Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu’nun istifası, Türk siyasetini yeniden ısındırdı. Mumcu’nun istifası, tek başına belki "siyaset yeniden ısınıyor" saptamasını yapmak için yeterli değil ama, istifa sonrası yaptığı açıklamalarda "yeni bir parti" sinyali vermesinin altını çizmek gerekiyor.
Türkiye’de küreselleşme sürecinin çoğunlukla "ekonomik boyutu" tartışılıyor. Oysa küreselleşme siyaset üzerinde de önemli etkilerde bulunuyor. Küresel süreçte ekonomi ile siyaseti birbirinden ayırmak, neredeyse imkansız hale geliyor.
Küresel süreci yöneten aktörler, özellikle siyaset üzerinde bir hakimiyet kurmak istiyorlar. Çünkü ekonomik gelişmelerin kararını da siyaset mekanizmaları veriyor. Çok uluslu şirketlerin yapacağı yatırımlarda, teşvik verilecek yer ve firmaların tesbitinde, finansal hizmetlerin alacağı şekillerde siyaset kurumu önemli bir karar mekanizması olarak rol oynuyor.
Küresel süreç, demokrasisi işleyen, serbest pazar ekonomisi sorunsuz yürüyen ve siyasal istikrara sahip ülkeler istiyor. Çok uluslu şirketler, yatırım yapmak için yukarıda saydığımız bu kıstasları ölçü alıyorlar. Zaman içinde bu kıstasların herhangi birinde ortaya çıkan sorun ise yabancı yatırımın o ülkeden hemen ayrılmasına neden oluyor.
Siyasal istikrar, küresel süreç için ayrı bir önem taşıyor. Çünkü siyasetteki istikrar, yatırımların uzun vadeli olmasını sağlıyor, güven unsurunu oluşturuyor. Siyasal istikrarsızlık, yabancı sermayeyi ürkütüyor, bilinmezlerin çoğalması endişeleri artırıyor.
Türkiye’ye yönelik son aylarda görülen yabancı sermaye ilgisini de işte bu siyasetteki “belirlilik katsayısının“ artışına bağlamak mümkündür. Tek başına bir siyasal partinin iktidarda olması, küresel süreç aktörleri açısından olumlu bulunmaktadır.
Türk Siyasetinde Sarıgül Ve Mumcu Faktörü
Türk siyasetinde son aylarda yaşanan gelişmeler, Türkiye’deki siyasal belirlilik katsayısında bir düşüşün olacağı izlenimi vermektedir. Muhalefet partisi CHP’de yaşanan "Mustafa Sarıgül krizi" bunun ilk işaretlerini verdi. Sarıgül’ün önemli bir medya desteğini arkasına alarak, CHP kongresinde Deniz Baykal’a karşı rakip olması, çok iddialı açıklamalarda bulunarak "Başbakan olmaya geliyorum!" demesi, "Sarıgül bu gücü nereden alıyor, kime güveniyor?" yorumlarına neden olmuştu.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın kongrede yaptığı konuşmada, "CHP’ye yönelik bir haçlı saldırısı var, dış güçler CHP’yi parçalamak istiyor" şeklindeki sözlerini de bir kenara not etmek gerekiyor.
Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu’nun hem bakanlıktan hem de AKP’den istifa etmesi ise deyim yerindeyse siyaset kulislerini derinden sarstı. Oysa dışarıdan bakıldığında AKP içinde hiç de öyle istifayı gerektirecek olumsuz bir durumun olmadığı izlenimi ediniliyordu. Bakan Mumcu, sadece istifa etmemiş, ayrıca daha düne kadar kabinesinde yer aldığı AKP’ye yönelik sert eleştirilerde de bulunmuştu.
Peki ama Mumcu, kendi deyimiyle hükümetin halktan kopuk olduğunu, popülizm yaptığını, sorunları çözmek yerine zamana yayma siyaseti izlediğini yeni mi öğrenmişti? Hükümet kurulalı iki buçuk yılı geçti; Mumcu bu süre içinde neden acaba şimdi hükümete yönelik eleştirilerinden hiç değilse bazılarını kamuoyuyla paylaşma ihtiyacı hissetmemişti?..
