Anayasa Referandumunda Partilerin Siyasal İletişim Stratejileri

Haber

Türkiye son yılların en sıcak Ağustos ayını yaşarken siyaset de referandum dolayısıyla hararetli bir yaz geçiriyor. Ülkelerin demokratik gelişmişlikleri açısından büyük önem taşıyan referandumlar, aynı zamanda milli iradenin söz sahibi olması, karar mekanizmasında bulunması açısından da ayrı bir yere sahiptir....

Türkiye son yılların en sıcak Ağustos ayını yaşarken siyaset de referandum dolayısıyla hararetli bir yaz geçiriyor. Ülkelerin demokratik gelişmişlikleri açısından büyük önem taşıyan referandumlar, aynı zamanda milli iradenin söz sahibi olması, karar mekanizmasında bulunması açısından da ayrı bir yere sahiptir. Bu nedenle 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak anayasa değişikliği ile ilgili referandum, Türkiye’nin demokrasi kültürüne mutlaka olumlu yönde katkı yapmalı, milli iradenin toplumsal hayata yansımasına olanak sağlamalıdır.

Bu konuda en büyük görev, kuşkusuz siyasal partilerimize düşmektedir. Çünkü siyasal partiler demokrasinin vazgeçilmez aktörleri ve bireylerin siyasete katılımını sağlayan çok önemli unsurlarıdır.

Siyasal partilerin üzerlerine düşen bu önemli görevi ne derece yaptıkları, demokrasi kültürümüzün gelişmesine nasıl bir katkıda bulundukları, 12 Eylül referandumu sürecinde yürüttükleri siyasal iletişim kampanyalarında halka verdikleri mesaj ve ortaya koydukları performans ile görünür hale gelecek.

AK Parti’nin İletişim Stratejisi

Referandum sürecinin siyasal iletişim taktik ve uygulamaları bakımından en hazırlıklı partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi… Referandumu, “Genel Seçim“ havasında götürmeye özen gösteren AK Parti’nin siyasal iletişim uygulamaları açısından yaptıklarını şöyle özetlemek mümkün:

-AK Parti’nin referandum sürecinde siyasal iletişim stratejisinin odağında Başbakan Erdoğan yer alıyor. Erdoğan’ın karizmatik kişiliği, halka yakınlığı, kamuoyu ile kurduğu sıcak iletişim, seçmenleri ikna etmede en önemli strateji olarak kullanılıyor.

-AK Parti yurdun değişik yerlerinde mitingler yaparak seçmenleri referandum konusunda bilgilendirme yolunu seçiyor. Erdoğan bu mitinglerde yaptığı konuşmalarla “siyasal gündemi“ belirliyor. Özellikle CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ile girdiği polemikler, hem medyanın hem de kamuoyunun gündemini işgal ediyor.

- AK Parti, 12 Eylül askeri darbesini, referandumun ana teması olarak kamuoyuna sunuyor. Referandumun, “12 Eylül zihniyeti ile hesaplaşmak“ için fırsat olduğuna dikkat çekiyor. Bu yolla AK Parti seçmeni olmayan ama 12 Eylül darbesinden mağdur olmuş seçmenlerin de oylarını almayı planlıyor. Ancak bu stratejinin genç seçmenler üzerinde ne derecede etkili olacağını kestirmek güç, çünkü 30 yıl önceki bir olayın genç seçmenler tarafından algılanması sanıldığı kadar kolay olmayacaktır.

-AK Parti seçim motivasyonu yüksek bir parti; Referandum seçim havasında götürüldüğü için teşkilatların sahada olması, sokaklarda halkla temas sağlaması, birebir iletişim kurması yaygın. Halkla yüzyüze iletişim kuracak ekiplerin ellerine referandumun içeriğini anlatan dökümanların verilmesi de ikna eşiğini yükseltecek bir davranış.

- Kitle iletişim araçları AK Parti tarafından etkili kullanılıyor, özellikle açık hava reklamları görünürlüğü artırıyor. Ama küresel iletişim çağında siyasi partilerimizden mitinglerden daha çok interneti, sanal ortamı kullanmalarını beklerdik doğrusu… Örneğin niçin sosyal medya, bu referandumda iletişim stratejilerinde kilit bir rol oynamıyor; facebook, twitter gibi mecralar siyasal bilginin iletildiği alanlara dönüşemiyor?

-AK Parti’nin referanduma yönelik kullandığı sloganlar kafiye açısından uyumlu ama amacı açıklamaktan ve kitleleri konuya odaklamaktan uzak. Soyuttan somuta inilememiş ne yazık ki.

