ABD Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde ve İsveç Parlamentosu’nda sözde Ermeni soykırımı tasarısının kabul edilmesi, Ankara için her ne kadar beklenmedik bir olay olsa da, diğer ülke Parlamentolarında da kabulünde ısrarlı tavırları açısından değerlendirecek olursak, Ermenistan ve Ermeni lobisinin başarılı oldukları da ortaya çıkmıştır.
Ankara - Erivan protokollerinin imzalanması, aynı zamanda Azerbaycan’da ve Türkiye’de bazı çevrelerce AKP hükümetinin, Türkiye’nin milli çıkarlarına aykırı ve ihanet gibi değerlendirilse de, Ermeni lobisinin imzalanan protokolleri reddetmesi, bu protokollerin tarihin karanlık köşesine sıkışmış Ermeni lobisinin çıkarlarına hiç de uygun olmadığını belli etmiştir.
Aslında protokollerin imzalanması Ermenistan’ın dünyaya açılması için bir fırsat ve bir şans idi.
Eğer Ermenistan tarafı protokolleri parlamentoda onaylasaydı, Erivan dünyaya açılımında Türkiye gibi yeni bir partner elde ede bilirdi. Çünkü mevcut durumda Güney Kafkaslarda hem siyasi hem de ekonomik yönden en feci durumda olan bir ülke var ise o da Ermenistan’dır.
Bir zamanlar Ermenistan tarafı dış dünyaya çıkış için İran ve Gürcistan’ı kullanırken, Osetiya olaylarından sonra Ermenistan dünyaya olan iki penceresinden biri olan Gürcistan’ı tam anlamında yitirdi.
Tabii ki şu an Ermenistan’ın dünyaya İran üzerinden çıkışı var, lakin İran ve ABD arasında olan gerginlik yüzünden bu çıkışın ne zamana kadar devam edeceği belli değil. Azerbaycan’a gelince, bunun Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden mümkün olmayacağı aşikardır.
Erivan’ın sadece bir yolu vardı, bu da Ankara - Erivan protokollerini onaylayarak, bundan bölgenin ekonomik refahı için faydalanmaktı. Ancak daha sonra belli oldu ki, Ermenistan’ı yöneten hükümet değil, Ermeni lobisidir. Ermenistan’ın tek başına refah düzeyini yükseltemeyeceği yönünde kesin bir karara varan Ermeni lobisinin amacı ise Ankara ve Erivan arasında gerginlikten faydalanarak, aslında sözde soykırım iddiaları ile ayakta kalmaktır. Çünkü özellikle sözde soykırım iddiası lobinin faaliyetinde hayati anlam taşımaktadır.
Protokollerin imzalanmasından sonra Ermeni politikasının ince noktalarının farkına varamayan Ankara, Ermeni tarafının protokol maddelerine sadık kalmayışına şahit oldu. Aslında Ermeni lobisinin Ermenistan’ı dıştan yönetmesi ve iç işlerine müdahil olması örneği, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiş bir uygulamadır. Dünyada, Ermenistan dışında, ülkenin dâhili karar alıcı organının yani devletin imzalamadığı dış politikaya müdahale edildiği hiçbir ülke yoktur.
Aslında Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin protokol maddeleri üzerinde değişiklik getirmesi, Ermenistan hükümetinin Ermeni lobisi karşısında ne kadar aciz olduğunu da ispatlamış oldu.
Tabii ki tüm bunlardan sonra Türkiye’nin de protokolleri onaylayacağını söylemek, mantıksız olur.
Ankara- Erivan Protokolleri temelinde ve ABD Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin tasarının kabulünde, aslında dikkatlerden kaçan ama bir o kadar da ilginç olan bir nokta var. Nedense bazı devletler Osmanlı zamanında Millet-i Sadıka ismini taşıyan Ermenilerin sözde “soykırım“ının araştırılması işin Türkiye’ye baskı yapmamaktadırlar.
Hiç kuşkusuz ki soykırım yaşanmış olsaydı süper güç olan devletler bunun araştırılması için ortak tarihi komisyonun oluşturulması yönünde Ankara üzerine baskı yapabilirlerdi. Böyle bir talebin olmaması aslında tarihte Ermeni soykırımı olmadığını da göstermektedir.
