Suriye’de Toplum Ve Semboller (2)

Makale

Suriye tarih boyunca birçok dine ve medeniyete ev sahipliği yapmış bir ülke. Ayrıca coğrafi konumu itibarıyla medeniyetlerin ve dinlerin kesişim ve etkileşim kurdukları bir kavşak. Bu özellikleri Suriye’de günümüze kadar ulaşan farklı etnik ve dini grupların bir arada yaşama kültürünü ve hoşgörüyü beraberinde getiriyor. ...

Suriye tarih boyunca birçok dine ve medeniyete ev sahipliği yapmış bir ülke. Ayrıca coğrafi konumu itibarıyla medeniyetlerin ve dinlerin kesişim ve etkileşim kurdukları bir kavşak. Bu özellikleri Suriye’de günümüze kadar ulaşan farklı etnik ve dini grupların bir arada yaşama kültürünü ve hoşgörüyü beraberinde getiriyor. Suriye’de 20 yy. boyunca geleneksellikten modernliğe geçiş sürecinin sorunlu ve yavaş ilerlemesi(1) ise modernliğin ve kapitalist tüketim toplumu anlayışının dayattığı sembolizmin yerine geleneksel sembolizmin hala varlığını ve önemini muhafaza etmesine yol açıyor. Orta Doğu’da baskın dini grubun veya iktidarı elinde tutan merkezi otoritenin baskı ve tehditlerini üzerinde hisseden dinsel azınlıklar genellikle köklü ve karmaşık bir sembolizm geleneğine sahip. Suriye’de de durum böyledir ve ülkedeki Hıristiyan, Dürzî ve Şii topluluklarda dinsel semboller günlük yaşamın içerisine modern toplumlardakilerden çok daha fazla girmektedir.
Suriyeli Sünni ve Şii Müslümanların kimliklerini ifade ettikleri en önemli simge, dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi camiler ve camilerden okunan ezanlar. Emevi Camii, Suriye’nin en ünlü ve en önemli mimari yapısı. Hz. Ömer devrinde Müslüman orduları tarafından fethedilen ve Emeviler devrinde başkent yapılan Şam, bu süreçte siyasi, ekonomik ve kültürel olarak tarihinde boyunca bir daha ulaşamayacağı bir öneme sahip oldu. Bu refah dönemi mimari açıdan da Şam için altın bir devir oldu. Halife Velid Bin Abdulmelik (705–715), Emevi İmparatorluğu’nun gücüne ve görkemine layık mimari bir şaheser olarak Emevi Camii’ni inşa ettirdi. Emevi Camii, İslam’ın bu topraklara girişinin ve İslam’ın ilk dönemindeki Arap Fetihleri’nin simgesi. Bu açıdan hem tüm Müslümanlar için hem de Arap milliyetçiği için oldukça anlamlı. Diğer yandan Emevi Camii’nin önemi bununla sınırlı değil. Roma İmparatorluğu, İ.S.  312’de Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul ettikten sonra Emevi Camii’nin olduğu yerde var olan Jüpiter Tapınağı’nın üzerine Saint John Baptist Kilisesi’ni inşa ettiriyor. Bu kilisenin Emevi Camii’ne çevrildiğine yönelik bir dizi rivayet mevcut. Hatta bu rivayetlerden birine göre Halife Velid, eski kiliseyi camiye çevirmek için bölgedeki Hıristiyan din adamlarına başvurur, onlardan Eski Şam’ın başka üç yerinde kilise yapmaları karşılığında kilisenin camiye çevrilmesi için onay vermelerini ister. Hıristiyan din adamları da vaftiz kuyularının korunması şartıyla bu teklifi kabul ederler. Halife de buna karşılık olarak yeni yapılan kiliselerden birinin yanına bir minare yapılmasını ve ezan okunmasını ister. Bu minareyi Bab Şarki’den Mithat Paşa Çarşı’na uzanan Straight Street olarak bilinen caddenin üzerinde görmek mümkün. Ayrıca Şamlı kronikçi İbn Asakir (1105–1176)’e göre caminin yapımı sırasında işçiler bir yer altı kuyusu bulur, Halife Velid’e haber verilir, Halife kuyuya girer ve bir kutunun içinde Hıristiyanların Saint John Baptist, Müslümanların ise Vaftizci Yahya olarak adlandırdıkları Hz. Yahya’nın kafasını bulur. (Hz. Zekeriya’nın oğlu olan Hz. Yahya, Kral Hirodes tarafından kafası kesilerek öldürülmüştür)(2) Halife’nin emriyle Hz. Yahya’nın kafası tekrar gömülür.(3)
