Devletlerarası İşbirlikleri Ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği

Kategori Seçilmedi

Devletlerin birbirleriyle ilişkilerinde en sık karşılaşılan yöntem olan işbirliği kurma sürecinin nedenlerinin başında ulusal çıkarların maksimize edilmesi gelmesidir. Türkiye’de 1992 yılında oluşturulan Karadeniz Ekonomik İşbirliği ile siyasi, ekonomik ve jeopolitik çıkarlarını arttırmaya çalışmış ve bunda da bir dereceye kadar başarılı olmuştur.

GİRİŞ

Devletlerin neden işbirlikleri ile kendilerini bağladıkları ve karşılıklı bağımlılık ilişkisi içine girdikleri açıklamaya çalıştığımız temel sorudur. Bu soru etrafında örnek olarak Türkiye’nin Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİÖ) üyeliği irdelenmeye çalışılmıştır. Örneğin seçilmesinin temel nedeni ise aralarında uzun süredir, hatta yüzyılı aşkın süredir, sorun bulunan devletlerin bir arada bu örgütün kurucusu olarak yer almasıdır. Bu da devletlerinin geçmişlerinin ışında ama ona tamamen de uyan bir yol izlemektense, ödün veren bir politika izlediklerini ortaya çıkarmaktadır. Bu ödünün derecesi ve kurulan ilişkinin niteliği hem devletlerin dış politika çıktılarının analizini sağlamakta hem de uluslararası sisteme uyum sürecini anlamamızı kolaylaştırmaktadır.

Sorularımıza cevap ararken özellikle uluslararası ilişkiler ve ekonomik teoriler ışığında hareket edilmeye çalışılmıştır. Daha önce yapılan teorik çalışmaların bir tür derlenmesi ile iktisadi rakamların birlikteliği sağlanmaya ve sorunun cevabının daha net olarak ortaya çıkması sağlanmaya çalışılmıştır.

Devletlerin ulusal çıkar olarak tanımladıkları hususlar zaman içinde değişikliğe uğrayabilir. Türkiye için irticai faaliyetlerin yasaklanması ulusal çıkar adına yapılırken, ılımlı İslami hareketlerin desteklenmesi, Soğuk Savaş dönemlerinde ulusal çıkar olarak kabul görebilmektedir. Ancak bu uç değişikliklere rağmen devletlerin güvenlik, ekonomi ve siyasi çıkarlarını her zaman en yüksek düzeyde tutmaya ve geliştirmeye çalıştıklarını söyleyebilir. ulusal çıkar olarak tanımlanan amaca giden yollar, siyasi iktidarların bunlardan birinin diğerine baskın olarak ele alınması ile farklılık göstermektedir. Devletler işbirlikleri ile bu üç temel konuyu maksimize etmeye çalışırken, karşılıklı bağımlılık ilişkisi kurarak birbirleri için tehdit olma potansiyelini de en aza indirmektedir.

Bu çerçevede Türkiye’nin KEİÖ’ ne üyeliği ile hem bölge istikrarının oluşturulmasında söz sahibi olmuş hem de ekonomik ilişkilerini geliştirmiştir.

DEVLETLERİN BİRLİKTE DAVRANMA NEDENLERİ VE İŞBİRLİKLERİ

1648 Westphalia Barışı ile kurulan Klasik Güç Dengesi Sistemi, 1945-1992 arası yaşanan İki Kutuplu sistem ve 1992 sonrasında şahit olduğumuz tek merkezli sistemlerde egemen aktör olarak karşımıza devletler çıkmaktadır. Uluslararası ilişkiler denildiğinde de kastedilen devletlerin birbirleriyle olan ilişkileridir. Hangi dönemde olursa olsun egemen devletlerin birbirleriyle işbirliği içine girmeleri sözkonusudur. Devletleri işbirliğine ve birlikte davranmaya iten nedenlerin neler olduğu önemli sorudur. Çünkü uluslararası aktörlerin davranışlarının analizi için önemli ipuçları vermektedir. 20.yy.’ın ikinci yarısında Avrupa Topluluğu (AT) ile yola çıkan Avrupa,1991 sonrası Avrupa Birliği (AB) adı altında birlikte davranabilen egemen ulusların en başarılı örneğini oluşturmaktadır.