Daha önce de Ermeni tasarısı ABD Meclisi Dış İlişkiler Komitesi tarafından kabul edilmiş olmasına rağmen, ABD Türkiye gibi siyasi müttefiki kaybetmemek için tasarıyı veto etmişti.
Bu kez tasarının kabulünde ise, çok önemli bir olay ortaya çıktı. Daha önceden daima Türkiye’nin yanında yer alan Yahudi lobisi, tasarının kabul edilmemesi yönünde Türkiye’ye destek vermedi.
Hatta Suudi Arabistan’da Kral Faysal Vakfı tarafından verilen ödül töreninde söz alan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, tasarının kabul edilmesinde Yahudi lobisinin parmağının olduğunu belirtti. Belli olan şu ki, tasarının kabul edilmemesi için Türkiye’den desteğini çeken Yahudi lobisi, AKP hükümetinden rahatsızdır.
Peki, neden Yahudi lobisi tasarının kabul edilmemesi için Ankara’ya destek vermedi?
Sorunun cevabı zor değil. İsrail hükümeti ve lobisi, Türkiye’nin bölgede ve Ortadoğu’da yürüttüğü siyasetten yeterince endişelidir.
Eğer bir zamanlar Ortadoğu’da hâkimiyet sadece İsrail, İran ve bazı Arap ülkelerinde ise, 2008 Gazze olaylarından sonra, İsrail gölgedeki nüfuzunu kaybetti. Tel Aviv’e en büyük cevap Ankara’dan geldi. Başbakan “gerçek dost yanlışlığı yüze karşı söyler“ ilkesiyle Tel Aviv’i Gazze olaylarından dolayı sert ve ciddi bir şekilde eleştirdi.
Gazze olayları Türkiye -İsrail ilişkilerinde yeni bir devir - karşılıklı güvensizlik devri – yarattı.
İsrail ile Türkiye ilişkilerinin gerginleşmesi Arap-Türk ilişkilerinin daha da iyileşmesi ile sonuçlandı. Sayın Erdoğan sade samimiyeti ile Arapların kalplerini fethetti. Ancak bu samimiyeti Arap liderlerinin kalplerini fethetmesine yetmedi.
Tüm bunlara rağmen Ankara iç politikasında da esaslı reformlar yapmaya devem ediyordu. Bu reformların AB üyeliği için yapıldığı tahmin edilmiş olsa da, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Paris ziyareti sonrası açıklamaları, bu tahminin yanlış olduğunu ortaya koydu. Cumhurbaşkanı Gül görüşlerini, “belki de AB ye üye olamayız ve Norveç yolunu seçtik“ şeklinde beyan etti.
Uygulanan reformlar Türkiye’nin dış ve iç politikasını güçlü ve etkin bir hale getirdi. Aslında Ankara’nın bu reformlara gerçekten ihtiyacı vardı. Tabii ki İsrail bölgede kendisine alternatif, hem ABD ile hem de Arap ve Müslüman dünyası ile iyi bir işbirliğinde olan Türkiye’nin olmasını istemiyor.
Bu yüzden de elde olan tüm imkânlardan faydalanarak İsrail ve Yahudi lobisi Türkiye’nin ABD ve Avrupa ile iyi ilişkilerini engellemeye kalktı.
Ancak, İsrail kendi açılarından kutsal sayılan “HOLOKOST“a alternatif bir durumun kabul edilmesine gerçekten razı olacak mı? Yani İsrail sözde Ermeni soykırımı ile HOLOKOST’u bir arada tutacak mı?
İsrail’in konuyla ilgili tutumunu zaman gösterecek, ancak ortada olan şu ki: İsrail ve Yahudi lobisi bölgede hâkimiyeti için kendileri açısından kutsal saydıkları Holokost putuna ihanet etmeye kalktı.
Holokost (Yunanca: Holókauston), Nazi Soykırımı, Yahudi Soykırımı, ya da Ha-Shoa (İbranice: ????? Felaket); Almanya’nın Nazi döneminde yaklaşık 6 milyon kişinin (kaynaklara göre ölü sayısı değişir) sistemli bir şekilde öldürüldükleri katliama verilen isimdir.
Rufiz HAFIZOGLU; Azerbaycan’da TREND Haber Ajansı’nın "Türkiye, Orta Doğu ve Arap Ülkeleri Masası" yönetmeni.