Anayasa Değişiklik Paketini Anlama Kılavuzu III

Haber

MADDE 14- Anayasa’nın 144. maddesi kenar başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “G. Adalet hizmetlerinin denetimi MADDE 144- Adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişleri eliyle yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”...

       MADDE 14- Anayasa’nın 144. maddesi kenar başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“G. Adalet hizmetlerinin denetimi

MADDE 144- Adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişleri eliyle yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”

Hakim ve savcılar görevlerinde bağımsızdırlar. Bir hakim ya da savcı duruşma salonundan içeri girdiği an hiç kimseden emir almaz. Hakim ve savcılar arasında, görevli olduğu mahkemelerin niteliği ne olursa olsun hiyerarşik bir ilişki de kurulamaz. Ancak aynı hakim ve savcılar idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığı’na bağlıdır. Zira Adalet Bakanlığı, TBMM önünde adalet hizmetlerinin idari anlamda yönetimi ve denetiminden sorumludur. Şu halde hakim ve savcılar üzerindeki denetimi ikiye ayırmak gerekir:

  • Yargı görevi açısından denetim yetkisi ve
  • İdari açıdan denetim yetkisi.

(Örneğin yargı yetkisini kullanan bir hakim bakmakta olduğu davada kasten hukuka aykırı bir davranışta bulunur ise bu yargı görevi yönünden bir denetimi gerektirir. Buna mukabil aynı hakim mesai saatlerine riayet etmez ya da kendisine tahsis edilen aracı başka bir amaç için kullanır ise bu da idari açıdan denetimi gerektirir.)

Halen anayasaya göre Hâkim ve savcılarla ilgili denetim, hem yargı görevi hem de idari açıdan halen Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılmaktadır. Adalet müfettişleri ise Teftiş Kurulu bünyesinde ve Adalet Bakanlığına bağlı olarak görev yapmaktadır. Bu müfettişlerin hiyerarşik amiri de şüphe yok ki Adalet Bakanıdır. Bu durum, yargı bağımsızlığı ilkesini önemli ölçüde zedelemektedir.
Anayasa değişiklik paketi, hâkim ve savcıların yargı görevi yönünden denetimi yetkisini Adalet Bakanlığından alarak, HSYK’ya devretmektedir. Bu, şüphesiz olumlu yönde bir değişikliktir. Hâkim ve savcıları yargı görevi yönünden denetim yetkisinin HSYK’ya devredilmesi üzerine, Kurulun denetim yetkisinin dışında kalan ve yargı göreviyle ilgili olmayan adalet hizmetlerinin denetimi için Adalet Bakanlığına bağlı yeni bir Teftiş Kurulunun kurulması öngörülmektedir.

MADDE 15- Anayasa’nın 145. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 145- Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.

Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

 

İlgili değişiklik ile askerî yargı ve görev alanı kısmen yeniden düzenlenmektedir. Anayasa’nın 145. Maddesi halen askerî yargının görev alanını oldukça geniş tutmaktadır. Bu durum, bazen yargı mercileri arasında görev uyuşmazlıklarına neden olabilmektedir. Dahası gene aynı anayasada askeri mahkemelerin bağımsızlığını zedeleyici kimi hükümler bulunmaktadır.

Burada dört noktanın altını çizmek gerekir:

     -  İlk olarak, bilindiği üzere Türk Ceza Kanunu, yüzlerce insan davranışını tanımlayıp suç olarak niteler. Bu suçlar da doğal olarak adli yargı içerisinde yer alan ceza mahkemelerinin görev alanına girer. Fakat TCK dışında bir de Askeri Ceza Kanunu ve bu kanunda belirtilen suçlara bakan askeri ceza mahkemeleri bulunmaktadır. Örneğin taksirle adam öldürme suçu (trafik kazası) sivil bir vatandaş tarafından işlendiğinde farklı; asker bir kişi tarafından işlendiğinde farklı bir mahkemede görülebilmektedir.

Ceza yargısındaki bu ikilik Türkiye’de uzun zamandır tartışılmaktadır. (Zira pek çok Avrupa ülkesinde böyle bir ikilik yoktur.) Getirilen değişiklik askeri ceza yargısını ortadan kaldırmamakta, sadece görev alanını daraltmaktadır.

Bugün var olan düzenlemeye göre, eğer asker bir kişi askeri bir suç işler ise askeri mahkemede yargılanacaktır.

Aynı asker kişi bir suçu,

  • Asker kişiler aleyhine veya
  • Askeri mahallerde veya
  • Askerlik hizmeti ile ilgili olarak işler ise gene askeri mahkemelerde yargılanacaktır.

