Türkiye’nin Balkanlar Politikası Üzerine Genel Bir Değerlendirme: Amaçlar ve Yapılması Gerekenler

Makale

Daha önceki yazımda açıkladığım gibi; Balkanlar’da 1980 sonrasında yaşanılan büyük dönüşüm (yani sosyalizmden kapitalizme geçiş) Türkiye için yeni ekonomik, politik, askeri ve kültürel açılım fırsatları yarattı. Ama aynı zamanda Türkiye’yi ve bölgedeki diğer ülkeleri tehdit eden belirsizlik, güvensizlik ve savaş ortamı ortaya çıktı....

Daha önceki yazımda açıkladığım gibi; Balkanlar’da 1980 sonrasında yaşanılan büyük dönüşüm (yani sosyalizmden kapitalizme geçiş) Türkiye için yeni ekonomik, politik, askeri ve kültürel açılım fırsatları yarattı. Ama aynı zamanda Türkiye’yi ve bölgedeki diğer ülkeleri tehdit eden belirsizlik, güvensizlik ve savaş ortamı ortaya çıktı. Türk dış politikası ortaya çıkan tehlike ve tehditleri en az zararla atlatılmayı bildi ve Balkanlar’a yönelik ekonomik, politik, askeri ve kültürel açılımlar gerçekleştirdi.

Böylece 1912’de Balkan Savaşları sonucunda Balkanlar’dan kopmuş olan Türkiye, 1990 sonrasında bölgeye geri döndü. Kopuşun nedeni Balkan Savaşları’nın kaybedilmesi idi. Geri dönüşü sağlayan faktör ise 1980 sonrasında Balkanlar’da yaşanılan büyük dönüşüm, yani bölgedeki sosyalist rejimlerin çökmesi ve eski sosyalist ülkelerin kapitalizme geçiş yapmaları oldu.2

1990 sonrası dönemde Türkiye her ne kadar Balkanlar’a açılım konusunda önemli başarılar sağlamış olsa da, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve tabi ki küresel güç ABD kadar başarılı olamadı. Bunun başlıca nedenleri şunlardır:

1. Türkiye ekonomisi adı geçen ülkelerin ekonomileri kadar güçlü ve istikrarlı değildir.

2. Türkiye siyaseti adı geçen ülkelerdeki kadar istikrarlı değildir.

3. Türkiye kendi içinde ciddi ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunlar yaşayan bir ülkedir.

4. Adı geçen ülkelerin şirketleri Türk şirketlerine göre daha güçlüdür.

5. Uluslararası siyasal sistemde bu ülkelerin güçleri Türkiye’den daha çoktur.

6. Sosyalizmden kapitalizme geçiş yapan Balkanlı ülkeler Türkiye’den çok AB ülkeleri ile ilişkiler geliştirmeye özen gösterdiler. Çünkü bu ülkeler, 1990 sonrası dönemde yüzlerini AB’ye çevirdiler ve AB’ye üye olmayı temel dış politika hedefi olarak belirlediler. Bu durum, AB’nin lider devletleri olan Almanya, Fransa, İngiltere ve kısmen İtalya’ya bölgede büyük avantajlar sağladı.

Türkiye’nin Balkanlar bölgesinde 1990 sonrasında gerçekleştirdiği ekonomik, politik, askeri ve kültürel açılımlar bölge devletleri arasından en fazla Yunanistan’ı tedirgin etti. Çünkü Türkiye’nin Balkanlar’a yönelik gerçekleştirdiği ekonomik, politik, askeri ve kültürel açılımlar Yunanistan’da “Türk-Müslüman ittifakı tarafından çevrelenme” korkusu yarattı.

Yunanistan’da böyle bir “çevrelenme” korkusunun doğması son derece yersizdir. Çünkü Türk dış politikasının Balkanlar ile ilgili temel amacı Yunanistan’ı bir “Türk-Müslüman ittifakı ile çevrelemek” değildir. Türk dış politikasının Balkanlar bölgesine yönelik temel amaçları;

1. Türkiye’nin bölgedeki ekonomik, politik, askeri ve kültürel varlığını muhafaza etmek ve geliştirmek,

2. Bölgedeki Türk ve Müslüman toplulukların varlığını ve haklarını korumak,

3. Bölgede barış ve istikrarı desteklemek ve geliştirmek,

4. Bölge ülkeleri ile işbirliği ilişkileri kurup geliştirmek,

5. Bölge ülkeleri ile Türkiye arasında mevcut sorunları çözmektir.

Türk dış politikasının Balkanlar bölgesi ile ilgili bu amaçlarını gerçekleştirebilmesi için öncelikle Türkiye içinde yaşanılan siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunların çözülmesi veya mümkün mertebede en aza indirilmesi gerekir. Çünkü kendi içinde ciddi sorunlar yaşayan bir ülke bu sorunlarını çözemediği sürece uluslararası alanda etkili bir aktör olamaz ve diğer ülkeler tarafından ciddiye alınmaz. Bu nedenle, Türkiye eğer Balkanlar’da daha etkili bir aktör olmak ve bölgeye yönelik açılımlar gerçekleştirmek istiyorsa, kendi içinde yaşadığı ekonomik, politik ve toplumsal sorunları aşmalı veya hiç değilse minimum seviyeye çekmelidir.

