15. Afrika Birliği Zirvesi: Afrika’daki Anne, Bebek, Çocuk Sağlığı ve Kalkınma

Makale

Uganda’nın başkenti Kampala’da 25- 27 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek olan Afrika Birliği’nin 15. Zirvesi’nde sağlık ve kalkınma konusu ele alınacaktır....

Uganda’nın başkenti Kampala’da 25- 27 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek olan Afrika Birliği’nin 15. Zirvesi’nde sağlık ve kalkınma konusu ele alınacaktır.
Afrika’daki anne, bebek ve çocuk sağlığına ilişkin koşullarının geliştirilmesi, iyi yönetim, ekonomik büyüme ve kalkınma ile birlikte ortaya konulan faktörler arasında yer almakta olup, özellikle Milenyum Kalkınma Hedefleri’ne (MKH) ulaşılması açısından kritik bir önem arz etmektedir. MKH’lerine bakıldığında, söz konusu hedeflerin doğrudan ya da dolaylı olarak bu konularla yakından ilgili olduğu görülmektedir.
Kıtada her yıl beş yüz bin insan savaşlardan dolayı hayatını kaybederken; bu rakam, sağlık koşullarının yetersiz olması durumunda daha da artmaktadır. Sağlık sorunlarının temelinde özellikle yeterli su kaynağına erişememe gelmektedir. Dolayısıyla, dünya genelinde su, sağlık ve hijyenden kaynaklanan hastalıkların oranı son derece yüksektir.
Nüfus planlaması, okullulaşma oranı, kentlerdeki ve kırsal kesimlerdeki farklılıkların azaltılması, bebek ve çocuk ölüm oranlarının aşağı çekilebilmesi, beslenme bozuklarının önlenmesi, bulaşıcı hastalıkların önüne geçilebilmesi ve tedavi olanaklarının arttırılması, son derece düşük olan ortalama yaşam süresinin arttırılması, çözüm bekleyen öncelikli sorunlardır.
Afrika kıtasında HIV/AIDS ve diğer bulaşıcı hastalıkların yayılması için uygun bir ortam bulunmaktadır. Eko- sitemin bozulması; su ve çevre kirliliği; çatışma, temel haklardan yoksunluk; işsizlik ve sosyal şiddet, sağlık koşullarını ve dolayısıyla bunlar arasında da en çok kadınları ve çocukları olumsuz yönde etkilemektedir.1 Afrika nüfusunun %40’ının yeterli sağlık hizmetlerine erişim imkânı bulunmamakta, bu oranın büyük bölümünü de çocuklar ve kadınlar oluşturmaktadır. Yaşam koşullarını her açıdan olumsuz etkileyen bu faktör, kıtanın kalkınmasını da güçleştirmektedir.
Sağlık koşullarının kötüleşmesi, özellikle aile yaşantısını olumsuz yönde etkilemekte olup; çok sayıda çocuğun küçük yaşta anne ve babasını kaybetmesine neden olmakta; hamile kadınlar, doğum öncesi gerekli bakımlardan maruz kalmaktadırlar. HIV virüsü taşıyan çok sayıda kadının doğum yapması, yeni doğan bebeklerin bir nevi bu hastalıkla doğmasına neden olmaktadır. Ayrıca ayıplanma ve toplumdan dışlanma endişesi, çoğu kez bu hastalıkların gizlenmesini de beraberinde getirmektedir. Oysa ki iyi eğitimli annelerin, uzun süreli hijyen alışkanlıklarını edinmeleri daha olası olmakla birlikte; eğitimli kadınlar, çocuklarının beslenmesi, temizliği, hastalıklardan korunması, aşılanması gibi konularda daha bilinçli ve duyarlı davranarak gerek kendilerinin gerekse çocuklarının hayatta kalma şanslarını arttırmaktadırlar. Dolayısıyla, kız çocuklarına eğitim olanaklarının sağlanması; çocukların şiddetten, sömürüden, istismardan ve ayrımcılıktan korunmaları gerekmektedir. BM Eski Genel Sekreteri Kofi Annan, bu konuyu “kalkınmada kız çocuklarının eğitiminden daha etkili başka hiçbir araç yoktur“ şeklindeki ifade ile tanımlamaktadır.2
BM Genel Sekreteri Ban Ki- Moon ise “sağlık koşullarının geliştirilmesine yönelik hizmetlere erişim, özellikle de çevre, eğitim, cinsiyet eşitliği, çocuk ölümlerinin ve yoksulluğun azaltılması gibi diğer Milenyum Kalkınma Hedefleri’nin tamamıyla derinden ilişkili olduğunu“ belirtmektedir.3
Sağlık, iyi yönetim ve eğitimle birlikte sosyal, ekonomik ve toplumsal kalkınmanın da ayrılmaz bir parçasıdır. Bilindiği üzere, sağlık sorunlarına bağlı ölüm vakaları, ekonomik kalkınmayı da olumsuz yönde etkilemektedir. Afrika’da Gayri Safi Yurtiçi Hâsılası’nın %5’inin sağlıksız su ve yetersiz sağlık hizmetlerinin neden olduğu hastalık ve ölümlerle yok olduğu tahmin edilmektedir. 4 Hastalığın yaygın olduğu bölgelerde ortalama yaşam süresi azalmakta olup, Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre kıtadaki ortalama yaşam süresi günümüzde 47’dir.5
Cinsiyet eşitliğinin teşvik edilmesi ve kadınların güçlendirilmesi, kıtanın kalkınmasına yönelik hedeflerin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bilindiği üzere, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi geleneksel Afrika topluluklarında da kadınların eğitime ve sosyal yaşama katılımdaki rolleri son dönemdeki umut verici gelişmelere karşın bir hayli sınırlıdır.6 Kadınların, karar alma mekanizmalarında daha fazla yer alabilmeleri ve çalışan kadınların almış oldukları ücretlerin, erkeklerin aldıkları ücretlerle eşit düzeyde olabilmesi, çözüm bekleyen sorunların başında gelmektedir.
Sahra altı Afrika’daki çocuk ölüm oranlarının azaltılmasında elde edilen gelişmeler ise söz konusu hedeflerin bir hayli uzağındadır. Kıta ülkelerinde her yıl iki milyon insan kötü sağlık koşullarından dolayı yaşamını yitirirken, her gün altı bin çocuk7, dünya genelinde ise her yıl 10,8 milyon çocuk hayatını kaybetmektedir.8 Planlamadaki zayıflıkların giderilmesinin yanı sıra dış desteklerle birlikte sağlık sektörüne yeterli yatırımların yapılması, sağlık personelinin maaş ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi halinde, söz konusu kayıpların asgari düzeye indirilebilmesi mümkün olacaktır.
Şüphesiz bu kapsamda anne sağlığının geliştirilmesi de son derece önemlidir. Oysaki Dünya Sağlık Örgütü’nün Afrika’ya ilişkin raporunda kıtadaki kadınların üçte ikisinin doğum öncesi hamilelik bakım programlarına katılamadığını, yalnızca %10’unun sıtmayı önleyici tedavi görebildiği ve sadece %1 oranında HIV virüsü taşıyan annenin, bebeğe söz konusu virüsün bulaşmasını önlemeye yönelik tavsiye edilen tedaviyi alabildiği ifade edilmektedir.9
Anne, bebek ve çocuk sağlığı açısından HIV/ AIDS, Sıtma ve Verem gibi bulaşıcı hastalıklarla etkin bir biçimde mücadele edilebilmesi durumunda ortaya çıkan vahim manzaraların önlenebilmesi de mümkün olacaktır. Sahra altı Afrika, söz konusu türden hastalıkların en yaygın ve ölüm oranının da en yüksek olduğu bölgedir. Kıta ülkelerinin birçoğunda sağlık koşullarının kötüye gitmesi, aile yaşantısını olumsuz yönde etkilemekte, söz konusu sorunlarla mücadele ve bunların neden olduğu ölüm vakaları, kalkınmayı daha da güçleştirmektedir. Örneğin Zambiya’da AIDS ile mücadeleden dolayı halkın aylık gelirinde %66 ile %88 arasında bir düşüşün söz konusu olduğu ifade edilmektedir.10 Yine kıta ülkelerinden Svaziland, %39 oran ile HIV/ AIDS’in dünyada en yaygın olduğu ülkedir. 11 Buna karşın Senegal, HIV/ AIDS’in önlenmesine yönelik politikaları başarıyla uygulayarak virüsün yaygınlık oranını %0,5’lere kadar indirmeyi başarmıştır ki, söz konusu oranı dünya genelinde en düşük oranlardan biri olmakla birlikte kıtadaki diğer ülkeler açısından da umut verici bir gelişme olarak tanımlamak mümkündür.12
Öte yandan kıta ülkelerinde mevcut ormanlık alanların tahrip edilmemesi, daha da zenginleştirilebilmesi, su kaynaklarının korunması ve kırsal bölgelerde yaşayan insanların temiz suya erişim imkânı bulabilmeleri, birçok sağlık sorunun giderilebilmesi açısından kritik bir önem arz etmektedir.
Özetle, kabul edilen deklarasyonların ve bulunulan taahhütlerin vakit kaybedilmeden eylemlere dönüştürülmesi, sürdürülebilir finansmanın temin edilmesi ve özellikle hükümetler, uluslararası ve bölgesel örgütler, uzmanlık kuruluşları, özel sektör ve sivil toplum arasında etkin bir işbirliği ağının oluşturulmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Böylece kıta genelinde gıda güvenliğinin sağlanması, çevrenin korunması, altyapının güçlendirilmesi ve kalkınma yardımlarının ise en iyi biçimde koordine edilmesi daha kolay olacaktır.
Ülkeler ve toplumlar arasındaki mevcut eşitsizliklerin giderilmesi, anne, bebek ve çocuk sağlığının istikrarlı bir biçimde tesis edilmesi, kıta genelinde ücretsiz eğitim ve sağlık hizmetlerinin geliştirilebilmesi, kıta ülkelerinin kalkınmalarına ciddi oranlarda katkı sağlayarak yoksulluğu azaltacak, cinsiyet eşitliğini olumlu yönde etkileyecek ve aynı zamanda saygınlığı da arttıracaktır.


1. Ufuk Tepebaş, Büyük Güçler ve Afrika, TASAM Yayınları, 2010, s. 37
2. Ertan Karabıyık, “Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Türkiye Temsilciliği Eğitim Bölümünün Çalışmaları“, Ufuk Tepebaş (Ed.), Türk ve Afrikalı Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar) içinde (201- 208), TASAM Yayınları, 2009, s. 205
3. Edwin Gichangi, “Su ve Sağlık Koşullarının Geliştirilmesine Yönelik Milenyum Kalkınma Hedefleri’ni Gerçekleştirmek: Liderlerimiz Neler Yapabilirler?“ Ufuk Tepebaş (Ed.), Türk ve Afrikalı Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar) içinde (125- 127), TASAM Yayınları, 2009, s. 125
4. Gichangi, s.126
5. Tepebaş, s. 38
6. Botsvana, Lesotho, Mauritius, Namibya, Svaziland ve Zimbabve gibi kıtanın güneyinde yer alan ülkelerin cinsiyet eşitliği konusunda kayda değer başarılar elde ettikleri görülürken, buna karşın Benin, Burkina Faso, Gine, Mali ve Nijer gibi kıtanın batısında yer alan ülkelerin mevcut konumları son derece yetersizdir.
7. Caroline Gathoni Mungara, “Afrika’da Sağlık Koşullarının Geliştirilmesi“, Ufuk Tepebaş (Ed.), Türk ve Afrikalı Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar) içinde (133- 140), TASAM Yayınları, 2009, s.135
8. Dr. Deisi Noeli Weber Kusztra, “Sağlık Sektöründeki Temel Sorunlar ve Kalkınmadaki Önemi“, Ufuk Tepebaş (Ed.), Türk ve Afrikalı Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar) içinde (149- 155), TASAM Yayınları, 2009, s.151
9. Zahra Nuru, “Sahra altı Afrika’da Sağlık Sorunları, Kalkınma Yardımlarının Rolü, Zorluklar ve Fırsatlar“, Doç. Dr. Ahmet Kavas, Ufuk Tepebaş (Ed.), Sahra altı Afrika içinde (409- 421), TASAM Yayınları, 2007, s. 411
10. Nuru, s.411
11. Jeff Gow, Combating HIV/ AIDS, TB and Malaria, Edited by Francis Nwonwu “The Millenium Development Goals- Achievements and prospects of meeting the targets in Africa“ içinde (167- 207), Africa Institute of South Africa, 2008, s.198
12. Economic Commission for Africa, African Governance Report, UNECA Publications, 2005, s.165

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.