ABD Irak’ta Soykırım Suçu mu İşliyor?

Haber

Amerikan askerlerinin Irak’ta, özellikle de geçtiğimiz günlerde operasyonlarını yoğunlaştırdığı Felluce’de yaptıkları, tabii olarak gerek Türk gerekse dünya kamuoyunda tepkilere neden oldu. Resmi sıfatı olan kişiler de bu tepkilere katıldı. Gerçi gerek hükümetlerin gerekse üst düzey devlet adamlarının Irak’ta yaşanan trajediye yeterince kararlı ve sert bir karşılık vermediği çok açık....

Amerikan askerlerinin Irak’ta, özellikle de geçtiğimiz günlerde operasyonlarını yoğunlaştırdığı Felluce’de yaptıkları, tabii olarak gerek Türk gerekse dünya kamuoyunda tepkilere neden oldu. Resmi sıfatı olan kişiler de bu tepkilere katıldı. Gerçi gerek hükümetlerin gerekse üst düzey devlet adamlarının Irak’ta yaşanan trajediye yeterince kararlı ve sert bir karşılık vermediği çok açık.

Özellikle Türk hükümetinin bu konuda daha duyarlı davranacağını bekleyenler epeyce hayal kırıklığına uğradılar. Buna karşın, hükümet cephesinden olmasa da iktidar partisine mensup milletvekilleri –dış ilişkilerde hassas dengeleri gözetmek zorunda olmadıkları için olsa gerek- daha rahat ve daha sert bir üslup kullanabiliyorlar. Söz konusu üslup bazen o derece sertleşiyor ki ABD’nin Irak’ta soykırım suçu işlediği iddialarına kadar varabiliyor. Bu bağlamda özellikle Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış’ın söyledikleri kayda değer. Irak’taki vahşete duyduğu öfkesinin dışavurumu olan sözlerinde Elkatmış ABD’nin Irak’ta Müslümanlara karşı soykırım işlediğini ifade etti geçenlerde.

Irak’ta ABD askerlerinin eylemleri için birçok sıfat kullanılabilir. Ancak söz konusu eylemlerin soykırım olarak nitelendirilmesi mümkün değildir; pratikte de hiçbir faydası yoktur; hatta zararı vardır dahi denilebilir. Zira soykırım suçu uluslar arası sözleşmeler ile tanımlanmış bir suçtur. Yani ne olduğu bellidir. Bu edenle, soykırım iddialarının çok somut ve sağlam delilleri olmak zorundadır. Soykırım iddialarının sahipleri, iddialarını dayandırabilecek bu tür delilleri göstermediği sürece haksız duruma düşebilirler. Ama soykırım yerine Irak’ta olan biten için örneğin vahşet, katliam, insanlık dışı fiiller, barbarlık gibi birçok sıfatı kullanmak iddia sahibini sorumlu konuma getirmediği gibi iddiaları neticesinde kendisini haksız konuma da düşürmeyecektir. Zira biraz önce bahsi geçen nitelendirmelerin hiçbiri uluslar arası sözleşmelerde tanımlanmış suçlar değildir. Uluslar arası hukukta bunların suç olarak düzenlenmemiş olması tabii ki onların meşru olduğu anlamına gelmemektedir. Yani katliam uluslar arası hukuk metinlerinde bahsedilmedi diye meşru oluyor değildir. Tam tersine, katliam, sivil kitlelerin en duyarlı olduğu kavramlardan biridir. Şayet yapılan eleştiri ile sivil kitlelerin duyarlılığını arttırmak hedefleniyor ise katliam türü ifadeler çok daha uygun düşmektedir. Yok şayet Irak’taki vahşetin sorumlularını adalet önüne çıkarma ve onlardan hesap sorma iradesi ortaya konmak isteniyorsa o zaman bu kişilerin eylemlerinin hangi suç tanımına girdiğinin tespit edilmesi önem kazanır. Yani ABD askerlerini soykırım suçuyla yargılamak veya en azından böyle bir süreci başlatmak veya bu sürece katkıda bulunmak arzusu varsa o zaman soykırım iddialarını destekleyecek deliller aramak yerinde olacaktır.

ABD askerlerini soykırım yapmakla suçlayanların böyle bir çaba içerisinde olmadıkları çok açık. Üstüne üstlük, söz konusu eleştiri sahiplerinin uluslar arası hukuk metinlerince atıfta bulunulan soykırım suçunun neleri kapsadığı, neyin soykırım olarak kabul edildiğini bilmedikleri veya en azından soykırım ifadesini kullanırken çok dikkatsiz davrandıkları da ortada. Şimdi soykırım sözcüğünün neden daha dikkatli kullanılması gerektiğinin detaylarına geçelim.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki soykırım (genocide) terimi devletler arası ilişkilerde ve günlük hayatta kullanıma 2. Dünya Savaşı’ndan sonra girdi. O döneme kadar böyle bir kavram yoktu. Bir Yahudi olan Raphael Lempkin, muhtemelen savaş sırasında Yahudiler’in maruz kaldığı Nazi eylemlerini göz önünde bulundurarak soykırım terimini icat etti. Bununla kalmayıp bu terimin ifade ettiği suçun uluslar arası hukuk metinlerine geçirilmesini temin etti. Yani, köken itibarı ile soykırım terimi doğrudan doğruya Yahudiler’e yapılanları ifade eder. Dolayısıyla uluslar arası anlaşmalara göre bir eylemin soykırım suçu sayılabilmesi için Lempkin’in adeta şablon olarak kullandığı Yahudiler’in maruz kaldığı eylemler seviyesinde olması gereklidir.