Günümüzde vaftiz kuyuları ve Hz. Yahya için yaptırılmış türbe Emevi Camii’nin ibadet yapılan kısmında bulunmaktadır. Bu açıdan Emevi Camii hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlar için tarihsel ve dinsel bir öneme sahiptir. Hz. Yahya türbesiyle birlikte camide bir türbe daha mevcut. Emevi Camii’nde Hz. Hüseyin’in Kerbela’da (680) kesilen başının bulunduğu özel bir bölüm yer alıyor. Bu bölüm Şiiler tarafından yoğun bir ilgi görüyor. Bu iki türbe ve onların birbirlerine çağrıştıran öğeler taşıyan efsanevi hikâyeleri caminin manevi değerini daha da arttırıyor. Şam’da Şiiler tarafından ilgi gören diğer yerler arasında Emevi Cami yakınlarındaki Seyyide Rukiyye (Hz. Hüseyin’in kızı) ve Seyyide Zeynep (Hz. Ali’nin kızı) Cami ve Türbeleri sayılabilir. Hz Ali ve Hz. Hüseyin’in portrelerine sıklıkla rastlanılan bu bölgeler her gün, günün çok erken saatlerinden itibaren, özellikle İran’dan gruplar halinde gelen Şiilerin yarattığı kalabalıklara şahit oluyor. Şii hacıların kendilerinden geçercesine yaptıkları yakarışlar ve bu kutsal mekânların duvarlarına dokunma çabası Şiiliğin mistik yanını açıkça gözler önüne seriyor. Hz. Hüseyin’in kişiliği ve yazgısı üzerinde duygusal planda derin düşünceye dalmak Şiilik inancının merkezini oluşturur ve Hz. Hüseyin’in ölümü kendini kurban etme olarak yorumlanır.(4) Şii erkekler kendilerine özgü sakalları ve bazıları kafalarındaki beyaz sarıklarıyla, Şii kadınlar ise siyah çarşaflarıyla Suriye’deki Sünni Müslüman kesimin yaşam tarzına ve kültürüne pek de yakın olmayan bir İslam anlayışını burada sergiliyorlar.
Şii Müslümanların günlük yaşamına giren dikkat çekici bir sembol daha var: Fatma’nın Eli veya Arapça deyişiyle Khamse. Arapça’da Khamse beş demek ve bir elin beş parmağını ifade ediyor. Fatma, Hz. Muhammed’in kızı, Hz. Ali’nin eşi ve Peygamber’in soyunun devam etmesini sağlayan kişi. Hayatı boyunca babası, kocası ve ailesi için yaptığı fedakârlıklar ve babası Hz. Muhammed’in ona gösterdiği özel sevgi Fatma’yı İslam Dini’nde önemli bir şahsiyet haline getirmiştir. Bu yüzden “Fatma’nın Eli” sembolü sabır ve sadakati ve beş parmağı ise İslam’ın beş önemli kişisini (Hz. Muhammed, Hz. Fatma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) sembolize ediyor. Özellikle Şii toplumu arasında çeşitli süs eşyaları (kolye, küpe, anahtarlık gibi) olarak günlük hayatta taşınan “Fatma’nın Eli” şans getiren, kötülüklerden koruyan kutsal bir sembol olarak görülmektedir. Fatma’nın Eli sembolünün ortasında bir de göz bulunur. Gözün, kötü ve kıskanç bakışlara, yani nazara karşı insanları koruduğuna inanılıyor. “Fatma’nın Eli”ne benzer sembollerin Hindistan’da “Humsa Eli”, Yahudilik’te “Miryam’ın Eli” olarak adlandırıldığını da hatırlatalım. Bu yönüyle “Fatma’nın Eli” gibi sembollerin Orta Doğu tarihinde köklü ve kadim geleneklerin bir uzantısı olduğu söylenebilir.