- AK Parti’nin söylemlerinde demokrasi, insan hakları, özgürlükler gibi toplumsal taleplerin sıklıkla yer alması, seçmeni ikna açısından olumlu. Ayrıca AK Parti, eksik de olsa, toplumun taleplerinin tümünü karşılamasa da, yeni bir şey sunuyor, değişimi talep ediyor. Bu yönüyle AK Parti değişimden yana bir tutum sergileyerek iletişim stratejisini toplumsal taleple paralel hale getiriyor.

CHP: Değişen ne?

Cumhuriyet Halk Partisi, referanduma Genel Başkan değişiminin sancılarını henüz üzerinden atlamadan hazırlanmak zorunda kaldı. Teşkilatlarındaki huzursuzluk, parti yönetimindeki sıkıntılar, eski Genel Başkan Baykal’ın dışlanması gibi unsurlar, referandum kampanyası süresince CHP’nin hanesine eksi olarak yazıldı.

CHP referandum kampanyasını neredeyse bütünüyle Genel Başkan Kılıçdaroğlu üzerine bina etmiş gözüküyor. Kılıçdaroğlu’nun mitinglerde yaptığı konuşmalar üzerinden bir siyasal iletişim stratejisi oluşturulmaya çalışılıyor.

Kılıçdaroğlu mitinglerde referandumun içeriğinden daha çok siyasal iktidarın icraatlarını halka anlatıyor, referandumda verilecek hayır oylarıyla hükümetin ikaz edilmesini istiyor.
CHP’nin “hayırda hayır vardır“ sloganı, referanduma niçin hayır denmesi gerektiğini tam anlamıyla ifade etmiyor.

Kılıçdaroğlu’nun mitinglerde doğrudan Başbakan Erdoğan’ı hedef alması, konuşmalarında onun sözlerine karşılık vermesi kamuoyunda “kısır siyasi çekişmeler bu referandumda da sürüyor“ algısına neden oluyor. Kılıçdaroğlu’nun “havuzlu villa“ retoriğinden çıkıp, ülkenin geleceğini ilgilendiren, sorunlarının çözümüne ışık tutan somut projeler geliştirememesi, CHP’de zihniyet değişikliğinin henüz gerçekleşmediği yönündeki iddiaları güçlendiriyor.

Yeni Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Baykal döneminin reaktif politikaları yerine proaktif politikalar geliştirmesi, seçmenlerin ikna edilmesinde stratejik bir görev görecektir.

CHP referandumda izlediği siyasal iletişim stratejisiyle partisine oy veren seçmenleri muhafaza etmeyi amaçlıyor, doğrudan onları hedef alan politikalar üretiyor. Oysa Kılıçdaroğlu, halka yakınlığı, halkın kendisine duyduğu güven dolayısıyla CHP’ye oy vermeyen kitleleri de ikna etme potansiyeli taşıyor. CHP’nin bu potansiyeli, etkili siyasal iletişim stratejisi ile hayata geçirmemesi için bir neden bulunmuyor.

MHP:“Ülke için bir hayır yeter mi?“

Milliyetçi Hareket Partisi’nin referandum kampanyasında Genel Başkan Bahçeli öne çıkıyor. Bahçeli mitinglerde yaptığı konuşmaların büyük çoğunluğunu hükümetin icraatlarına ayırıyor, yapılanları sert bir dille eleştiriyor.
MHP referandum kampanyasını genel seçim gibi yönetiyor, referandumun konusu olan anayasa değişikliğinin içeriği hakkında seçmenlere fazlaca bilgi vermiyor, anayasa değişikliğini mevcut siyasal iktidar yaptığı için karşı olduğunun altını çiziyor.
MHP referandumda siyasal iletişim uygulamaları bağlamında kitle iletişim araçlarını pek kullanmıyor, seçmeni ikna edecek yeni taktikler geliştirmekten de uzak duruyor.
MHP, Bahçeli’nin sert söylemi ile kendi tabanına mesaj veriyor, partili seçmenin anayasa değişikliğine hayır demesini hedefliyor.

SAADET:Havet!

Saadet Partisi, hükümetin icraatlarını eleştirmesine karşın referandumda anayasa değişikliğine “evet“ diyeceğini açıkladı. Ama 13 Eylül sabahı da “yeni bir anayasa“ taleplerini seslendirmeye devam edeceklerini söyleyerek…

Saadet Partisi, Temmuz’da yaptığı kongre sonrası parti içinde yaşanan birtakım sıkıntılardan dolayı referandum sürecine henüz konsantre olamadı, meydanlara inemedi. Öyle gözüküyor ki, önümüzdeki günlerde meydanlara inecek olan Saadet Partisi, iletişim stratejisi olarak verdiği desteğin hükümete değil anayasa değişikliğine olduğunu vurgulayacak, iktidarın icraatlarını yine eleştirmeyi sürdürecek, yeni bir anayasa talebini seslendirerek toplumsal destek arayacak.

