17 Aralık Türkiye Için Ne Anlam İfade Ediyor?

Makale

1959 yılında ortaklık başvurusu ile başlayan Türkiye-AB ilişkileri 17 Aralık 2004 tarihinde önemli bir noktaya geldi. 17 Aralık’ta AB Devlet ve hükümet başkanları Türkiye açısından milat sayılabilecek önemli bir karara imzalarını atmıştır. 3 Ekim 2005 tarihinde tam üyelik müzakerelerinin başlayabileceğini deklare eden bu karar içerik olarak kimilerine göre sorunlu olarak da görülse Türkiye için bir milat sayılabilir niteliktedir....

Türkiye İçin Bir Milat

1959 yılında ortaklık başvurusu ile başlayan Türkiye-AB ilişkileri 17 Aralık 2004 tarihinde önemli bir noktaya geldi. 17 Aralık’ta AB Devlet ve hükümet başkanları Türkiye açısından milat sayılabilecek önemli bir karara imzalarını atmıştır. 3 Ekim 2005 tarihinde tam üyelik müzakerelerinin başlayabileceğini deklare eden bu karar içerik olarak kimilerine göre sorunlu olarak da görülse Türkiye için bir milat sayılabilir niteliktedir.

3 Ekim Türkiye için bir çok şeyin tabu olmaktan çıkacağı barış, hoşgörü, demokrasi ve insan hakları gibi insani değerlerin bu ülkede de yeşermesine ve Türkiye’nin kendi iç dinamiklerini hareket ettirmesine öncüllük edecektir. Bu tarihten itibaren Türkiye’de ekonomik, siyasal, hukuksal, sosyo-kültürel ve psikolojik yapılarda önemli bir dönüşüm başlayacaktır.

Konjonktür Değişiyor

Avrupa Parlamentosu (AP) 15 Aralık 2004 tarihinde 2/3 oy çokluğu ile Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda olumlu bir karar almıştır. Bundan on yıl önce AP’den böyle bir kararın çıkması hayal bile edilemezdi. Avrupalı Yeşillerin ve özellikle Sosyalistlerin Türkiye’ye verdiği desteğin altı çizilmesi gerekir. 17 Aralık zirvesinde özellikle Fransa ve Avusturya’nın Türkiye’nin nihai olarak AB’ye tam üye olup olamayacakları konusunu referanduma götüreceklerini açıklamaları tam anlamıyla "siyasi bir manevra” olarak değerlendirilmelidir. Kaldı ki, böyle bir durum söz konusu olsa bile yadırganmamalıdır. Zira, Türkiye ile ilgili müzakereler ne zaman biter bunu kestirmek güç olsa da netice de müzakerelerin sonucunda ortaya çıkan “Katılım Antlaşması”nın üye ülkelerin iç hukuk usullerine göre onaylanması gerekir. Bu nedenle hangi ülkenin böyle bir antlaşmayı ne şekilde iç hukukuna geçireceğini şimdiden kestirmek de zordur. Avusturya Başbakanı Schüssel 17 Aralık 2004’te Türkiye’nin tam üyeliği konusunu her ne kadar referanduma götüreceklerine açıklamış olsa da, Avusturya’da ana muhalefet partisi konumunda bulunan Sosyal Demokrat Parti bundan yıllar sonra başka iktidarları da bağlayacak olan böyle bir fikri desteklemeyeceğini açıklamıştır

Türkiye’nin önünde bir AB vizyonu vardır. AB’nin de çıkarları…AB bulunduğu çoğrafyaya (kendi üyelerine) kendi iç dinamikleri ile refah, zenginlik ve güvenlik getirmiştir. Ancak kuruluşundan gönümüze 53 yıl geçmiş ve belli bir doygunluğa ulaşmıştır. AB’nin motoru durumunda olan Almanya ve Fransa bile Mastricht kriterlerine uymakta zorlanmaktadır. 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’nin 10 ülkeyi birden bünyesine katması Birlik’e yeni bir ivme kazandırma amacını taşımaktadır. Aynı şekilde Türkiye gibi genç nüfusa sahip bir ülkenin Müslüman bile olsa AB’ye tam üye yapılması 42 yaş ortalamasına sahip bir AB için önemli görülmektedir. Bu anlamda önümüzdeki on yılda aklı selim galip gelecek, AB’nin Türkiye’ye olan ihtiyacı daha da gün yüzüne çıkacaktır.

Türkiye Avrupa Değerler Sistemine Entegre Olacak

3 Ekim 2004’den itibaren 31 ila 39 arasında değişen konu başlıklarında çetin bir müzakere süreci başlayacaktır. Daha şimdiden AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun mevzuatla ilgili taramaların müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim 2004 tarihi öncesinde bitirilmesi yönünde bir teklifte bulunması AB’nin konuyu ne kadar ciddiye aldığını göstermektedir. Bu tarihten itibaren Türkiye’de her konu teknik anlamda enine boyuna tartışılacaktır. Gerçek anlamda Türkiye bilgi toplumuna geçmiş bir dünyada kendi pozisyonunu dahi iyi görme imkânını elde etmiş olacaktır. Hangi noktada eksik kalmış, hangi konularda Avrupa değerler sistemiyle çatışan problemleri var tüm bunları yakından müşahede edecektir. Bu süreç Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasından çok kendi gerçeklerine vakıf olarak çağdaş değerlere entegre olması bakımından önemli görülmelidir. AB müktesabatına uyum bu anlamda Türkiye’nin bilgi toplumuna dönüşmesine dolayısıyla siyasal, hukuksal, soysa-kültürel ve psikolojik yapılarının da değişmesine yol açacaktır. Müzakereler sonucunda Türkiye öyle bir konuma gelebilir ki, AB’ye tam üye olma ihtiyacı bile kalmayabilir…Türkiye için bu nokta tam üyelikten bile daha önemlidir. Müzakere sürecinin sivil toplum, bürokrasi ve genel olarak tüm toplumu kucaklayan bir toplumsal konsensüsle geçmesi milli çıkarlarımıza daha uygun olacaktır. Türkiye müzakere masasında onurlu olmalı ve kendi potansiyeline güvenmelidir.

* TASAM Proje Yöneticisi, Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2554 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 992
Avrupa 13 613
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1277 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1913 ) Etkinlik ( 71 )
Alanlar
Türkiye 71 1913

Son Eklenenler