Şam’da Bab Touma, Bab Şarki gibi Hıristiyanların yoğun olarak yaşadığı Eski Şam bölgesinde en çok kullanılan semboller, Meryem Ana heykelleri, balık sembolü, atının üzerine mızrağıyla yerde yatan ejderhayı öldüren Aziz Georgious ikonu ve haç işareti. Hıristiyan bölgesinin dar sokaklarında önünde mumlar yakılan, demir kafeslerin veya cam bölmelerin içinde Meryem Ana heykellerini görmek mümkün. Meryem Ana heykellerinin çevresinin sokakların diğer kısımlarına nazaran daha temiz ve bakımlı olduğu gözden kaçmıyor. Bu arada Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Thomas’tan ismini alan Bab Touma (Thomas’ın Kapısı) semtinin Hıristiyanlık tarihi açısından önemini de hatırlatmakta yarar var. Şam’daki Hıristiyan toplumun kökenleri İ.S. 1. ve 2. yy.a kadar uzanıyor. Aziz Thomas ve Doğu Hıristiyanlarının en ünlü misyoneri Aziz Paul bu bölgede yaşamış ve Hıristiyan mürit Ananias’nın evinde kalmış, bu ev hala Bab Şarki yakınlarında bir kilise (Ananias House) olarak varlığını korumaktadır.(5)
Suriye’yi ilk kez ziyaret eden yabancıların çoğu Hıristiyanların genellikle süs eşyası olarak kullandığı balık sembolünün manasını anlamakta zorlanıyor. Bu sembole, Yunanca’da balık anlamına gelen Ichthys (ΙΧΘΥΣ) deniliyor. Ichthys’ın kökeni ve manası hakkında kesin bir fikir birliği olmasa bile Hz. İsa’nın ölümünden sonra ilk Hıristiyanlar tarafından kullanılan gizli anlam içeren bir sembol olduğu sanılıyor. Ortadoğu ve Yunan mitolojisinde daha çok bereket olarak yorumlanan balık simgesinin Hıristiyanlıktaki kullanımını, El-Süveyda’daki Ortadoks Rahip Isaac’a sorduğumuzda, o bize ilk Hıristiyanların Roma İmparatorluğu’nun baskı ve saldırıları karşısında haç işaretin kullanamadıklarından dolayı haçı simgeleyen Ichthys’i kullandıklarını söylüyor ve İsa’nın havarilerinin balık tutmasıyla ilgili İncil’deki kıssalardan bahsediyor. İsa’nın beş ekmek ve iki balıkla 5 bin kişiyi doyurması (6) veya İsa’nın balıkçılık yapan ilk havarilere (Petrus, Andrea, Yakup, Yuhanna), “Ardımdan gelin, sizleri insan tutan balıkçılar yapacağım”(7) dediği kıssalar gibi. Ayrıca Ichthus’un baş harfleri (IChThUS= Iesous Christos Theou Uios Soter), Hz. İsa,  Tanrı’nın oğlu ve Kurtarıcı (Jesus Christ, God’s Son, Savior) anlamına da geliyor.(8)
Suriye’deki hemen her kilisenin giriş kapısının üzerinde atının üzerine mızrağıyla yerde yatan ejderhayı öldüren Aziz Georgios ikonu var. Bu sembol sadece Suriye’de değil Doğu Avrupa’da, Rusya’da ve İngiltere’de yaygın olarak kullanılmakta. İ.S. 4 yy.da yaşayan Georgios, Romalı bir komutan ve Hıristiyan bir aziz. Muhtemelen Filistin’in Lidda (Lydda) şehrinden olan annesi Polihronia’nın etkisiyle Hıristiyanlığı kabul eden Georgious, pagan tanrıları olan Roma İmparatorluğu’nun ordusunda uzun süre dinini saklayarak görev yapıyor. Pagan Romalıların Hıristiyanlara karşı baskılarının toplu katliamlara dönüştüğü bir dönemde, İmparator Diocletianus’un Muhafız Alayı’nın komutanı olan Georgious, Hıristiyanları öldürmeyi reddediyor, ardından Hıristiyan olduğunu açıklıyor.  