<<>>

Şimdi soykırım ile ilgili teknik konulara geçelim. Soykırım, uluslar arası hukuka göre bireylerin cezalandırılabildiği nadir suçlardan biridir. Uluslar arası hukukta, geleneksel olarak sorumlu tutulabilen tek birim devlet iken soykırım konusunda böyle bir istisna vardır. Soykırım Suçunun Cezalandırılması ve Önlenmesi Sözleşmesi’nin 2. md.’sine göre soykırım bir ulusal, etnik veya dini grubu kısmen veya tamamen yok etmek niyetiyle yapılan eylemlerdir. İlgili sözleşmeye göre şunlar soykırım suçu kapsamındadır: grup üyelerini öldürme, ciddi zihinsel veya bedensel zararlar verme, grubu yok edecek şartları hazırlama, grup içinde doğumları önleyecek önlemleri alma ve gruptaki çocukları zorla başka bir gruba transfer etme. Hem sözleşme hem de uluslar arası teamül hukukuna göre soykırım devletlerin önlemek ve sorumluların cezalandırmak ile yükümlü oldukları bir suçtur. Adı geçen sözleşme’nin 3. md. de cezalandırılabilir eylemleri şöyle sıralıyor: soykırım, soykırım uygulama planları yapma, doğrudan veya kamuya açık şekilde soykırım işlemeye teşvik etme ve soykırım işleme girişiminde bulunma.

Görüldüğü gibi soykırım uluslararası sistemi oluşturan tüm devletler açısından bireylerin veya devletlerin işleyebileceği en büyük suçtur. Bu nedenle söz konusu bu suç, herhangi bir devlette cezalandırılabilir evrensel bir suç olarak kabul görmektedir. Birçok insanlık dışı eylem uluslar arası kamuoyunun ve özellikle de çıkarlarını etkilemeyen devletlerin gündemine hiç gelmemişse de soykırım suçlarına genel olarak kayıtsız kalınmamıştır. Nitekim soykırım suçu işleyen bireyler geçici uluslar arası ceza mahkemelerinde yargılanmışlardır; Miloseviç gibi kimseler de halen yargılanmaktadır. Evrensel olarak suç olduğu kabul edilen ve şimdiye kadar faillerinin en azından ciddi biçimde yargılandığı bilinen soykırımın şimdi uluslar arası toplumca göz ardı edildiğini düşünmek çok zor. Ayrıca soykırım suçu işlemek için her şeyden önce yüksek idari mekanizmalarda alınmış bu yönde bir kararın alınmış olması gerektiği düşünülürse, ABD’nin bir devlet politikası olarak böylesi bir yola başvuracağını düşünmek sadece öfke ve infialle açıklanabilir.

Irak’ta soykırım yapıldığını iddia edenler soykırım kelimesi ile uluslar arası hukuk metinlerine atıfta bulunmadıklarını söyleyebilirler. Zira sözlük anlamıyla kullanıldığında dahi soykırım kelimesinin Irak’ta olanlar için kullanılması şu an için mümkün gözükmemektedir. Bir grup veya ırkın tamamen öldürülmesi şeklinde günlük hayatta kullanılan soykırım, hali hazırda Irak’taki şiddeti ve zulmü ifade etmekten uzak bulunmaktadır. ABD Irak’ta henüz bir grubu veya ırkı yok etmiş değildir. Böyle bir niyetinin olması ise ihtimal dahilinde gözükmemektedir.

Irak’taki kan ve gözyaşını soykırım ile açıklamaya çalışmak inandırıcılığın kaybedilmesine neden olabileceği gibi bu yöndeki iddialar ciddiye alınmayacağı için eleştiri ve tepkiden umulan sonuçların da alınmasını engelleyecektir. Soykırım gibi ispatı çok zor ve abartılı terimler yerine nispeten daha somut ve daha kolay ispatlanır suçlamalarda bulunmak daha mantıklı. Örneğin soykırım gibi bireylerin uluslar arası hukuka göre sorumlu tutulabileceği savaş suçu ve insanlığa karşı suç isnadında bulunulması yukarıda bahsedilen sakıncaları ortadan kaldıracaktır. Savaş suçları Cenova Sözleşmeleri ile tanımlanmış ve bu kapsamda çok detaylı bir şekilde cezalandırılabilir eylemler sıralanmıştır. Amerikan askerlerinin savaş suçu işlediği, herkesin kabul edeceği bir gerçektir. Hatta ABD’lilerin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisine giren insanlığa karşı suçları işlediğini iddia etmek de mümkün. Böylesi iddiaların inandırıcılığı da çok fazla üstelik. Amerikan askerlerinin sivilleri öldürmesi, camileri yakıp yıkması, kimyasal silah kullanmış olmaları vb. insanlığa karşı suç veya savaş suçları kapsamında değerlendirilebilecek eylemler. Bütün bunlar mümkün iken haklı eleştiri ve tepkileri anlamsızlaştıracak soykırım gibi ifadelerin kullanılması sakıncalı gözükmektedir.

* TASAM, ABD Uzm.

Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1999 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1999

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

2020 başından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını sebebiyle maruz kalınan geniş çaplı kısıt ve kısıtlamalar sonucu endüstriyel faaliyetlerdeki ve trafikteki azalma üzerine, doğada yeniden bir canlanma gözlenmiştir. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.