Devletlerin işbirliğine gitmesinin nedenlerini incelersek eski tarihlerden beri kendi potansiyel güçlerinin yetmediği noktalarda, devletlerin ortak hareket etmeye başladıklarını gözlemleyebiliriz. Bu dönemde devletlerin işbirliği oluşturmaları için benzer noktalarda oydaşmaları gerekmektedir ve aynı amaca ulaşmaya çalışmalıdırlar. 11.y.y. itibariyle yaşanan Haçlı Savaşları buna emsal olarak gösterilebilir. Bu örnekte birliktelik ruhunu sağlayan temel unsur ortak olan dindir. (Hristiyanlık) Amaç ise ortak olan düşmanın mağlup edilmesidir. Avrupa devletleri tek tek elde edemeyecekleri bir sonuç için birlikte hareket etmişlerdir. Buradaki hareket noktası askeri birlikteliğin sağlanması ile başarının elde edilmesidir. Benzer işbirlikleri 20.y.y.’da da görülmüştür. 1945 sonrası yaşanan İki Kutuplu Sistemde dünya devletleri NATO (Batı İttifakı) ve Varşova Paktı (Doğu İttifakı) ile askeri olarak karşı kutbun yok edilmesi gibi benzer amaçlar gütmüşlerdir. Her ne kadar din gibi ortak bir unsur olmasa da varolan ortak düşman işbirliklerinin gücünü arttırmıştır. Biz-öteki ayrımı dini kimliğinden sıyrılarak siyasi ve ideolojik bir nitelik kazanmıştır. Ancak 20.yy. itibariyle görülen farklılık, askeri işbirliklerinin ekonomik birliktelikler ile desteklenmesidir. Nitekim ABD tarafından OECC, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) tarafından Cominform örgütlenmeleri kurularak, devletlerin ekonomik olarak da işbirliği içinde olmaları sağlanmıştır. Bu ekonomik ilişkilerde asıl hedeflenen askeri olarak daha güçlü hale gelmektir. Dolayısıyla devletler yapılan işbirlikleri ile kendi güçlerini arttırmayı ve belirledikleri hedeflere daha çabuk ulaşmayı amaçlamaktadırlar.

Bunun yanında bir devletin ekonomik işbirliği ile hareket etmesinde ulusal zenginliğini maksimize etme amacı görülmektedir. Bugünün dünyasında ekonomik olarak her alanda kendi kendine yeten devletler bulunmamaktadır. Bu da devletleri diğer ülkelerden mal ithal ederek kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönlendirmektedir. Ortaya çıkan gelir kaybını minimize etmek için de devletler ihracat yaparak gelirlerini arttırmayı amaçlamaktadırlar. Böylece ortaya çıkan birbirlerine bağımlı ama farklı ulasal çıkarları olana egemen devletler tablosudur. ulusal refahını arttırmak isteyen devletler, hem bölgesel hem de global işbirliklerinin üyesi olarak birlikte hareket ederler. Bu şekilde kurulan işbirlikleri ve hatta ötesinde işbirliği örgütleri – ki uluslararası alanda aktör olma potansiyeli taşırlar- aynı zaman da devletlerin bulunduğu bölgede istikrar, barış gibi olumlu koşuların yaratılmaya çalışılacağını da belirterek siyasi nitelik de kazanırlar. Karadeniz Ekonomik İşbirliği ile bölge devletleri hem bölgedeki ticareti arttırmayı hem de 1992 sonrası bölgede yaşanan huzursuzlukları gidermeyi amaçladıklarını 1992 İstanbul Deklarasyonu ile ilan etmişlerdir. Aynı şekilde AB de her ne kadar bir ekonomik birlik olarak kurulmuş olsa da bir barış projesi olarak kendini yansıtmaktadır.