Önemli bir komutanını kaybetmek istemeyen İmparator Diocletianus, ona Pagan olması için çeşitli maddi ödüller sunsa da Georgious bunları kabul etmiyor ve bunun sonucu olarak İzmit (Nicomedia) şehrinde 23 Nisan 303’te idam ediliyor. Hıristiyan inanışlarına göre öldürülmeden önce ağır işkenceler gören Georgious Hıristiyanlıktan vazgeçmemiş, hatta onun çektiği işkencelere şahit olan Roma Prensesi Alexandra ve pagan rahip Athanasius Hıristiyanlığı kabul etmiş ve Georgious gibi öldürülmüşlerdir. I. Konstantin zamanında Lidda (Lydda)’da Georgious adına bir kilise inşa etti. Georgious’a İ.S. 495’da Papa I. Gelasius tarafından “Aziz”  unvanı verildi.(9) Aziz Georgious’un yaşamı, Hıristiyanları o kadar büyük etkilemiştir ki, onun atıyla ejderhayı öldürdüğü ikon çok yaygın kullanılan bir sembole dönüştü. Hıristiyanlar, 23 Nisan’ı Aziz Georgious günü olarak kutlamaktadır. Suriye ve çevre bölgelerdeki Hıristiyanlar, büyük saygı duyulan bir figür olan Aziz Georgious için özel günlere sahiptir. Humayrah’daki Aziz George Manastırı, 6 Mayıs’ı Aziz Georgious Bayramı olarak kutlamaktadır.(10)
Aziz Georgious’ın yaşamında var olan cömertlik, iman gücü, kötüyle mücadele, ait olduğu toplum için kendini feda etme ve bunlardan yola çıkılarak yaratılan şehit paradigması ve kutsallık atfetme Hıristiyan Mistisizmi’nin en önemli öğeleridir. Hz. İsa’nın yaşamında benzer öğeler vardır. İslam tarihinde de Hz. Hüseyin’in yaşamı ve ölümünün özellikle Şii toplumu arasında bir şehit paradigmasına dönüşmesi, kendini feda etme ve onu kutsallaştırma geleneğinin Orta Doğu’da köklü bir yere sahip olduğunu gösteriyor.
Aziz Georgious ile ejderhanın hikâyesi ise kökeni 8. yy.a dayanan ve Kapadokya çevresinde anlatılan (Doğu Ortodoks Kilisesi bu efsaneyi sembol olarak da kullanmıştır) bir efsane. Haçlı Seferleri sırasında Aziz Georgious’un askeri kişiliğinden ve Hıristiyanlığı savunmasından ilham alan siyasi ve dini liderler tarafından bu efsane yeniden dile getirilmiş, hatta Antakya ve Kudüs kuşatmaları sırasında Aziz Georgious’un ruhunun onlara yardım ettiği iddia edilmiştir. Böylece Aziz Georgious’un yaşamı efsaneleştirilerek Avrupa’da çeşitli versiyonlar halinde yayıldı. Efsaneye göre bir şehri tehdit eden bir ejderhaya şehir halkı önce yiyeceklerini ve hayvanlarını ardından da kızlarını vermeye başlarlar. Şehrin prensesi ejderhaya verilirken Aziz Georgious beyaz atıyla gelip ejderhayı öldürür ve şehri kurtarır.(11) Hıristiyan sembolizminde ejderha sembolü, genellikle şeytanı ve paganizmi ifade eder. Bundan dolayı efsanenin bir versiyonuna göre bu şehrin halkı pagandır ve Aziz Georgious ejderhayı öldürünce Hıristiyanlığı kabul ederler. Aziz Georgious ejderhayla savaşırken kendini bir haç ile korumuş ki bu haç “Aziz Georgious Haçı” adını alacak ve İngiltere ve Gürcistan bayraklarına ilham verecektir. Tabi ki efsanede Anadolu’daki kadim inançların ve mitolojik hikâyelerin izlerini bulmak mümkün.

