Türk Dış Politikasını 2005’te Neler Bekliyor?

Haber

17 Aralık’ta AB ile müzakere tarihi alınması ile kısmen rahatlayan dış politika yapıcılarını önümüzdeki yıl sıkı bir gündem beklemekte. Türk dış politikası artık klasik bürokratik mekanizma ve kişilerin dışında ciddi bir sivil altyapıya sahip. Hem bürokratik, hem de sivil seviyelerde yakalanan dinamizm ve çok boyutluluk, bölgesel ve uluslar arası gelişmeler ile beraber ele alındığında uzun süreli bir dinginliğin yaşanamayacağı ortada....

17 Aralık’ta AB ile müzakere tarihi alınması ile kısmen rahatlayan dış politika yapıcılarını önümüzdeki yıl sıkı bir gündem beklemekte. Türk dış politikası artık klasik bürokratik mekanizma ve kişilerin dışında ciddi bir sivil altyapıya sahip. Hem bürokratik, hem de sivil seviyelerde yakalanan dinamizm ve çok boyutluluk, bölgesel ve uluslar arası gelişmeler ile beraber ele alındığında uzun süreli bir dinginliğin yaşanamayacağı ortada.

Dış politika uluslararası ekonomik ilişkiler ve güç politikası eksenli pragmatik algılamalar ile demokratik meşruiyete dayalı daha ilkesel tavır alışlar arasında gidip geleceğe benziyor. Pragmatik çıkarlar ile ilkesel tavır alış teorik olarak barıştırılması zor unsurlar gibi gözükse de, meşruiyeti öne çıkaran politikalar genellikle uzun dönemde çıkarları tatmin etmekte. Türkiye bölgesinde bir çok önemli soruna karşısında takındığı aktif barış yapıcı rol ve demokratik meşruiyete dayalı söylemi geliştirme durumunda.

Öte yandan, Türk dış politikası önümüzdeki yıl Kıbrıs, Irak ve Kafkasya politikası gibi örneklerde politikalarını belirleyen miyop algılamalar ile büyük resimde daha uzun soluklu politikalar üretme arasında kalacağa benziyor. Uluslar arası sistemle anlamlı ilişki kurma, bir çok sorunda dünya zamanı içerisinde hareket edebilme gibi önemli kazanımlardan geriye dönme söz konusu olmamalı. Soğuk savaş dönemine ait, iç ve dış politika arasındaki bariyerin imkan tanıdığı dünyaya şekil verebileceğimiz ben merkezli yanılsaması artık tarihin bir parçası olmalı. Dış politikada eski dönemi simgeleyen tüm dünya yanlışken, bizim doğru olduğumuz, tarihin bizim öngördüğümüz çizgide geliştiği algılaması 2005’te test edilecek bir unsur olacak.

Bölgesel ve uluslar arası bağlamlarda ise bir dizi güvenlik ikilemi Türkiye’yi içine çekmek için bekliyor. Merkezi ve Batı Avrasya’da yaşanan Rusya-Batı ikilemi önümüzdeki yıl şiddetleneceğe benziyor. Asya’nın içlerine ve güneye doğru uzandığımız zaman etkisi Ön Asya’ya kadar uzanan bir Asya-ABD gerilimi artacağa benziyor. Öte yandan Transatlantik ilişkilerindeki çatlak tamir edilmiş değil ve bu fay hattında ortaya çıkacak gerilim Türkiye üzerinde etkili olacak. 21. yüzyılın ilk yarısında jeopolitik güç mücadelelerinden jeo-yönetişim denen daha anlamlı bölgesel ilişki moduna geçiş beklenirken, bir anlamda ideolojik bölgesel rekabet ortamlarının yeniden dirilişi söz konusu. Bu durumda Amerikan askeri tek taraflılığının kabadayı ve umursamaz tavrı esas belirleyici olmakta.

2005 yılı Türkiye’nin içinde yaşadığı büyük coğrafya açısında ciddi sorunlara gebe. Hemen Avrasya’nın tamamı ciddi mevcut olumsuz anlamıyla bir Ortadoğululaşma gerçeği ile karşı karşıya. Güvenlik sorunlarından yönetim krizlerine oradan da ekonomik problemlere uzanan bir kaotik kısır döngü bölge üzerine çökmüş durumda. Türkiye’nin hemen yanı başından Asya’nın içlerine uzanan coğrafyada siyasal ve ekonomik reform en fazla sözü edilen olgular olacak.

Türkiye’nin ABD güdümlü ancak son dönemde Avrupa ve bölgesel niteliği oluşmaya başlayan Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika girişimi içerisinde öne çıkması söz konusu. Bu noktada ilginç olan Türk-Amerikan ilişkilerinde, ABD’nin bölgesel politikaları bağlamında ciddi bir işbirliği söz konusu mümkün iken, daha dar kapsamlı bazı ikili sorunlar üzerinden gerilim yaşayabileceği. Nitekim G-8 zirvesinde ve nihayet Fas’ta yapılan daha dar kapsamlı toplantıda bölgede reform yapabilen ve ayrıca demokrasi ve güvenliği barıştırabilen tek ülke olan Türkiye’ye yapılan vurgu bu durumun habercisi. Öte yandan AB sürecindeki gelişmeler Türkiye’yi özelikle yakınındaki Ortadoğu ve daha geniş bağlamda Körfez ve Kuzey Afrika bölgesinde bir cazibe unsuru haline getirdi. Bu geniş coğrafya’da Türkiye artık gündelik yaşamda, basında sıkça konuşulan bir ülke. Nitekim Brüksel’de müzakere tarihi kararını Türk basını kadar Arap basınının da ilgiyle izlemesi şaşırtıcı değil.

2005 için çizilen çerçeveden bakıldığında bardağın yarısının dolu olduğu gözleniyor. Ancak Türk dış politikasının bölgesel bağlamda ve komşularıyla ilişkilerinde kaydettiği gelişmelerin yanı sıra bir dizi ciddi sorunun varlığını koruduğu söylenmeli. Hemen güneyimizdeki Irak’ta Türkiye her ne kadar Kuzey Irak miyopluğundan kurtulma sinyalleri verse de, Irak’ın tamamını kuşatacak bir yaklaşım geliştirebilmiş değil. Irak’taki Türk varlığının geleceği ne olacak sorusu ortada. Türkiye’nin bölgede bir sivil-ekonomik güç olarak ortaya çıkması bir anlamda Irak politikasına bağlı.

AB içerisinde sözde Helenik işbirliği, Kıbrıs ve Türk-Yunan sorunları bir diğer dikenli alan. Kıbrıs’ta çözüm için şimdiden kollar sıvanmış durumda ve belki dış politikanın ilk test alanı olacak. Kafkasya’da Azeri-Ermeni barışına yönelik girişimlerin ivme kazanması söz konusu iken, Türk-Ermeni ve Türk-Azeri ilişkilerinde nasıl bir dönüşümün yaşanacağı henüz netlik kazanmış değil. Ankara’nın bölgedeki diğer sorunlara karşı takındığı çözüm tavrı henüz bu coğrafyaya yansıtılamadı. Yaser Arafat sonrası Filistin sorunu yeni bir şekil aldı ve Türkiye tarafından yakından izleniyor. İsrail’da Şaron yönetimine karşı takınılan ilkesel tavır yanında 1990’ların ortasından günümüze uzanan işbirliğinin nasıl şekil alacağı konusu bir diğer tartışmalı konu.

Sonuç olarak, AB’den müzakere tarihi alınması ile ortaya çıkan olumlu havanın Türk dış politikasında bir dinginliğe yol açmayacağı ortada. Önemli imkanların yanı sıra, ciddi meydan okumaların olduğunun altı çizilmeli. 2005 bu açıdan zor bir yıl olacağa benziyor.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2552 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 990
Avrupa 13 613
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1905 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1905

Son Eklenenler