Anayasa Değişiklik Paketini Anlama Kılavuzu II

Haber

MADDE 8- Anayasa’nın 74. maddesinin kenar başlığı “VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” şeklinde değiştirilmiş, maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir....

MADDE 8- Anayasa’nın 74. maddesinin kenar başlığı “VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” şeklinde değiştirilmiş, maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.
Kamu Başdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilmiş olur.
Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kuruluşu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”



İsveç Kralı Demirbaş Şarl, Ruslarla savaşa tutuşur ve savaşı kaybeder. Rus ordusu bütün cephe gerisini tuttuğundan Demirbaş Şarl ülkesine geri dönemez ve çaresiz Osmanlı’ya sığınır. Osmanlı Edirne’de Demirbaş Şarl’ı dört yıl boyunca misafir eder (1709-1713). Demirbaş Şarl’ın ülkesinde bir kral naibi vardır. Fakat şimdi Demirbaş Şarl, adına İsveç dilinde Ombudsman denilen üçüncü bir kişi görevlendirir. Bu kişiyi görevlendirir ve yetkilerinin sınırlarını belirlerken Osmanlı devlet sisteminden esinlenir (Divan-ı Mezalim). Ombudsman, at sırtında bütün İsveç ülkesini dolaşacak, halkın kral naibinden olan şikayetlerini dinleyecek, bu şikayetleri periyodik olarak Edirne’deki krala iletecektir. Kral da gereğinin yapılması için kral naibine emir verecektir.

O tarihten bugüne Ombudsman bütün Avrupa ülkelerinde kurumsallaştı. Ombudsman tek bir kişi, o ülkenin bilge adamıdır ve emrinde binlerce kişilik personelle çalışır. Vatandaşlar kamu idarelerine ilişkin her türlü şikayetlerini ombudsmana iletirler. Ombudsman’ın telefon hatları ücretsizdir, mektupla başvurulursa pul parası dahi vatandaşlara iade edilir. Amaç, olabildiğince çok vatandaşın başvurusunu çekmektir. Şikayet üzerine ombudsman ilgili kurum ya da memuru inceler ve rapor hazırlar. Bu raporlar alenidir ve yayınlanır. Eğer raporda idare ya da memurun bir kusuru tespit edilirse derhal cezai ya da idari soruşturma açılır ve sorunun çözümüne yönelik önlemler alınır. Avrupa’da devlet neden düzenli ve iyi işler?.. Nedeni ombudsmandır. Omdusman adeta devletin tomografisini çeker. Sorunu teşhis eder. Bu yapıldıktan sonra artık sorunun çözümü kolaydır.

Ne hazindir ki Avrupalılar belki bizden öğrenmişlerdir ama bugün ülkemizde ombudsman gibi bir kurum yoktur. Ona kısmen benzeyen bir kurum Cumhurbaşkanlığına bağlı anayasal bir kurum olan Devlet Denetleme Kurulu(DDK)’dur. Ama DDK’nın yapısı iki nedenden dolayı sakıncalıdır:

İlk olarak DDK başkanı ve üyelerini atayan Cumhurbaşkanıdır ama daha önemlisi DDK sadece Cumhurbaşkanı’nın talebi üzerine araştırma inceleme yapabilir. Vatandaşlar DDK’ya başvuramazlar. Bu, tam anlamıyla bir garabettir. Zira idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemleriyle hayatın maddi pratiğinde karşılaşan vatandaşlardır. Fakat aynı vatandaşlar DDK’ya başvuramazlar…

İkinci olarak, Ombudsman raporları aleni iken DDK raporları gizlidir. DDK, devletteki sorunun ne olduğunu tespit eder aslında ama bu tespiti gizler. DDK raporları bir tek Cumhurbaşkanına sunulur. Cumhurbaşkanı da gerek görür (ise) gereğinin yapılması için raporu başbakana havale eder. Başbakan da gerek görür (ise) ilgili bakana… Bu kaba bir benzetme ile kuzuyu kurda emanet etmektir. Zira idaredeki tespit edilen o sorunun siyaseten sorumlusu zaten bakandır.