Bu durum doğal olarak –özellikle Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları ile daraltılmak istense de- askeri yargının görev alanını inanılmaz ölçüde genişletmiştir. Örneğin, askeri birliğin intikali sırasında asker bir kişi

  1. Karayolunda sivil bir araca çarpar ve ölüme sebebiyet verir ise
  2. Karayolunda askeri araca çarpar ve ölüme sebebiyet verir ise
  3. Garnizon sınırları içerisinde sivil bir araca çarpar ve ölüme sebebiyet verir ise
  4. Garnizon sınırları içerisinde askeri bir araca çarpar ve ölüme sebebiyet verir ise askeri ceza mahkemesinde yargılanacaktır.

Kuşkusuz “askeri suç” kavramının belirsizliği ve bu yöndeki sorunlar bu yazının kapsamını aşmaktadır. Ancak gene de yukarda belirtilen ilk nokta Yargıtay içtihadi ile aşılmış olsa da özellikle üçüncü noktanın varlığı ciddi sorun oluşturmaktadır. Burada temel sorun, asker kişilerin, suçun niteliğini bakılmaksızın “askeri mahallerde” işledikleri suçlarda askeri mahkemelerin görevli olmasıdır.

Getirilen değişiklikle “askeri mahal” kavramı anayasadan çıkarılmaktadır. Ancak bu düzenlemenin de var olan sorunları bütünü ile çözeceğini söylemek güçtür.

Öte yandan, gen getirilen düzenleme ile “Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar”ın, adliye mahkemelerinde görüleceği öngörülmektedir. Esasen bu suçlar 2004 öncesi DGM’lerin görev alanına girerken bugün DGM’ler yerine kurulan “özel görevli ağır ceza mahkemeleri”nin görev alanına girmektedir. Kanaatimizce bu yöndeki bir düzenleme gereksizdir. Değişiklikle, kim tarafından işlenirse işlensin bu tür suçların adliye mahkemelerinde görüleceği hükme bağlanmaktadır. Düzenleme, -Ergenekon ve benzeri soruşturma ve kovuşturmalar göz önüne alındığında- sembolik olmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir.

    - İkinci olarak, maddenin 2. fıkrasında yapılan değişiklikle, asker olmayan kişilerin, savaş hali haricinde, askerî mahkemelerde yargılanamayacağı anayasal teminat altına alınmaktadır. Bu değişikliğin iki önemli sonucu olacaktır:

  • İlk olarak, halen var olan düzenlemeye göre askeri mahkemeler, asker olmayan kişileri özel kanunda belirtilen askerî suçları işlemeleri durumunda yargılama yetkisine sahiptir. Gene asker olmayan kişilerin askerî mahallerde askerlere karşı işledikleri suçlar da askeri mahkemelerde görülmektedir. İlgili düzenleme ile bundan böyle asker olmayan kişilerin işledikleri suçlar adli yargıda görülecektir.
  • İkinci olarak ilgili düzenleme, savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz hükmünü getirmekle sıkıyönetim durumunda sivillerin askeri mahkemelerde yargılanabilmesine son vermektedir.

<<>> 

 

(Bazen devletin ve toplumun hayatında olağan hukuksal düzen içerisinde kalarak üstesinden gelinemeyecek büyük olaylar olur. Tabi afet gibi, şiddet olayları gibi… Olağan bir hukuksal düzen içerisinde kalarak bu durumların üstesinden gelinemez. Çünkü olağan bir hukuksal düzende bireyler temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetlerin varlığı ise devlet iktidarını sınırlar. Oysa burada çok ani ve çok kesin bir müdahale ile sorunun üzerine gitmek gerekir. Bu durumda farklı bir hukuk mantığına geçilir. Bunun adı “olağanüstü yönetim usulleri”dir. Olağanüstü yönetim usulleri ikiye ayrılır:

 

