta Türk Hükümeti’nin ABD’ye, Amerikan Hükümeti’nin istediği desteği verme iradesini göstermiş olmasıdır. Yani, 1 Mart tezkeresinin Meclis tarafından reddedilmiş olması Hükümetin iradesi ve tasarrufuna rağmen olmuştur.

Ancak 1 Mart tezkeresi ile başlayan ve kısmen de olsa halen devam eden süreçte Türk-Amerikan ilişkileri önemli ölçüde yara aldı. Her iki tarafın da ilişkilerde yumuşama ve iyileşmeyi sağlayacak net ve etkili adımlar atmaması krizin devam etmesinin ana nedenlerinden biri olmuştur. ABD açısından Türkiye’nin beklenen desteği vermemesinin yarattığı kızgınlık, Türkiye açısından da AB adaylık sürecinin dış politika gündemini meşgul etmesi ve Türk kamuoyunda beliren Amerikan karşıtlığı tarafların ilişkilerde ilerleme sağlanması yönündeki adımları atmalarının önündeki temel engeller olmuştur. İşte bu süreçte ‘stratejik ortaklık’ retoriği özellikle ABD tarafından rafa kaldırılmıştır. Amerikalı bazı yetkililer ayrıca iki ülke arasında stratejik ortaklığın bittiğini bile ifade etmişlerdir.

ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı Türkiye ziyareti, ABD’nin Türkiye ile ilişkilerine önem verdiğinin bir göstergesi olması bakımından büyük önem taşımaktadır. 1 Mart tezkere krizi ile başlayan süreçte uzunca bir süreden beri ilk kez iki taraf da Türkiye ile ABD arasındaki stratejik ortaklığa vurgu yapmıştır. Böylece, Türk-Amerikan ilişkilerinde gerginliğin yerini yumuşamanın alacağının ilk sinyalleri de verilmiş oluyordu.

Bu aşamada Türk Hükümetinin ABD ile ilişkilerde daha dikkatli ve sabırlı olması zorunluluğu bulunmaktadır:

1- Her şeyden önce ABD’nin Türkiye için önemli olduğu unutulmamalıdır. Ne AB ne de Rusya ABD’nin alternatifi olamaz. Kaldı ki AB ile ABD, aralarındaki onca soruna rağmen işbirliği içindedir. AB ile ABD arasında gelecekte daha büyük sorunlar çıkması ihtimal dahilinde de olsa bu, şu anda Türkiye’den vazgeçebileceği anlamına gelmemektedir. Henüz AB tarafından tam olarak kabul görmeyen Türkiye ABD’yi de kaybetmesi durumunda uluslararası politikada iyice yalnızlaşacaktır. 2- ABD ile kurulan ilişkilerde, Türkiye aleyhine ABD kurumlarında görülen olumsuz tutumların Yönetim kaynaklı olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Kıbrıs’la ilgili olumsuz Amerikan tutumu hariç tutulursa, Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanan gerginliklerin daha çok Kongre’den kaynaklandığı gözlenmiştir. Örneğin, Türkiye’ye uygulanan Amerikan ambargosuna dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger muhalefet etmiş, ancak ambargo uygulanması için Kongre ısrarcı olmuştur. Yine sözde Ermeni soykırımı iddialarında Kongre’nin soykırımın tanınması yönündeki iradesine rağmen Amerikan yönetiminin buna karşı çıkması yönetimin Türkiye ile ilişkilere daha fazla önem verdiğini göstermektedir.

3- Kongre’nin genel tutumunun Türkiye aleyhtarlığı şeklinde belirdiği dikkate alındığında Türkiye’nin Kongre nezdinde lobicilik faaliyetlerine önem vermesinin gerekliliği daha iyi anlaşılır. Gerçi Türkiye için çalışan ve Kongre’de Türkiye lehine kararlar çıkması için çaba gösteren gruplar mevcuttur. Ancak bunlar daha çok Ermeni soykırımı tasarısı gibi somut olaylarda harekete geçmekte ve sürekli bir Türkiye imajı oluşturma gibi bir amaç içinde olmamaktadırlar. Türkiye’nin ABD için ne denli önemli olduğunu Kongre’ye de anlatacak çabalara Türkiye’nin de aktif destek sağlaması gerekmektedir.