Askeri, siyasi ve ekonomik nedenlerin yanı sıra devletler prestijlerini arttırmak için de işbirliklerine yönelmektedirler. Kendi güçleri ile bir birlik yaratma fikri hem o devlete uluslararası bir prestij kazandırmakta hem de iktidara iç politika unsuru olarak kullanma imkanı tanımaktadır. 1953 yılında ABD desteği ile Türkiye’nin öderliğinde kurulan Bağdat Paktı ile amaçlanan Ortadoğu’ya SSCB’nin inmesinin engellenmesidir. Ancak söz konusu paktı kurarak Türkiye Ortadoğu’da bir bölgesel güç olabileceği imajını sağlamaya ve uluslararası alanda prestijini arttırmaya çalışmıştır. Prestij ittifakları ile hem ülkeler arasındaki işbirliği kuvvetlendirilmekte hem de devletlerin güç kapasitesi olduğundan fazla gösterilebilmektedir.

Her ne kadar ortak unsurlardan ya da fayda maksimizasyonundan yola çıkılsa da her işbirliğinin sonsuza dek sürmesi de mümkün değildir. İşbirlikleri ya entegrasyon yoluna giderek farklı bir seyir izlerler (AB örneğinde olduğu gibi) ya da sona ererler.(Bağdat Paktı’nda olduğu gibi.) İşbirliklerinin sona erme nedenlerinden biri uluslararası konjonktürdür. İşbirliğinin kurulmasına neden olan etken ortadan kalkınca işbirliğine de gerek kalmaz. Soğuk Savaş sonrası SSCB’nin çöküşü ile Varşova Paktının da dağılması gibi. Ancak belirttiğimiz gibi ortak noktalar yeniden tanımlanarak,yeni çıkar noktaları tespit edilerek, işbirliği devam ettirilebilir. Bu noktada da artık eski bir yapı değil, koşullara göre değişiklik gösteren ve kendini yenileyebilen bir yapıdan söz etmek mümkündür. Soğuk Savaş sonrası NATO’nun yeni amaçlar tanımlayarak yoluna devam etmesi örnek olarak verilebilir.Artık SSCB yoktur ve NATO Barış İçin Ortaklık ile Rusya’yı da kapsayarak uluslararası terörle mücadele gibi yeni bir hedef belirlemiştir.

Aynı zamanda devletlerin beklentileri de işbirliklerinin kaderini etkilemektedir. Devletler, işbirliklerini olduğundan daha fazla güçlü görüyorlarsa ve ona göre güçlerinin üstünde bir davranışa yöneliyorlarsa işbirliğinin uzun ömürlü olması beklenemez. 1954 yılında kurulan Balkan Antantında devletler gerçekleştiremeyecekleri hedefler belirledikleri için antantın ömrü kısa olmuştur.

Bunu dışında devletlerin iç meseleleri de işbirliklerini olumsuz etkileyebilmektedir. Yaşanan siyasi ya da ekonomik krizler, iktidar değişimleri dış politikaları da etkilemektedir. Irak’ta yapılan darbe ile iktidarın değişmesi bu ülkenin Bağdat Paktı’ndan çekilmesine bu da paktın dağılmasına neden olmuştur. 2000’li yıllarda Türkiye’de yaşanan ekonomik krizler ülkenin dış ticaretini olumsuz etkilemiş ve Gümrük Birliği gibi ekonomik işbirliklerinin sorgulanmasına neden olmuştur.

Son olarak devletlerin ekonomik, askeri ve siyasi çıkarlarını arttırmak ve böylece uluslararası alanda daha güçlü olabilmek için çeşitli işbirliklerine girdiklerini söyleyebiliriz. Ancak bu birlikteliklerin gücünü ve geleceğini belirleyen de yine onu meydana getiren devletlerdir.

KARADENİZ EKONOMİK İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ VE TÜRKİYE’NİN ÜYELİĞİ

-BİR ÖRNEK-

Türkiye neden Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİÖ)’ne üye olmuştur? Bu soru ile yukarıda açıklamaya çalıştığımız konuların uygulanması fırsatını da bulabiliriz. Öncelikle bölgede işbirliği fikrinin doğduğu konjonktürü ele almamız gerekmektedir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü ilk olarak bir işbirliği fikri olarak ortaya çıkmış ve 1992 İstanbul Deklarasyonu ile somutlaşmıştır. Rusya, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan, Türkiye, Bulgaristan, Moldova, Ukrayna, Arnavutluk ve Yunanistan’ın kurucu üye olduğu örgüt,1998 Yalta Bildirisi ile uluslararası bir aktör olarak uluslararası sistemde bir bölgesel aktör olarak ortaya çıkmıştır.