 

<<>>


Hıristiyanlığın en bilinen simgesi haça gelince. Haç, en genel manasıyla Hz. İsa’nın çarmaha gerilerek öldürülmesini (crucifixion) simgeliyor. Halk önünde idamın korkunçluğunu ve acısını belirten haç, Hıristiyanlığın ilk iki yüzyılında Hıristiyan ikonolojisinde nadiren kullanılmıştır. Bu dönemde Roma İmparatorluğu’nun baskısından dolayı haç yerine daha önce bahsettiğimiz balık sembolü kullanılmıştır. Haç ayrıca Hz. İsa’nin ölüm ve günah üzerindeki zaferini hatırlatır. Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın ölümü ve dirilişi süresinde ölümün kendisine karşı bir zafer kazandığına inanılır. Doğu Hıristiyanlığın 12 önemli dini bayramından biri, Roma İmparatoru I. Konstantin’in annesi Helena tarafından 326’da bulunan gerçek İsa Haçı anısına, her yıl 14 Eylül’de kutlanan Haç Bayramı’dır. Hıristiyanlar, farklı coğrafyalarda birçok farklı boyut ve biçimde haçlar kullanmaktadır. Örneğin Crucifix denen üzerinde Hz. İsa’nın bedeninin bulunduğu haç, Katolik Kilisesi’nde ve Doğu Ortodoksları arasında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.
Şam’daki Hıristiyan bölgesindeki ev duvarlarına boyayla çizilmiş haçlar, kilise ve evlerin üzerindekiler, balkonlardaki ışıklı olanlar ve evlerin içinde duvarları süsleyen büyük haçlar günlük yaşamın bir parçası olarak bölgenin dinsel kimliğini yansıtıyor. Hıristiyanların yaşadığı bölgelerdeki dar sokak aralarında özellikle şık görünümlü Hıristiyan kadınlar, boynuna taktıkları gösterişli haçlarla karşınıza çıkabiliyor. Bu haçlar dinsel ve kültürel kimliklerinin bir ifadesi olmakla birlikte kadınların estetik ve moda anlayışlarının bir parçasını teşkil ediyor. Kadınlar ve güzel görünme arzusu bir araya gelince Müslüman kesim için de pek bir şey değişmiyor. Suriyeli Müslüman kadınların beyaz başörtüleriyle (hijab) birlikte Batılı kültürün bir ifadesi olan kot pantolonları aynı anda giymesi başörtüsünün İslam dininin bir emri olmasıyla birlikte estetik ve bölgeye özgü bir kadınlık sembolü haline geldiğini gösteriyor. Belki de bu giyiniş tarzı, gelenekselle modernliğin veya Arap milliyetçisi Baas düşüncesinin getirdiği sekülerizmle İslam’ın muhafazakâr tarafının Suriyeli Müslüman kadınların üzerinde çatışmasını yansıtıyor. Yine Suriye’de söylenene göre beyaz başörtüsü takmak (siyah başörtüsü takanlara göre) daha açık fikirli ve daha az muhafazakâr olmanın bir göstergesi.
Suriye’de sembolizmi en yoğun kullanan grupların başında içe kapalı bir toplumsal yapıya ve inanç sistemine sahip olan Dürzîler geliyor. Uzun yıllar İslam’ın ana mezheplerinin baskısını üzerlerinde hisseden ve Müslüman olmamakla suçlanan Dürzîler, kendilerini “mowahhidoon”, yani Müslümanların en inançlısı olarak tanımlıyorlar. Dürzîlerin kökenlerine yönelik birçok rivayet sözkonusu. Bu rivayetlerin en yaygın olanı, Dürziliği Fatimi Halifesi Hakim’e dayandıran ve Hamza Bin Ali tarafından tesis edilen bir inanç sistemi olarak gösterendir.(12) Dürzi toplumu dini bilgiye ulaşma ve anlama seviyelerine göre iki sınıfa ayrılmıştır: “Ukkal” ve “Cuhhal”. Dini olgunluğu erişmiş “Ukkal” sınıf, Dürzî kutsal metinlerini (Dürzî Risaleleri)(13) okuma ve yorumlama ayrıcalığına sahip olduklarından inancı muhafaza eden gruptur.(14) Suriyeli Dürzîler, Şam’ın Jaramana semtinde ve güneydeki Es-Süveyde çevresinde (Cebel Druz) yoğun olarak yaşıyorlar. Jaramana ve Es-Süveyde’de evlerde, dükkânlarda, toplu taşıma araçlarında bölgenin dini yapısını ifade eden sembolleri görmek mümkün. En fazla göreceğiniz figür Dürzîlerin kutsal sayılan beş köşeli yıldızı.
