Sudan’da Barış İçin Bir Umut Mu?

Makale

2005 yılına girdiğimiz şu günlerde yıllar ilerlese de emperyalizm fikirlerinin halen biz buradayız dercesine kendilerini göstermelerine tanık olmaktayız....


2005 yılına girdiğimiz şu günlerde yıllar ilerlese de emperyalizm fikirlerinin halen biz buradayız dercesine kendilerini göstermelerine tanık olmaktayız. Sudan’da merkez hükümet ile güneydeki ayrılıkçı Sudan Halkı Özgürlük Ordusu (SPLA) adlı örgüt arasında 20 yılı aşkın bir süredir devam eden anlaşmazlık 9 Ocak 2005 günü Kenya’nın başkenti Nairobi’de yapılan bir anlaşma ile kısmen de olsa çözüldü. 1983’ten itibaren Sudan’da istikrarsızlığa sebep olan anlaşmazlıkta şimdiye kadar çok sayıda insan öldü veya yaşadıkları yerlerinden oldu.

Nairobi’deki Kalıcı Ateşkes Protokolünü Sudan devleti adına devletbaşkanı birinci yardımcısı Ali Osman Taha, SPLA adına ise ayrılıkçı ve batı yanlısı John Garang imzaladı. Anlaşmayı uluslararası çevreler büyük bir başarı olarak takdim ettiler. Törene ABD dışişleri bakanı Collin Powell, Uganda devlet başkanı Yoweri Museveni, Birleşmiş Milletler yetkilileri ve diğer bölge devletlerinden üst düzey yetkililer katıldı. Afrika Birliği ise Başkan yardımcısı düzeyinde temsil edildi.

Yaklaşık 2,5 milyon km2 yüzölçümü ile Afrika kıtasının en büyük ülkesi Sudan 1956 yılında bağımsız oldu. 35 milyon nüfusa sahip Sudan’da genelde müslüman nüfus hakimdir ve daha ziyade ülkenin kuzeyinde, batısında ve az miktarda güneyde yaşamaktadırlar. Yerli inançlara sahip kimseler yanında Hıristiyanlar ise ülkenin güney kısmında yoğunlaşmış durumdadır.

Bu sorunun başlangıcı sömürgecilik öncesi döneme kadar gider ve dünya kamuoyunda çokça yer alması ise 1980’li yıllara tesadüf eder. Hartum hükümeti bir dönem güneyde İslam’ı yerliler arasında yaymaya başlamış ve bunda epeyce de mesafe almıştı. