İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ve Türkiye

Haber

İstanbul, 14-16 Haziran 2004’te İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları Konferansı’na ev sahipliği yaptı. Bu zirve toplantısından çıkan en önemli karar, örgüt genel sekreterliği görevine Türkiye’nin adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun seçilmesi oldu....

İstanbul, 14-16 Haziran 2004’te İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları Konferansı’na ev sahipliği yaptı. Bu zirve toplantısından çıkan en önemli karar, örgüt genel sekreterliği görevine Türkiye’nin adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun seçilmesi oldu.

İhsanoğlu, 28 Aralık 2004’te Cidde’de yapılan bir törenle İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Abdülvahid Belkeziz’den görevi devraldı. Böylece Türkiye, İslam Dünyasını kapsayan örgütte, ilk kez bu kadar üst düzeyde ve etkin olarak temsil edilmiş oldu. 2004 yılı boyunca Avrupa Birliği süreci ve Irak Savaşı’nın Türkiye’nin dış politika gündeminde önemli yer tutmasından dolayı bu olay, Türk kamuoyunda yeterince ilgi uyandırmamıştır. Oysa ki bir Türk’ün İKÖ Genel Sekreteri olması, Türkiye’nin Orta Doğu’da uygulamak istediği dış politika anlayışının önemli bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

21 Ağustos 1969’da Kudüs’teki Mescidi Aksa’da çıkan yangına tepki olarak 22 Eylül 1969’da Rabat’ta yapılan konferans sonucu kurulan İKÖ, günümüzde 57 üyesi (1) olan, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Uzak Doğu Asya’yı kapsayan geniş bir coğrafyaya hitap edebilme potansiyeline sahip bir örgüttür. Örgütün kuruluş nedeni, Filistin Sorunu’nda İsrail’e karşı İslam dünyasının birlikte hareket etmesini sağlamak olmakla birlikte, İslam ülkeleri arasındaki siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliğini artırıp barış ve istikrara hizmet etmekti. Kuruluşundan bu yana İKÖ, örgütsel yapısından ve uluslararası sistemden kaynaklanan nedenlerden dolayı İslam Dünyası’nda oluşan kriz ve çatışma alanlarına müdahalede yetersiz kalmış, ekonomik ve kültürel işbirliğini ise en alt düzeyde gerçekleştirebilmiştir. Bununla birlikte İKÖ, kurucu üyesi olan Türkiye’nin Orta Doğu’yu 1970’li yıllardan itibaren tekrar fark etmesinde önemli bir rol oynadı. Kıbrıs ve Filistin Sorunları dahilinde karşılıklı diplomatik destek ihtiyacının getirdiği pragmatik konjonktür, Türk-Arap ilişkilerinin 70’li yıllarda iyileşme sürecine girmesine, 80’li yıllarda ise yoğun ekonomik bağlantılarla ortak çıkar alanları oluşturmaya hizmet etmiştir. Fakat bir yönüyle de, Türkiye’nin çoğu zaman İKÖ’yü Batı ile ilişkilerinde psikolojik bir koz ve destek faktörü olarak kullanmak istemesi özellikle Arap Dünyası’nda Türkiye’nin itibarını ve inandırıcılığını olumsuz etkilemiştir.

Günümüzde var olan dinamik ve değişken uluslararası konjontür, Türkiye’nin İKÖ’ ye bakışında ve İKÖ’nün iç yapılanması ve faaliyetlerinde bir değişimi zorunlu kılmaktadır. Türkiye, uygulamak istediği yeni dış politika anlayışı gereği küresel hegemonun tam hakim olamadığı siyasi boşluk alanlarını (öncelikle Türkiye’nin yakın çevresi) bölgesel bir güç olarak doldurmak ve bölge ülkeleriyle birlikte hareket ederek ortak ekonomik çıkar ve siyasi istikrar alanları haline getirmek istemektedir. Bu çok taraflı dış politika anlayışında kriz ve çatışma alanlarını yok etmenin ve işbirliğini artırmanın en önemli aracı aktif diplomasidir. Bu çerçevede Türkiye etkin bir güç olarak Orta Doğu’da varolması diplomasinin her türünü kullanmasını gerektirir. İKÖ de Türkiye’nin Parlamenter Diplomasi ve Kültürel Diplomasi (2) yöntemlerini rahatlıkla uygulayabileceği önemli bir fırsattır. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun genel sekreter olarak göreve başlaması, Türkiye’nin Arap Ülkeleri nezdinde itibarını artırdığı gibi bölgede Türk kimliğinin istikrar unsuru olarak görülmesine hizmet edecektir. Aynı zamanda İhsanoğlu’nun İKÖ’nün bir kolu olan İslam, Tarih, Sanat ve Kültür Merkezi (IRCICA) Genel Direktörü olarak çalışmış olması ve ailesel kökeni, Arap karar alıcılar arasında saygı duyulan ve kabul edilebilir bir kişi olarak ön plana çıkmasına neden oldu. Aynı zamanda İhsanoğlu’nun, seçimle işbaşına gelmesi ve siyasi kimlik taşımayan bir bilim adamı olması, örgütü ekonomik çıkar sağlama ve siyasi nüfuz aracı olarak kullanmak isteyen yöneticilerin devrinin bittiğinin bir göstergesi olmuştur. Arap kamuoyu ve entellektüel çevreleri de İhsanoğlu’nun genel sekreter seçilmesini genellikle olumlu karşılamış ve Türkiye’nin değişen Orta Doğu politikasının bir sonucu olarak görmüşlerdir. (3)

Türkiye’nin İKÖ Genel Sekreterlik görevini önümüzdeki dört yılı boyunca elinde tutacağı düşünüldüğünde örgütü daha aktif bir hale getirmek için işbirliğini teşvik edici önlemler alması ve örgüt yapısını düzenleyen değişiklikler yolunda diğer ülkelerle birlikte adımlar atması gerekmektedir. Bu noktada en önemli görev, Türk genel sekreter Ekmeleddin İhsanoğlu ve ona her türlü desteği sağlayacak Türk Dışişlerine düşmektedir. Öncelikli olarak üye devletlerin yayıldığı coğrafyada oluşacak siyasi krizlere hızlı ve kolektif bir diplomatik müdahale için ortak siyasi iradeyi yansıtacak bir kurumsal yapı acil bir şekilde oluşturulmak zorundadır. Bunu gerçekleştirmek Türkiye’nin diğer üyeleri harekete geçirecek ortak çıkar ve hedefler ortaya koymasıyla doğru orantılıdır. Etkin işleyen kurumsal yapının kurulması ve diğer uluslararası örgütler ve bölgesel entegrasyonlarla işbirliği arzusunun oluşturulması İKÖ’yü uluslararası sistemde dinamik ve sorun çözücü bir uluslararası örgüt haline getirecektir. Bununla birlikte örgüt bünyesinde devam eden ortak kültürel faaliyetlerin genişletilmesi yoluyla ülkeler arasında halk, yönetici sınıf ve entellektüeller düzeyinde varolan psikolojik önyargılar ve kopukluk giderilmeye çalışılmalı, öğrenci değişimi, üniversiteler arası işbirliği gibi eğitimsel faaliyetlerle de gelecekteki ilişkilerin alt yapısı oluşturulmalıdır.

<<>>

Türkiye’nin İKÖ içinde bu dönüşümü yaparken örgütün finansal gücü olan Suudi Arabistan ve iki bölgesel güç İran ve Mısır’la ciddi diplomatik mücadelelere girmesi olasıdır. İstanbul’daki genel sekreter seçiminde Suudi Arabistan, Mısır ve İran’ın dayatmalarına karşı koyup kendi fikrini kabul ettiren Türkiye, örgüt içi güç dengelerini kendi lehine dönüştürmeyi başarmıştır. Türkiye’nin başarısının ve itibarının kalıcı olması için bu üç ülke ile işbirliği ve dostluğa dayalı bir ortamın oluşturulması da gerekmektedir. Türk Hükümeti, bu ülkelere karşı özel bir diplomatik üslûp kullanılarak siyasi ve ekonomik olarak Türkiye için ayrıcalıklı olduklarını hissettirmelidir. Bu durum, Türkiye’ye duyulan güveni arttırıcı etki yapacaktır. Yine Türkiye’nin bölgesel ve global sorunlarda yaptırım sahibi olması ve istikrarlı ortaklıklar kurması bu bölgesel güçlerin örgüt içindeki dirençlerini azaltacaktır. Aynı zamanda Türkiye’nin tarihten gelen misyonu ve 2004 yılı boyunca dış politikadaki etkinliği, siyasi kaosların ve çatışmaların içinde yaşamaktan bıkan, Batı karşıtı eğilimlerin arttığı Müslüman halklarda ve yönetici sınıfta Türkiye’nin saygınlığını artırmış ve güven duyulan bir uluslararası aktör haline getirmiştir. Hatta Türkiye’nin sahip olduğu devlet modeli demokratikleşme yolunda özellikle Arap entellektüel çevreleri tarafından bölgeye örnek gösterilmektedir. Bu psikolojik avantaj, Türkiye’nin örgüt içinde yaptırım gücünü artıracak ve siyasi ve ekonomik olarak Orta Doğu’ya açılımını kolaylaştıracaktır.

Türkiye, sahip olduğu siyasi, ekonomik ve beşeri potansiyelini akılcı dış politika yöntemleriyle aktif hale getirebilirse bölgede imtiyaz sahibi bir devlet olarak huzur ve barışın garantisi olacaktır. Fakat Türkiye’nin Orta Doğu politikasında kullandığı tarih ve kültürel argümanlar kesinlikle amaç haline gelmemeli ve tek başlarına kullanılarak uzun vadeli yarar beklenmemelidir. Türkiye’nin, Orta Doğu’da ve Müslüman dünyada aranan devlet haline gelmesi, siyasi ve ekonomik etkinlikle güç yelpazesini ne kadar geniş tutabildiğine bağlıdır. Bununla beraber Türkiye’nin İKÖ ile ilişkileri, ne Avrupa Birliği, ne ECO, ne de başka bir bölgesel entegrasyon çabasının alternatifidir. Bu örgütlerle tek tek ilişkiler, birbirini destekleyen ayrı süreçlerdir ve Türkiye’nin aktif diplomasi anlayışıyla elde edeceği kazanımların mücadele alanlarıdır.

(1) İslam Konferansı Örgütü’ne 57 ülke üyedir. 3 ülke (Bosna-Hersek, Orta Afrika Cumhuriyeti, Tayland), iki Müslüman topluluk (“Kıbrıs Türk Müslüman Toplumu“ ve “Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi“) ve 6 uluslararası kuruluş da (Birleşmiş Milletler, Bağlantısızlar Hareketi, Arap Ligi, Afrika Birliği, Ekonomik İşbirliği Örgütü, İKÖ Parlamenterler Birliği) gözlemci statüsündedir.

(2) Kültürel diplomasi, devletlerin birbirlerine siyasal etkide bulunmak için kullandığı diplomasi yöntemlerinden biridir. Kültürel diplomasi’nin temeli, kültürel açıdan birbirine yakın olan taraflar arasında siyasal etkileşimin daha kolay olacağı varsayımına dayanmaktadır. Bu diplomasi türü, siyasi ve ekonomik öğeler ve profesyonel bir bakış açısıyla desteklenmezse tek başına başarı şansı düşüktür. Ayrıntılı bilgi için bkz. Faruk Sönmezoğlu, Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi, İstanbul, Filiz Kitapevi, 1995, ss.321-322

(3) Londra’da Arapça yayımlanan el Kuds el Arabi gazetesinin 17 Haziran 2004 tarihli sayısında “Araplara İstanbul’da Acı Ders“ başlığıyla yayınlanan başyazıda aynen şöyle denmektedir: “Yeni Genel Sekreter Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, iyimser olmayı gerektiren bütün özellik ve sıfatlara haizdir. Mısır’da doğan, Arapça bilen ve demokratik reformlara inanan İhsanoğlu, örgütün çalışmalarını geliştirerek içinde bulunduğu donukluktan kurtarmayı taahhüt etmiş bulunuyor“. Bkz. http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/DISBASIN/2004/06/18

* Yasin Atlıoğlu, TASAM Kafkaslar-Orta Asya-Orta Doğu Çalışma Grubu, Uzman Yardımcısı

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 85 )
Alanlar
TASAM Türkiye 85 2071

İktisat biliminin tarihsel gelişimi, ekseriyetle soyut kuramların doğrusal bir çizgide birbirini takip ettiği saf bir düşünce silsilesi olarak tasvir edilir. Ancak iktisadi düşüncenin ve bu düşünceyi üreten akademik paradigmaların evrimi, göründüğünden çok daha ampirik, kurumsal ve coğrafi yer değiş...;

İktisadi düşünce tarihi çalışmaları, genellikle Anglo-Amerikan merkezli ana akım kuramların ya da Batı Avrupa menşeili büyük ekollerin gölgesinde şekillenme eğilimindedir. ;

The Lancet'te yayımlanan bir analize göre, dünya genelinde yaklaşık 1,2 milyar insan şu anda bir ruhsal bozuklukla yaşıyor ve bu yük son otuz yılda çarpıcı bir şekilde arttı. Ruhsal hastalıklar, dünyanın en çok engelliliğe yol açan sağlık sorunları arasına girdi; anksiyete ve depresyon ise bu yüksel...;

İktisat “bilimi”, çoğunlukla evrensel formüllerin, grafiklerin ve rasyonel aktör varsayımlarının soğuk laboratuvarı olarak kabul edilir. Ancak tarihin ve coğrafyanın süzgecinden geçirilmemiş bir iktisat teorisi, ruhu ve hafızası olmayan bir iskeletten ibarettir.;

Washington’ın ittifakları muazzam bir baskı altında. Birçok müttefik ve ortak, büyük güç niteliğindeki rakiplerden gelen artan tehditlere maruz kalıyor ve Birleşik Devletler’e güvenip güvenemeyecekleri konusunda şüpheye düşüyor. Bu baskılara verilen yanıt ise yeniden silahlanmak oluyor. ;

Washington’ın ittifakları muazzam bir baskı altında. Birçok müttefik ve ortak, büyük güç niteliğindeki rakiplerden gelen artan tehditlere maruz kalıyor ve Birleşik Devletler’e güvenip güvenemeyecekleri konusunda şüpheye düşüyor. Bu baskılara verilen yanıt ise yeniden silahlanmak oluyor. ;

İnsanoğlunun kentsel ve endüstriyel yaşam biçimine geçişiyle birlikte, antik çağların din dışı ritüelleri ve kolektif deşarj mekanizmaları modern formlara bürünmüştür. Bu formların en kitlesel, en dinamik ve küresel ölçekte en etkili olanı kuşkusuz futboldur. ;

İktisadi düşünce tarihi yazımı, coğrafi ve siyasi sınırların çizgisel takibine indirgendiğinde, ekollerin arkasındaki entelektüel geçişkenlikleri ve can alıcı dip akıntılarını gözden kaçırma riskiyle maluldür. Bu durumun en somut tezahürlerinden biri, Orta Avrupa iktisadi mirasının neredeyse tamamen...;

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

11. İstanbul Güvenlik Konferansı (2025)

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...