4- Amerikan kamuoyunun Türkiye’yi hiç tanımadığı ve Türkiye’ye karşı oldukça kayıtsız olduğu düşünüldüğünde Amerikan kamuoyunun olumlu bir Türkiye imajı edinmesi için harekete geçilmesinin gerekli olduğu ortaya çıkar. Genel olarak dış politikaya fazla ilgi duymayan Amerikan kamuoyu medyadan fazlasıyla etkilenmektedir. Bu nedenle Amerikan medyasında çıkan Türkiye aleyhtarı yayınların Amerikan kamuoyu üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olacağı unutulmamalıdır.

5- ABD ile ilişkilerde gerçekçi olunmalıdır. ABD ile ilişkiler tamamen sona erdirilemeyeceği gibi ABD’nin bir süpergüç Türkiye’nin de bir bölge gücü olması nedeni ile iki ülke arasında asimetrik bir ilişki çok da anormal görülmemelidir. ABD’nin Türkiye gibi çok sayıda bölge gücü ile işbirliği içinde olduğu, dolayısıyla da Türkiye’nin ABD için o kadar da “özel“ olmadığı dikkate alınmalıdır.

*TASAM, Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu, Uzman

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Yakın zamanda Erivan’da iki AB toplantısı yapıldı: Birisi AB-Ermenistan zirvesi, diğeri de 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından sonra kurulan ve elli ülke başbakan veya devlet başkanının, bizden de Cumhurbaşkanı yardımcısının katıldığı Avrupa Siyasi Topluluğu. Aynı tarihlerde Fransa Cumhu...;

Irak, ekonomik kaynaklar, etnik çeşitlilik ve hassas bir jeostratejik konumdan oluşan karmaşık yapısal bir üçlünün iç içe geçmesi sonucunda aynı anda hem istikrar hem de istikrarsızlık unsurlarını barındıran istisnai bir Orta Doğu örneğidir. Bu benzersiz etkileşim, Irak’ı diğer ülkelere kıyasla süre...;

Irak, ekonomik kaynaklar, etnik çeşitlilik ve hassas bir jeostratejik konumdan oluşan karmaşık yapısal bir üçlünün iç içe geçmesi sonucunda aynı anda hem istikrar hem de istikrarsızlık unsurlarını barındıran istisnai bir Orta Doğu örneğidir. Bu benzersiz etkileşim, Irak’ı diğer ülkelere kıyasla süre...;

Türkiye tarımda zayıflarken gıdada ihracatçı hale geliyor. Bu yazı, bu çelişkiyi ithalata dayalı işleme modeli, çok uluslu şirketlerin artan etkisi ve üretim üzerindeki kontrolün el değiştirmesi üzerinden tartışıyor.;

DeepSeek, kuruluşundan bu yana sürdürdüğü dış sermayeyi reddetme tutumunu terk ederek devlet bağlantılı fonların öncülüğünde 50 milyar dolar değerleme bandında ilk yatırım turunu açmıştır.;

Kuzey ülkeler coğrafyasının iktisadi tecrübesi, genellikle homojen bir "kuzey başarısı" olarak tasvir edilse de Danimarka bu bütünün içinde en "esnek" ve adaptasyon kabiliyeti en yüksek halkayı temsil eder. İsveç’in merkeziyetçi endüstriyel planlaması veya Norveç’in kaynak odaklı etik disiplini ile ...;

Sıklıkla Napolyon'a atfedilen ve bir vecize haline gelen “düşmanın hata yaparken onu asla rahatsız etme” şeklindeki sözler Çin’in Ortadoğu konusundaki sessizliğini anlamak açısından bize anlamlı bir başlangıç noktası sunabilir. İran savaşının giderek derinleştiği ve kaotik bir hal aldığı şu günlerde...;

Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) bugün yani 1 Mayıs itibarıyla Petrol İhraç Eden Ülkeler Karteli OPEC’den ayrılıyor. Böylece BAE,1967'de katıldığı ortaklığı, 59 yıl sonra sonlandırıyor. İki yıl önce Angola 2024 de bu tercihi yaptığında, dünyada yankısı olmamıştı. Ama küresel petrol üretiminde ilk 10 ...;

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

11. İstanbul Güvenlik Konferansı (2025)

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.