Mumcu’nun istifasında şöyle bir hava seziliyor: “Birileri“ düğmeye bastı ve AKP içindeki muhalif kanat harekete geçti. Mumcu yalnız değil, bir süre sonra bazı milletvekillerinin de AKP’den istifa etmesi bekleniyor. (Bu satırlar kaleme alındığı sırada ilk istifa da geldi zaten, AKP Malatya milletvekili Süleyman Sarıbaş partisinden istifa etti.)
Mumcu’nun yaptığı açıklamalardan, aldığı istifa kararının “bireysel bir karar“ olmadığı, “belirli bir ekiple“ hareket edeceği anlaşılıyor. Kimi yayın organlarında yer alan “Kemal Derviş ile birlikte parti kuracağı“ haberlerini bir kenara not etmek gerekiyor. Çünkü Kemal Derviş, şu sıralar dar bir ekiple Türk siyasetinin geleceğine yönelik çalışmalar yapıyor. Siyasetteki gelişmeleri çok yakından izleyen Kemal Derviş, “risk almayan“ yapısıyla CHP içindeki kongre sürecinden bilerek uzak durdu. Derviş, şu anki yapısıyla CHP içinde bir başarı elde edemeyeceğinin farkında, bu nedenle yeni açılımlar arıyor. Erkan Mumcu-Kemal Derviş
birlikteliği, “sosyal/liberal sentez“ için uygun gibi görünüyor…
Şimdi siyaset kulislerinde, yeni partiler ve istifalar konuşuluyor. Oysa ki daha kısa süre önceye kadar Türk siyasetinin uzun yıllardan sonra belirli bir istikrara kavuştuğu ifade ediliyordu. İşte “peki ama düğmeye kim bastı?“ sorusu tam da bu noktada cevabını arıyor?
Ne oldu da Meclis’teki tek muhalefet partisi olan CHP’nin içi birden bire karıştı ve kısa sürede olağanüstü kongreye gitme ihtiyacı duyuldu? İktidar partisi birlik bütünlük içinde bir görüntü verirken ne oldu da bakanlarından biri hükümete sert eleştiriler yönelterek, hem bakanlıktan hem de partisinden istifa etti?
Siyaset Mühendisliği “Milli İrade“ye Karşı
Son günlerdeki gelişmeler analiz edildiğinde Türk siyasetinin yeni baştan “dizayn edilmek istendiği“ kuşkusu uyanıyor. Demokrasimiz açısından son derece sakıncalı olan böyle bir durum, “vesayet altında bir siyaset“ görüntüsü veriyor. Siyasi partilerin, kendi iradeleri dışında birtakım yapılanmalara maruz bırakılmaları, halkın iradesinin hiçe sayılması anlamına geliyor. “Siyaset mühendisleri“nin, Türk siyasetini yeni baştan dizayn etmek için kolları sıvadığı, gelişmelerden açıkça anlaşılıyor.
Deniz Baykal’ın dış güçler tarafından CHP’ye yönelik “haçlı savaşı“ başlatıldığı uyarısında bulunmasını yabana atmamak; ellerini AKP’nin içine uzatan siyaset mühendislerinin de aslında “istediğimiz zaman alternatif bir parti oluşturabiliriz“ mesajı verdiğini görmek gerekiyor.
Türk siyasetinin halkın iradesi dışında şekillendirilmesi çok önemli tehlikeleri de beraberinde getirecektir. Küresel aktörlerin, ekonomik ve siyasal çıkarlarını Türk siyaseti üzerinden hayata geçirme hesaplarına karşı çıkılmalıdır. Türk siyasetinin kendi inisiyatifiyle karar alma mekanizmasının köreltilmesi, siyasi aktörlerin bireysel arzuları dışında hareket etmeye zorlanması, Türkiye’nin demokratikleşme çabalarını da baltalayacaktır.
Halkın dışında başka güçlerin Türk siyasetine “biçtiği elbise“nin dar geleceği bilinmelidir. Türk siyaseti üzerindeki “mühendislik“ çalışmaları yakından izlenmeli, geçmişte yaşanan kötü deneyimlerden ders alınarak, “milli iradeye“ sahip çıkılmalıdır.
* TASAM, Siyaset Bilimi ve Sosyokültürel Çalışma Grubu Proje Yöneticisi