Dürzî yıldızı, sayı ve renk sembolizmimin en iyi örneklerinden biri. Üzerindeki beş renk (Yeşil, kırmızı, sarı, mavi, beyaz)  Dürzîliğin inanç ve hayat tarzını belirleyen beş ayrı manaya geliyor. Yeşil gerçeğe ulaşmayı sağlayan aklı (al-akl) temsil ediyor, yani Allah’ın iradesi. Kırmızı akla yardımcı olan ve varlığın sınırların belirleyen nefs (an-nafs). Sarı sözü (al-kalima) ve mavi düşünsel gücü (as-sabik) temsil ediyor. Beyaz ise düşünsel gücün maddeleşmesini (al-tali) (15). Dürzî yıldızının sayısal sembolizmde de özel manalar içerdiği kesin. Beş rakamı eski çağlardan beri dünya ve insanı temsil etmekte ve İslami ritüellerde de önem arz etmektedir. İnsanoğlunun beş duyusu var, bir elde beş parmak var (Fatma’nın Eli sembolünde olduğu gibi), İslam’ın beş şartı var, Namaz beş vakit… Bu örnekler çoğaltılabilir. Tüm semboller gibi Dürzî yıldızının içinde gizemli anlamlar taşıdığı ve ifade ettiği anlamlardan çok daha fazlasını içinde sakladığını unutmamak gerekiyor.
Dürzîlerin kendine özgü kıyafetlerinde de sembolizmin izleri bulunabilir. Dürzî erkeklerin giydikleri yakasız uzun entarilerinde siyah rengini tercih etmeleri, “Ukkal” denen dini olgunluğu erişmiş Dürzî erkeklerin kırmızı fes üzerine beyaz sarık takmaları, uzun bıyık bırakmaları,  Dürzî kadınlar genellikle siyah elbiseler ve beyaz başörtülerini kullanmaları kendilerini kimliksel olarak ifade etmelerine ve toplumlarının bekalarını garanti altına almaya yarayan korumacı sembolik işaretler.(16) Modernleşmenin ve kentleşmenin etkisiyle son yıllarda Dürzî gençlerin modern kıyafetler giymeyi tercih etmeleri, yabancılarla evlilik yapmaları Dürzî toplumunun çoğu tarafından bir kimlik kaybı olarak algılanıyor.
Dürzîlerin yoğun olarak yaşadığı Es-Süveyde’de bulunan heykeller de Suriye’nin diğer yerlerinden farklı. Şehir merkezinde Hafız Esad’ın Dürzî erkeklere özgü siyah uzun entariyi giydiği bir heykeli mevcut. Bu heykel Hafız Esad’ın siyasi popülizminin güzel bir örneği. Şehir merkezinin en güzel yerlerinden birinde bulunan Sultan El- Atraş’ın, elinde kılıcı, omzuna asılı duran tüfeğiyle atını şaha kaldırdığı heykeli ise oldukça etkileyici. Sultan El- Atraş, 1925’te Cebel Druz’de Fransız Manda yönetimine karşı ilk isyanı çıkaran Dürzî lider. Sultan El- Atraş, Suriye Dürzîleri için bir gurur kaynağı olduğu kadar ülkedeki Dürzî toplumunun Arap milliyetçisi karakterinin de bir sembolü. Sultan El- Atraş heykeli, bulunduğu parkın karşısındaki resmi binanın ön duvarından asılı Hafız Esad ve Beşşar Esad portreleriyle birlikte, yoldan geçen Suriyelilerde anti sömürgeci duygular uyandırıyor olsa gerek. Anti-sömürgecilik deyince Eylül 2008’den beri Es-Süveyde caddelerindeki billboardları süsleyen yeni bir fotoğraf akla geliyor. Fotoğrafta, Beşşar Esad ile Venezuella Devlet Başkanı Hugo Chavez birbirlerinin kollarından tutarak gülümsüyorlar. Bu gülümseme, iki ayrı kıtadaki iki devletin anti-Amerikancı ve anti-kapitalist duygularının bir ifadesi mi, bunu zaman gösterecek. Bu arada Es-Süveyde’yi ziyaretimiz sırasında sokakta konuştuğumuz insanlara Simon Bolivar ismi oldukça yabancı gelse de artık Es-Süveyde bir Simon Bolivar Parkı’na ve Venezuella Caddesi’ne sahip.(17) Son olarak şehir merkezinden Venezuella Caddesi’ne doğru yürürken yolun solunda bulunan Suriye şartlarına göre oldukça lüks villaların bizi şaşırttığını da belirtelim.