İşte anayasa değişiklik paketi, “Kamu Denetçiliği Kurumu” adı altında ombudsman sistemini hukukumuza kazandırıyor. Bu, elbette ki alkışlanması gereken bir değişikliktir. Ancak, ilgili düzenlemeye ilişkin bir çekince Kamu Başdenetçisi’nin görev süresine ilişkindir. Başdenetçi’nin sadece dört yıl için seçilmesi, yani yasama dönemi ile eşleştirilmesi, bu kurumun sahip olması gereken güvenceler noktasında yetersizdir. Yasamadan daha bağımsız çalışabilmesi için başdenetçinin tıpkı anayasa mahkemesi üyeliğinde olduğu gibi en az 12 yıllık bir görev süresinin olması güvence açısından yararlı sonuçlar doğurabilirdi. Başdenetçinin TBMM tarafından seçilmesini ise klasik demokrasinin bir gereği olarak kabul etmek gerekir. Nitekim pek çok Avrupa ülkesinde Ombudsman meclis tarafından seçilir.

İkinci bir çekince ise değişiklik metnindeki “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu…” ifadesidir. Ombudsman Avrupa’da meclise bağlı değil; ama meclis adına denetim yapan bir kurumdur. Kamu denetçiliği kurumuna ilişkin ilerde çıkarılacak yasa ile bu kurum TBMM’ye bağlı hale getirilirse kendisinden beklenen fonksiyonu yerine getirmesi mümkün olamaz. Kamu Denetçiliği Kurumu’nu TBMM adına denetim yapan ama tamamen özerk bir yapılanma olarak inşa etmek gerekir. Tıpkı Sayıştay örneğinde olduğu gibi… Sayıştay, TBMM adına mali denetim yapar ancak bütünüyle özerk bir kuruluştur. Sayıştay denetçileri de hakim ve savcıların sahip olduğu güvencelerden yararlanır…

MADDE 9- Anayasa’nın 84. maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.


Anayasa’nın 84. Maddesi, milletvekilliğinin hangi hallerde düşeceğini belirler. Bunlar,
- ölüm,
- istifa,
- kesin hüküm-kısıtlılık hali,
-milletvekilliği ile bağdaşmayan bir görev ya da hizmeti sürdürmekte ısrar etme
- devamsızlık ve
- beyan ya da eylemleri ile partisinin kapatılmasına sebep olmaktır.

Son noktayı biraz daha açmak gerekir ise, partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer.
Gerçekten de Anayasa Mahkemesi bir partiyi kapattığında o partiye mensup bütün milletvekillerinin milletvekilliği düşmez. Sadece beyan ve eylemleri ile partisinin kapatılmasına sebep olanların milletvekilliği düşer. Nitekim Refah Partisi kapatıldığında beş; DTP kapatıldığında gerekçeli kararda ismi geçen iki kişinin milletvekilliği düşmüş idi.

Anayasa değişiklik teklifi bu son durumun düzenlendiği fıkranın kaldırılmasını öngörmektedir. Kanaatimizce böylesi bir değişiklik anlamlı ve doğru değildir. Beyanları nedeni ile bir milletvekili zaten yasama sorumsuzluğundan yararlanmakta ve cezai ve hukuki bir takibata tabi tutulmamaktadır. Bu kanaatimizce yeterli bir koruma sağlar.

Anayasa Mahkemesi bir partiyi kapatmış ise bu parti anayasanın ilk üç maddesindeki devletin temel niteliklerine aykırı faaliyetlerin odağı haline gelmiş demektir. Partiyi odak haline getiren beyan ve eylemlerde bulunan bir kişinin milletvekilliği parti kapatılsa dahi devam edecektir. Bu durum, kuşku yok ki parti kapatmasına ilişkin yaptırımların içeriğini önemli ölçüde boşaltır. Şeriat esasını, ayrı bir devlet kurulmasını, faşizmi vs. savunan bir parti kapatılacak ama bu yönde beyan ve eylemlerde bulunan bir kişi milletvekili olarak görev yapmaya devam edecektir. Peki neden?..

MADDE 10- Anayasa’nın 94. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“İlk seçilenlerin görev süresi iki yıldır, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi ise o yasama döneminin sonuna kadar devam eder.”
 


Anayasa’nın 94. Maddesi “Başkanlık Divanı” başlığını taşır. TBMM Başkanlık Divanı, Meclis üyeleri arasından seçilen Meclis Başkanı, Başkanvekilleri, Kâtip Üyeler ve İdare Amirlerinden oluşur. Gene Anayasa’ya göre, TBMM Başkanlık Divanı için, bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi üç yıldır.

Bilindiği gibi 2007 yılında yapılan anayasa değişikliği ile TBMM’nin yasama dönemi 5 yıldan 4 yıla indirilmişti. Fakat 2007 yılında bu değişiklik yapılırken aynı anayasanın 94. maddesindeki ibare unutuldu.
Bugün yapılmak istenen, bütünüyle 94. maddenin 2007 anayasa değişikliğine uyarlanmasından ibaret lafzi bir değişikliktir.

MADDE 11- Anayasa’nın 125. maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır. şeklindeki cümle eklenmiş ve dördüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.”
 


Hukuk devleti herkesin ve her işlem ve eylemin yargılanabilir olduğu devletin adıdır. Anayasa’nın 125. Maddesi, “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” derken bu gerçeği vurgular.
Ne var ki bugün ülkemizde hukuk devleti ilkesinin bazı kara delikleri vardır. Zira,
-    Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler,
-    Yüksek Askeri Şura Kararları,
-    Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları,
-    Sayıştay kararları,
-    Yüksek Seçim Kurulu kararları,
-    Olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri ve
-    Memurlara verilen uyarma ve kınama disiplin cezalarına karşı yargı yolu kapalıdır.
Kuşku yok ki bu durum, ülkemizde hukuk devleti ilkesini ciddi anlamda zedelemektedir.

 

<<>>

İlgili değişiklik YAŞ kararlarına karşı yargı yolunun açık olduğunu belirterek hukuk devleti yönünde son derece önemli bir adım atmaktadır. Ancak değişiklik YAŞ’ın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma işlemlerine karşı yargı yolunu kapalı tutmaya devam etmektedir. Bu son iki durum, temelde objektif nedenlerden kaynaklandığı ölçüde makul karşılanabilir.

125. maddeye getirilen ikinci bir değişiklik ise yargı yetkisinin, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu ve hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağına ilişkindir.

Gerçekten de yargının en temel fonksiyonu hukuk kuralları hiyerarşisini muhafaza etmektir. Hukuka uygunluk denetimi basitçe alt bir normun hemen üstündeki bir norma uygunluğunun denetlenmesidir. Danıştay’ın bakanlar kurulu tarafından çıkarılan tüzüklerin yasalara uygunluğunu denetlemesi gibi. Yargısal denetim yaparken yargı organları yerindelik denetimi yapamaz. Zira yerindelik denetimi idarenin tasarrufunda olan, idarenin takdir yetkisinin ve uzmanlığının gereği olarak idarece yapılması gereken denetimin adıdır.

Örneğin belediyece yapılacak bir üst geçitin yürürlükte var olan kanun ve tüzüklere aykırı bir şekilde yapılması planlanıyor ise burada mahkemenin yapacağı denetim hukuksal denetim olacaktır. Ancak mahkeme, mevzuatta düzenlenmediği halde üst geçitte kullanılan malzemenin birinci sınıf mermer olduğu ve çok pahalıya mal olduğundan bahisle iptal kararı verirse (ki böyle bir denetim yetkisi yoktur) bu da yerindelik denetimi olacaktır. Doğal olarak yargı organları yerindelik denetimi yapamaz.

Ancak özellikle Danıştay’ın kimi kararlarında (türban, katsayı, özelleştirmeler…) yerindelik denetimi yaptığı iddiaları Türkiye’de uzunca bir süredir siyasi çevrelerde yüksek sesle dillendirilmektedir. Kuşkusuz bu iddiayı tartışmak bu yazının sınırlarını aşar. İşte söz konusu anayasa değişikliği, aslında kamu hukukunun temel bir prensibi olan yerindelik denetimi yasağına anayasada normatif bir dayanak kazandırmaktadır.

Ne var ki, yargı organlarının yerindelik denetimi yapamayacağı hususunu normatif olarak anayasaya yazmanın hukuksal sonuçlar doğuracağını iddia etmek güçtür. Bu düzenleme özellikle Danıştay’ı belirli konularda farklı yönde kararlar almaya zorlayıcı nitelikte değildir… Zira tekrar edelim, yargı organlarının yerindelik denetimi yapamayacağı ilkesi hukukun temel ilkesidir. Ve her halde kimi zaman yargısal aktivizm ile yetkilerinin sınırlarını zorlayan mahkemelerimiz bu ilkeden haberdardır.

MADDE 12- Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.  “Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.”


Anayasa madde 128(2) düzenlemesine göre memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Bu ibarenin sonuna değişiklik ile “Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır” ibaresi eklenmektedir.

Söz konusu değişiklik memurlara toplu sözleşme hakkı tanıyan paketteki düzenlemenin diğer anayasa maddesine (madde 128) uyarlanmasından ibarettir.

MADDE 13- Anayasa’nın 129. maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.”
 


Bir devlet memuru bazen özel bir yükümlülükle bağlı olduğu ve bünyesinde yer aldığı kurumun düzenini, ahengini bozucu davranışlarda bulunur. Bu davranışlar Türk Ceza Kanunu anlamında değil ama Devlet Memurları Kanunu anlamında “suç” ya da “disiplin suçu” teşkil edebilir. Disiplin suçunun şiddetine göre memurlara farklı disiplin cezaları verilir. Bunlar,
-    uyarma cezası
-    kınama cezası
-    aylıktan kesme cezası
-    kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ve
-    meslekten ihraçtır.
Söz konusu disiplin cezalarından “aylıktan kesme”, “kademe ilerlemesinin durdurulması” ve “meslekten ihraç”, devlet memuru üzerinde maddi bir yaptırım oluşturduğundan bunlara karşı yargı yolu açıktır. Örneğin bir veya iki gün görevine gelmeyen bir memur kendisine verilen aylıktan kesme cezasının iptali istemi ile idare mahkemesine başvurabilir.

Ne var ki kanunun öngördüğü ilk iki disiplin cezası (uyarma ve kınama)için yargı yolu kapalıdır. Anayasa’nın madde 129(2) düzenlemesi, “uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz” ifadesine yer vermektedir. Anayasanın uyarma ve kınama cezalarına karşı dolaylı bir ifade ile de olsa yargı yolunu kapatmasının nedeni bu cezalarının maddi yaptırımının olmaması, bütünü ile manevi cezalar olmasıdır. Ancak bu durum, uygulamada ilgili cezaları vermeye yetkili hiyerarşik amirlerin keyfi muamelelerine neden olmaktadır. Bu noktada ilgili anayasa değişikliği ile uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolunun açılmasını olumlu karşılamak gerekir.

Anayasa Değişiklik Paketini Anlama Kılavuzu III

Anayasa Değişiklik Paketini Anlama Kılavuzu I

 

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2523 ) Etkinlik ( 170 )
Alanlar
Afrika 64 601
Asya 74 974
Avrupa 13 607
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 277
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1313 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 273
Orta Doğu 17 578
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 169
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 770
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1867 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
Türkiye 75 1867

Son Eklenenler