  1. Olağanüstü hal ve
  2. Sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hali.

Eğer ülkenin bir bölümünde tabi afet, tehlikeli salgın hastalık ağır ekonomik bunalım ya da yoğun şiddet olayları varsa Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar kurulu olağanüstü hal ilan eder. Olağanüstü hal ilan edilir edilmez bireylerin temel hak ve hürriyetleri durdurulur. Olağanüstü yönetim usullerinden ikincisi “sıkıyönetim”dir. Sıkıyönetim ile olağan üstü hal arasında temelde nitelik farkı değil derece farkı vardır. Ülkenin bir bölümünde şiddet olayları baş gösterirse olağanüstü hal ilan edilir. Ancak bu şiddet olayları yoğunlaşır vahim bir hal alırsa ya da toplumda iç savaş benzeri bir durum ortaya çıkarsa burada sıkıyönetim ilan edilir. Sıkıyönetim ilanı sonrasında da temel haklar durdurulur. Ancak sıkıyönetim iki noktada olağanüstü halden farklılık gösterir: İlk olarak sıkıyönetim ilan edildiğinde belli yetkiler sivil bürokrasiden askeri bürokrasiye geçer. İkinci olarak, sıkıyönetim durumunda sıkıyönetimin ilan nedenleri ile ilgili suçlar da sıkıyönetim askeri mahkemelerinde yargılanır. Şu halde bugün anayasamızda var olan düzenlemeye göre sıkıyönetim durumunda siviller askeri mahkemelerde yargılanabilmektedir.)

    - Üçüncü olarak, 145. Maddenin 3. fıkrasında yer alan mevcut düzenlemede, savaş veya sıkıyönetim hallerinde, askerî mahkemelerin hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili olduklarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür. Bu hüküm, 2. fıkrada yapılan değişikliğe rağmen, sıkıyönetim halinde, askerî mahkemelerin, sivilleri de yargılamasına imkan verebilmektedir. Yine bu hüküm, 1. fıkrada askerî mahkemelerin görev alanının yeniden belirlenmesine ve daraltılmasına rağmen, sıkıyönetim halinde, kanunla, görev alanının genişletilmesine imkan vermektedir. Bu tür yorumlamaların önlenmesi ve olası tereddütlerin giderilmesi amacıyla, 3. fıkrada yapılan değişiklikle, sıkıyönetim dönemlerinde de, kanunla, sivillerin yargılanmasının ya da askerî mahkemelerin görev alanlarının genişletilmesinin mümkün olamayacağı hükme bağlanmaktadır.

    - Son olarak, Anayasanın mevcut madde 145(4) düzenlemesi, askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile ilişkilerinin; mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenleneceği belirtilmektedir. Kuşkusuz buradaki “askerlik hizmetinin gerekleri” ifadesi yargı bağımsızlığını zedeleyici niteliktedir. Bu nedenle, söz konusu fıkrada yer alan ve askerî yargının bağımsızlığını zedelediği düşünülen "askerlik hizmetinin gerekleri" ibaresi çıkartılmakta ve fıkranın aynı mahiyetteki son cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu durumda, askerî mahkemelerin komutanlıkla ilişkilerinin, sadece "mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı" esaslarına göre kanunla düzenlenmesi hükme bağlanmaktadır. Düzenlemedeki amaç, askeri hakimleri bünyesinde yer aldıkları komutanlığın hiyerarşisinden kurtarmaktır.

MADDE 16- Anayasa’nın 146. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

MADDE 146- Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden kurulur.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

 

Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim  Kurulunun  kendi üyesi olmayan  yükseköğretim  kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.

 

Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

 

Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.

 

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar.”

 

Anayasa değişiklik paketinin kuşkusuz en önemli bölümünü Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin hükümler oluşturur. Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından denetler. Bunun anlamı, Anayasa Mahkemesi’nin temelde yasama işlemlerinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlediği; başka kelimelerle sandıktan çıkan iktidarın (TBMM), devleti en başta kuran asli kurucu iktidara uygunluğunu denetlediğidir. Bu denetim görevi de bilindiği üzere ülkemizde ciddi politik-hukuksal tartışmaların konusunu oluşturmaktadır.

<<>>

Burada da belki en önemli konu Mahkeme’nin oluşumu ve yapısıdır.

Bilindiği gibi, şu an var olan düzenlemeye göre Anayasa Mahkemesi onbir üyeden oluşur ve bu üyelerin tamamı Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Ancak Cumhurbaşkanı dilediği zaman Mahkeme’ye üye atayamaz. Ancak ölüm, istifa, emeklilik vb… bir nedenle Mahkeme üyeliğinde boşalma olduğunda Cumhurbaşkanı tarafından atama yapılır. Altını çizmek gerekir ki 11 üyeden 8’ini atarken Cumhurbaşkanı kendisine ilgili makamlar tarafından önerilen üç isimle bağlıdır. Diğer 3 üyeyi ise doğrudan atar.

 Üyelik sayısı

Atayan Makam

Öneren makam

2

Cumhurbaşkanı

Yargıtay

2

Cumhurbaşkanı

Danıştay

1

Cumhurbaşkanı

Askeri Yargıtay

1

 

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2539 ) Etkinlik ( 172 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 75 983
Avrupa 13 609
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 278
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1897 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1897

Son Eklenenler