Kaynakça
(1) Detaylı bilgi için bkz. Daniel Lerner, The Passing of Traditional Society (Modernizing the Middle East), Londra, Collier- Macmillan Limited, 2. Baskı, 1965, ss. 264-302
(2) Hirodes, kardeşi Filipus’un karısı Hidodiya yüzünden Yahya’yı tutuklatmış, bağlatıp zindana attırmıştı. Çünkü Yahya Hirodes’e “O kadınla evlenmen Kutsal Yasa’ya aykırıdır” demişti. Hirodes Yahya’yı öldürtmek istemiş, ama halktan korkmuştu… Hirodes’in doğum günü şenliğinde Hirodiya’nın kızı dans etti. Bu, Hirodes’in hoşuna gitti, kıza her ne dilerse vereceğini dair yemin etti. Kız, annesinin de kışkırtmasıyla, “Bana şimdi, bir tepsi üzerinde Vaftizci Yahya’nın başını ver” dedi. Kral üzüldüyse de, konukların önünde yemin etmişti. Adam gönderip zindandaki Yahya’nın başını kestirdi. Bir tepsi üzerinde getirilen baş genç kıza verildi, kız da annesine götürdü. Yahya’nın öğrencileri gelip cesedi aldılar ve gömdüler. Sonra gidip İsa’ya haber verdiler. Kitab-ı Mukaddes (Mar. 6: 14-29; Luk. 9: 7-9)

(3) Ross Burns, Damascus: A History, Routledge, 2007, s.111-113
(4) Elias Canneti, Kitle ve İktidar, Çev: Gülşat Aygen, Ayrıntı Yayınları, 1998, s. 148
(5) Burns, Damascus: A History, s.69
(6) Kitab-ı Mukaddes (Mat. 6: 30-44; Luk. 9: 10-17; Yu. 6: 1-14)
(7) Kitab-ı Mukaddes (Mar. 1: 16-20; Luk. 5: 1-11)
(8) Maurice M. Hassett, “Symbolism of the Fish”, Catholic Encyclopedia, Cilt: 5, s. 83
(9) Herbert Thurston, “Saint George”, Catholic Encyclopedia, Cilt: 6, s. 454
(10) John A. Soup, Culture and Customs of Syria,  Greenwood Publishing, 2008, s.56-57
(11) Thurston, “Saint George”, s. 455
(12) Şihabeddin Tekindağ, “Dürzîler”, İslam Ansiklopedisi, Cilt: 3, 1945, s. 665
(13) Dürzilerin kutsal metinleri olan risalelere “Kitabü’l-Hikme”, “Resailü’l-Hikme” veya “el-Hikmetü’ş-Şerife” adları verilmektedir. Bu metinler, dörtlü veya altılı tasnife göre 111 risaleden oluşur. Risalelerin, Hamza bin Ali, Muhammed bin İsmail et-Temimi ve Muktena Bahaeddin tarafından yazılmıştır. Detaylı bilgi için bkz. Ahmet Bağlıoğlu, “Dürziliğin Temel Kaynakları: Dürzi Risaleleri”, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 8, 2003, ss. 179-198
(14) Nejla M. Abu Izzeddin, The Druzes: A New Study of Their History, Faith and Society, Leiden - E,J, Brill, 1984 s. 223
(15)  “Meaning of The Druze Star”, http://www.druze.org.au/religion/index.htm
(16) “Druses”, William Benton (Ed.), Encyclopedia Britannica, Cilt: 7, 1957, s. 685
(17) “President Chavez inaugurates Venezuelan Republic Street in al-Sweida, says: I feel I am Syrian”, SANA, 4 Eylül 2009

 

Suriye’de Toplum ve Semboller (1)

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2564 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 606
Asya 76 998
Avrupa 13 615
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 281
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1322 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 275
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1278 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 772
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1936 ) Etkinlik ( 71 )
Alanlar
Türkiye 71 1936

Son Eklenenler