İkincisi; Balkan devletleri ve toplumları ile ilişkiler kurulurken, Osmanlı İmparatorluğu’na referans yapan ve “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk Dünyası” gibi söylemler geliştiren “Yeni-Osmanlıcılık (Neo-Ottomanism)” anlayışı ve yaklaşımı terk edilmelidir. Çünkü bu anlayış ve yaklaşım, sadece Balkanlar’daki Türkler ve diğer Müslüman topluluklar için sempatik ve romantik bir anlam ifade ediyor. Balkanlı devletler ve gayrimüslim halklar ise Yeni-Osmanlıcılık anlayışından ve söyleminden son derece rahatsız oluyorlar. Yani “Yeni-Osmanlıcılık”, Balkanlı devletler ve gayrimüslim halklar nezdinde Türkiye’ye yönelik olumsuz duygu ve düşünceler uyandırıyor.

Balkanlar bölgesindeki hassas etnik ve dini farklılıkları uzlaşmaya ve toplumsal-kültürel zenginliğe dönüştürebilecek yöntem, bu farklılıkları yaratan tarihsel faktörlere taraf olmak ve vurgu yapmak değildir. Böyle bir yöntem, farklılığı zenginliğe değil çatışmaya dönüştür. Çatışma ise, geçmiş tecrübelerin de gösterdiği gibi, hem Türkiye’ye hem de diğer Balkanlı ülkelere zarar verir. Ne var ki, Türkiye’nin Balkanlar ile ilgili temel amaçlarını gerçekleştirebilmesi için “üstünlük” taslayan bir “imparatorluk varisi” gibi davranmasına gerek yoktur. Türkiye’nin bölgede daha “etkili” olması ile “alçak gönüllü” bölgesel politika izlemesi birbiriyle çelişen tutumlar değildir.

Üçüncüsü; Balkanlar bölgesinde takip edilmesi gereken dış politika yöntemi, “demokratik değerler” ve “ortak Balkanlılık kültürü” çerçevesinde barışı ve refahı bütün Balkan ülkeleri için istemek ve bu doğrultuda çalışmaktır. “Yeni-Osmanlıcılık” yerine böyle bir dış politika yönteminin kullanılması, hem Türkiye’yi bölgede daha fazla sevilen ve daha fazla dinlenen bir devlet haline getirecektir, hem de bölgedeki sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır. Dolayısıyla Türkiye, Balkanlar bölgesine yönelik amaçlarını belirlerken ve gerçekleştirirken sadece kendi menfaatini değil, aynı zamanda bölgedeki diğer ülkelerin menfaatlerini de göz önünde bulundurmalı ve bu çerçevede diğer ülkeler ile birlikte tüm taraflara fayda sağlayacak “bölgesel işbirliği” ilişkileri geliştirmelidir.

Ve nihayet dördüncüsü; Türkiye, bölge devletleri ve milletleri arasında yaşanılan anlaşmazlıkların barışçıl bşiçimde çözülmesi için arabulucu görevi üstlenmeli ve bu misyonu objektif biçimde yürütmelidir. Bunun için gerekli olan diplomatik gelenek ve tecrübe Türk dış politikasında mevcuttur. Ayrıca 2000 sonrasında bölge devletleri ve milletleri nezdinde Türkiye’nin saygınlığı giderek artmakta ve bazı tarihsel yanlış algılamalardan kaynaklanan “olumsuz” Türk imajı gittikçe iyileşmektedir. Bu durum da, Türkiye’nin bölgede bir “arabulucu aktör” olabilmesini kolaylaştıracak ve destekleyecektir.

* TASAM Balkanlar Çalışmaları Koordinatörü, Kocaeli Üniversitesi Uls. İlş. Böl. Öğretim Üyesi
1Bkz.: Caner Sancaktar, “1990 Sonrası Türkiye’nin Balkanlar Politikası”, (Çevrimiçi) http://www.tasam.org/index.php?altid=3173 , 12 Temmuz 2010.
2Bkz.: “Türkiye’nin Balkanlar’dan Kopuşu ve Geri Dönüşü”, (Çevrimiçi) http://www.tasam.org/index.php?altid=3167, 24 Haziran 2010.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2523 ) Etkinlik ( 170 )
Alanlar
Afrika 64 601
Asya 74 974
Avrupa 13 607
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 277
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1313 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 273
Orta Doğu 17 578
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 169
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 770
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1867 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
Türkiye 75 1867

Son Eklenenler