BDP: Ne evet, ne Hayır!

Bu referandum sürecinde “sandığa gitmemeyi“ iletişim stratejisi olarak belirleyen tek parti olan BDP, diğer partilerden de çeşitli nedenlerle sandığa gitmeyen seçmenleri kendi hanesine yazdırmayı hedefliyor.
BDP özellikle Doğu ve Güneydoğu’da siyasal iletişimde etkili bir yöntem olan halkla yüzyüze iletişimi uyguluyor, yerel medyayı yoğun olarak kullanıyor, bölgedeki sivil toplum örgütlerinin gücünden yararlanıyor. BDP’nin etnik kimlik üzerinden siyaset yapma alışkanlığı bu referandum sürecinde de dikkat çekiyor.

Tüm Partilere Çağrı: Daha Çok Siyasal İletişim…

Partilerimiz siyasal iletişim uygulamaları ile daha yeni yeni tanışıyorlar. Siyasal iletişim, Türkiye’nin demokratikleşmesi, toplumsal barışın sağlanması, diyaloğun tesis edilmesi için stratejik bir öneme sahip. Pek çok sorunumuzu siyasal iletişim bakışaçısıyla çözebiliriz. Yeter ki, birbirimizi dinleyelim, anlamaya çalışalım, farklılıklarımıza tahammül edelim, düşüncelerinden dolayı kimseyi ötekileştirmeyelim.
Siyasal iletişimin gücünü toplumla buluşturma görevi, siyasal partilerin… Referandumlar, seçimler; siyasal iletişimin gücünü ortaya çıkarma ve toplumun yararına sunmak için önemli fırsatlar. Bu fırsatın kaçırılmasına kimsenin gönlünün razı olacağını sanmıyorum.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2621 ) Etkinlik ( 204 )
Alanlar
Afrika 71 619
Asya 92 1021
Avrupa 20 631
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1344 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1991 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1991

Malezya ise Güney Asya’daki stratejik konumu, 33 milyona yakın nüfusu, dinamik ve eğitimli insan kaynağı, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, İİT, ASEAN, Bağlantısızlar Hareketi, APEC, D8 gibi uluslararası örgütler içerisindeki saygın konumu ile tüm dün...;

Kafkasya Türkiye Rusya, Türkiye İran ilişkilerinin en önemli kesişme / buluşma noktasıdır. Türkiye’nin doğuya, Türkistan coğrafyasına açılan kapıdır. Kafkasya üzerinde zaman zaman oluşan İran-Rusya ittifakı çoğu zaman Türk ve Türk dünyası için iyi sonuçlar vermemiştir. ;

Türkiye - Kazakistan ikili ticaretinde, 2019 yılında ticaret hacmi 3,994 milyar dolar, ticaret açığı ise Kazakistan lehine 2,104 milyar dolar civarı olmuştur. Türkiye’nin Kazakistan’a ihraç ettiği başlıca ürünler; prefabrik yapılar, mücevherci eşyası ve aksamı, tohum, hububat ve kurubaklagildir. Kaz...;

24 Kasım 2015’te Türk F-16’larının Türkiye’nin hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Suriye sınırına yakın bir bölgede bir Rus SU-24 savaş uçağını düşürmesi ile hızla krize sürüklenen Türkiye-Rusya ilişkileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9 Ağustos 2016’da St. Petersburg’da Rusya devlet başkanı Putin’...;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

İsrail ve Filistin’e en son 2018 in başında gittiğimde, “İki devletli çözüm” tartışmaları her iki kesim için de sona ermiş gibiydi. Arazi bölüşümünden kaynaklanan zorluklar dışında Filistin hâlâ birbiri ile birleşemeyen iki parça. ;

Gerek yurt içi gerekse de yurt dışı kaynaklı siyasal ve ideolojik tehditlere karşı komünist rejimi korumakla mükellef Devlet Güvenlik Komitesi (KGB) kültürünü devralan Rusya Federasyonu, rejime muhalif fikirler yayan birey ve kuruluşlara karşı adeta savaş açmış durumdadır.;

Sayın Başkan, saygı değer, katılımcılar, 5. Dünya Türk Forumu’na katılmaktan dolayı büyük bir onur duyduğumu ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum. TASAM’ın saygıdeğer Başkanı Sayın Süleyman Şensoy’a ve onun nezdinde tüm Tasam ailesine nazik davetlerinden dolayı teşekkürlerimi sunar, Forum’un so...;

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

  • 2021
  • Türkiye - Güneydoğu Asya

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...