İşbirliğinin oluşturulmaya çalışıldığı yıllar SSCB’nin dağıldığı ve Karadeniz havzasında istikrarsızlığın arttığı ve karışıklığın hakim olduğu bir dönemdir. Çeçenistan’ da yaşanan gerginlikler istikrarsızlığı arttıran önemli bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Söz konusu olan Karadeniz bölgesi, 350 milyon insanın yaşadığı son derece zengin doğalgaz ve petrol rezervine sahip (Dünya doğalgaz rezervinin %27’si bölgededir) bulunmaktadır. Bu da bölgenin ekonomik potansiyelini göstermektedir. Söz konusu işbirliği ile Türkiye SSCB’nin dağılmasından sonra Kafkaslar ve Karadeniz havzasındaki istikrarsızlığı azaltmaya çaba sarf etmiştir.

Bölge ülkeleri böyle bir ortamda barış ve istikrarı tesis etmek için yola çıkmışlardır. Bunun için kullanılacak yol ise ekonomik işbirliğinin arttırılmasıdır. 1992’de İstanbul’da yapılan ilk toplantı ile örgütün amacı olarak bölgesel ekonomik işbirliği ile bölgedeki istikrar, zenginlik ve güvenliğin korunması ifade edilmiştir. Bunun yanında Karadeniz bölge ekonomisinin Avrupa ve dünya ekonomisi ile bütünleştirilmesi amaçlanmaktadır. Devletlerin kendi sınır güvenliklerini koruma amacları her şeye rağmen ön plana çıkmaktadır.

Bunun yanında ekonomik işbirliğinin arttırılması için de devletler belirli noktalarda anlaşmaya varmışlardır. Öncelikle İşadamları Konseyi ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi’nin (KEİPA) kurulması ve işlevsellik kazandırılması ile ülkeler arasındaki iletişim seviyesi arttırılmıştır. Bunu yanında gerçekleştirilen projeler ile altyapı eksiklikleri tamamlanmıştır. Bu bağlamda ITUR Projesi (Türkiye, Ukrayna ve Rusya’nın deniz altından optik kablo sistemi ile bağlanması), KAFOS Sistemi (İstanbul-Varna-Kişinev irtibatının sağlanması) ve Trans-Balkan Hattı (TBL) ile devletler arasındaki ilişki geliştirilmiştir. Bunun yanında enerji, tarım ve yatırım alanlarında da KEİÖ ortak hedefler belirlemeye çalışmaktadır.

Burada özellikle üzerinde durulması gereken Türkiye açısından KEİ’ den elde edilen kazanımların olup olmadığıdır. Türkiye’nin bölge ülkeleri ile yaptığı ithalat verileri yol gösterici olabilecektir:

TABLO 1

KEİÖ ÜYELERİ İLE İTHALAT (US$)

YILLAR

TOPLAM

HAMMADDE

TÜKETİM MADDELERİ

1992

1,743,791,987

1,409,926,157

176,960,038

1993

2,766,023,124

2,222,058,464

299,007,583

1994

2,166,461,870

1,874,927,866

128,197,630

1995

3,998,112,874

3,440,245,489

157,992,338

1996

3,817,535,477

3,181,710,125

354,593,010

1997

4,468,396,629

3,701,447,369

321,031,494

1998

4,330,604,872

3,162,907,262

726,249,984

1999

4,297,117,285

3,059,470,675

904,582,183

2000

6,699,064,288

4,142,354,197

2,084,025,250

Yukarıdaki verilerden de anlaşılacağı üzere 1992-1999 arasında ithalat yüksek bir artış göstermiştir. Yıl bazında değerlendirildiğinde dalgalanmalar olmasına rağmen, sürecin geneline baktığımızda artış ciddi olarak kendini göstermektedir. Üye ülkelerin iç siyasi gelişmelerini ve ekonomik gelişmelerini de değerlendirmelerde göz önünde bulundurmak gerekir. Her şeye rağmen üye olan ülkelerin büyük bölümü henüz ekonomik gelişmelerini tam olarak sağlayamamışlardır.

