Türkiye’nin yeni siyasi elitleri, 2004 yılında, yeni bir dış politika çizgisi belirlediler. Bu açıdan, şimdilerde, Türkiye’nin yeni dış politika yönelimlerine giriştiği konusunda ortak bir görüş mevcuttur. Türkiye’nin siyasi ve ekonomik reform süreçleri, ülke içinde hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarının gelişmesine zemin hazırladı ve de önceki yıllardan kalma kriz eğilimli ekonomisini istikrara kavuşturdu. Türkiye büyük Ortadoğu coğrafyasında demokrasi ve güvenliğin uzlaşma içinde olduğu tek ülkedir ve bu başarı bölgesel ve uluslar arası düzeyde yürüttüğü ilişkilerde kendine güven sağlamaktadır.
Ankara yakın komşularıyla problemlerini asgari düzeye çekmeyi başarmıştır. İlişkilerini en iyi düzeyde geliştirdiği başlıca ülkeler Rusya Federasyonu, Yunanistan, İran ve Suriye olmuştur. Türkiye’nin Balkanlar’dan Ortadoğu’ya uzanan ve kendisine komşu olan bölgelerde ise hemen hemen hiç problemi yoktur. Türk karar alıcıları bu bölgelere yönelik olarak yapıcı bir politika izlemiştir. Bu tutum, Türkiye’nin bir dereceye kadar içinde bulunduğu sorunlar açısından gözle görünür niteliktedir. İçlerinde en problemli olanı ise, Kıbrıs meselesidir. Türkiye ve Kuzey Kıbrıslı Türk halkı Nisan ayında gerçekleşen referandumda tavırlalrını ve oylarını, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın ismi verilen BM ve AB planı lehinde kullanmışlardı. Ayrıca Türkiye, Kafkasya’da Azerbaycan-Ermenistan arasında yaşanan çatışmada bir aracı rolü oynamıştı.
Türkiye’nin aktif olarak yürüttüğü barışı destekleyici tutumu Filistin sorunu ve Irak krizinde de etkili oldu. Türkiye’nin Başbakanı, işgal altındaki topraklarda gerçekleşen Şaron rejiminin şiddetini, devlet terörizmi olarak nitelendirdi. Ayrıca Ankara, Irak’taki koalisyon güçlerinin Telafar ve Felluce operasyonlarına da tepki gösterdi. Türkiye halen Afganistan’daki Türk yetkililerin sivil yönetişime olan katkılarıyla aktif politika izlemektedir. Türkiye, sonraki dönemlerde ise, bölgede konuşlanan ISAF güçlerinin de komutasını devralacaktır.
Türkiye’nin bölgesel düzeydeki barış arayışlarının ve barışa olan katkısının aynı zamanda küresel düzeyde de geçerli olduğunu söylemek mümkün. Türkiye AB ile tam üyelik için müzakere tarihi almış ve AB’ye girme yolunda çok kararlı bir tutum sergilemiştir. Türk parlamentosunun, 2003 Mart’ında, ABD birliklerinin Türk topraklarını kullanarak Irak’a girmeleri ile ilgili olarak kullandıkları hayır oyu sonrasında, stratejik ortaklığın daha eşit bir ortaklığa dönüşmesine rağmen, Türk- Amerikan ilişkileri iyi ve olumlu bir yolda ilerlemektedir. Türkiye AB ile bütünleşmesini medeniyetler diyalogunun ulaşılmasında bir amaç olarak görürken, aynı zamanda terörle savaş ve diğer benzer meselelerde de meşruiyetin altını çizmektedir. Türkiye’nin AB ve ABD’le olan dengeli ilişkileri komşu bölgelerdeki imajının düzelmesine de olanak sağlayacaktır.
Türkiye’nin AB ve ABD ile olan eşit derecede mesafesini koruması da ne denli başarılı politikalar izlediğinin göstergesidir. Örneğin Türkiye, Irak ve Filistin’e yönelik olan politikalarında AB politikalarına daha yakın bir tutum sergilerken, aynı zamanda, Balkanlar ve Kıbrıs meselesinde de ABD ile aynı çizgiyi izlemektedir. Türkiye’nin yeni politika yönelimleri, uluslar arası ilişkilerde demokratik meşruiyet fikrine öncelik vermekte, dünya politikasında BM’nin hala daha ciddi öneme sahip ve geçerli rolüne vurgu yapmaktadır
Ankara bir çok önemli uluslar arası örgütte yeni etkinliklere de sahiptir. NATO İstanbul’da başarılı bir Zirve gerçekleştirmiştir ve Türkiye’nin muhtemelen aktif rol oynayacağı NATO’nun Orta Doğu’daki potansiyel rolü üzerinde çeşitli görüşler öne sürülmüştür. Demokratik bir oylamayla, bir Türk, İslam Konferansı Örgütü’ne (İKÖ) genel sekreter seçilmiştir. İKÖ, tarihinde ilk kez, genel sekreterini demokratik bir oylamayla seçmiştir. Bu durum da, Türkiye’nin İslam ülkeleri arasında artan prestijinin açık bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika inisiyatifinde Türkiye’nin oynayacağı etkin rol G-8 zirvesi sonrasında Fas’ta toplanan zirvede üzerinde uzlaşılan bir olgu olmuştur.
Türkiye’nin 2004 yılında sürdürdüğü dış politikasına bakıldığında bardağın yarısından fazlasının dolu olduğu görülmektedir. Türk demokrasisi yüksek standartlara ulaşmıştır ve iç politikadaki bu demokratik kazanım dış politikaya da yansıtılmıştır. Türkiye’nin yeni elitleri toplumsal taleplere ayrı bir önem atfetmiş ve onları politika oluşturma sürecine dâhil etmiştir. Dış politikanın toplumsal yapılandırılması, uluslar arası kuralların ve normların benimsenmesi, izlenen aktif ve dinamik bir diplomasi bu olumlu manzaranın kaynaklarını oluşturmaktadır. Türkiye örneği, Orta Doğu’nun istisnailiğini bir anlamda yalanlamakta ve karmaşa ve istikrarsızlıktan uzaklaşma açısından örnek teşkil etmektedir. Halka biraz daha güven duymak, çok çalışmak, reformlar ve iyi niyet doğrultusunda hareket etmek şüphesiz bu coğrafyada çok şey değiştirecektir.