Bunun yanında ihracattaki seyri izlersek aşağıdaki tablo açıklayıcı olabilecektir:

TABLO 2

KEİÖ İLE İHRACAT (US$)

YILLAR

TOPLAM

HAMMADDE

TÜKETİM

MADDESİ

1992

1,003,326,258

298,372,290

468,517,647

1993

1,041,006,679

260,644,172

585,139,307

1994

1,636,539,363

322,493,161

1,021,598,827

1995

2,425,529,476

491,135,222

1,599,216,935

1996

2,880,145,547

614,368,036

1,788,670,480

1997

3,782,168,635

826,492,413

2,457,030,893

1998

3,229,901,189

826,009,758

1,935,798,371

1999

2,171,627,779

676,376,428

1,134,065,729

2000

2,368,183,684

847,456,819

1,071,857,040

Tüketim malı ihracatında ciddi bir artış görülebilmektedir.Tüketim mallarının ithalatındaki artışın yanında hammadde ithalatında önemli artış görünmektedir. Bu tablo Türkiye’nin bölge ülkelerine tüketim malı ihraç ederken bölge ülkelerinden hammadde ithalat ettiğini göstermektedir. Dolayısıyla Türkiye ithal ettiği hammaddeyi sanayi kollarında kullanarak ekonomisinin gelişimine katkıda bulunmaktadır.

Türkiye’nin KEİ’ den ekonomik olarak amacına yaklaştığını ve bölge ülkeleri ile ticaretini arttırarak ulusal zenginliğini geliştirdiğini söyleyebiliriz.

KEİ fikri ilk olarak 1990’da ortaya atılmıştır. Bu tarih Avrupa Topluluğunun Türkiye’nin tam üyelik başvurusunu reddettiği 1989’dan bir yıl sonrasına tekabül etmektedir. Böyle bir işbirliğinin kurulması ile Türkiye AT’ ye alternatifler yaratabileceğini göstermeye çalışarak uluslar arası alanda prestijini arttırmayı başarmıştır.

Dolayısıyla KEİÖ’ nün gerek kuruluş aşaması gerekse uygulanışı Türk Dış Politikası açısından bir başarı olarak değerlendirilebilirken işbirliğinden tüm kazanımların elde edildiğini de söyleyebiliriz. Ancak KEİÖ üyesi devletlerin gerek iç politik gelişmeleri gerekse birbirleriyle olan gergin ilişkileri örgütün etkinliğini ve ekonomik alanlar hariç ortak hareket etme potansiyelini azaltmaktadır. Mesela Çeçenistan sorunu, Türk-Yunan ilişkilerinde yaşana önemsel gerginlikler, Azerbaycan- Ermenistan arasındaki toprak sorunları ilk olarak dikkat çeken örgütün geleceğini de tehdit eden olaylar olarak değerlendirilebilir.

KEİÖ’ nün hayata geçirilmesi ile Türkiye bölge devletleri ile ekonomik ilişkilerini geliştirirken, güvenliğini sağlamış ve bir uluslararası örgütü kurabilecek deneyim ve kapasitede olduğunu göstererek prestijini arttırmaktadır. Dolayısıyla bu örgüt Türkiye açısından sadece bir ekonomik işbirliği anlamı taşımamaktadır. Yeni bir ekonomik sistemde etkin bir rol alabileceğinin ve bölgesel güç olabileceğinin göstergesi olarak algılanmaktadır.

SONUÇ

Tarihsel süreç içinde devletlerin çeşitli nedenler birbirleriyle işbirlikleri içine girmeleri söz konusu olmuştur. Bu hareket devletlerin birbirlerine muhtaç olması ve boyun eğmesi olarak algılanmamış aksine her devletin kendi amaçlarını gerçekleştirebilecekleri fırsatlar olarak ele alınmıştır. Askeri işbirlikleri gelişen dünya ile birlikte ekonomik işbirlikleri ile tamamlanmaya çalışılmış ve devletler güçlerini arttırmak için bilimsel işbirlikleri de dahil her alternatifi değerlendirmiştir.

Uluslararası politikaların belirlenmesi ve bölgesel çıkarların korunması için bölgesel örgütlenmelere ve işbirliklerine yönelinmiş ve global barış ve istikrar için önce bölgeselleşme ele alınmıştır. Bu bağlamda Türkiye KEİÖ ile hem küresel dünyaya entegrasyonunu sağlamaya çaba harcamış hem de sorun yaşadığı bölge ülkeleri ile yani anlaşma platformu oluşturmuştur. Özellikle KEİPA bunun için önemli bir fırsat olarak değerlendirilmiştir.

Üye devletler arasında mevcut olan ve daha sonra ortaya çıkabilecek olan siyasi anlaşmazlıklar her ne kadar işbirliğinin geleceği üzerine gölge düşürse de on iki yıllık geçmişi son derece başarılı olmuştur.

KAYNAKÇA

Erişim Siteleriwww.mfa.gov.tr

www.ceterisparibus.net

www.belgenet.com

Yasal Uyarı: Bu bölümde yayınlanan denemeler genç yazarlar tarafından kaleme alınmıştır. Denemelerin içeriğinden yazarlar sorumludur.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2850 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1152
TASAM Avrupa 23 662
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 303
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu; “Ticaret Koridorları Güvenliği ve Türkiye” ana temasıyla TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 28 Kasım 2025 tarihinde, Wish More Hotel İstanbul’da yapılan 11. İstanbul Güvenlik Konferansı eş-etkinliği olarak birlikte icra edilmiştir.;

8. Türkiye- Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu; “Afrika Güvenlik Mimarisi ve Türkiye” ana temasıyla TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 28 Kasım 2025 tarihinde, Wish More Hotel İstanbul’da yapılan 11. İstanbul Güvenlik Konferansı eş-etkinliği olarak birlikte icra edilmiştir. ...;

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu; “Güvenlik ve İstihbarat Entegrasyon Modelleri” ana temasıyla TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 27 ve 28 Kasım 2025 tarihinde, Wish More Hotel Istanbul’da yapılan 11. İstanbul Güvenlik Konferansı eş-etkinliği olarak birlikte icra edilmiştir. ;

Türkiye’de ilk kez 2015 yılında düzenlenen ve bu yıl onuncusu gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı, “Savunma, Güvenlik ve İstihbarat Devrimi: Doktrin, Yönetişim, Endüstri, Yeni Model ve Kurumlar“ ana teması ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 27 -28 Kasım 2025 tarihind...;

“Dünya Savaşı”nı sadece birçok ülkenin katıldığı bir çatışma olarak tanımlamak zor. Bu aynı zamanda küresel güç hiyerarşisinin (patronun kim olduğunun) şiddet yoluyla değişmesi anlamına da geliyor. Tarih, bu değişim sancılarının nadiren kansız olduğunu gösteriyor.;

Trump’ın idaresindeki Amerika’nın davranışları tecviz edilemez ancak bunları hesapsız kitapsız kişisel kapris saymak da yanlış olur.;

Venezuela başkanı Maduro ve eşinin bir gece ansızın derdest edilip New York’taki bir gözaltı merkezinde tutuklu olarak bulundurulması ve Pazartesi gününden itibaren Güney New York mahkemesinde yargılanmaya başlaması akıllara bir kaç soru ve endişe getiriyor. ;

Maduro’ya yönelik şok edici bir operasyon icra eden Trump yönetimi “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” dedi. Bu hamle ABD–Çin rekabetini Venezuela üzerinden yeniden tanımlayan tarihi bir kırılma. Aslında 2019’dan bu yana bölgede farklı bir denklem var. ABD'nin temel endişesi Çin’in Latin Amerika’daki k...;

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

11. İstanbul Güvenlik Konferansı (2025)

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.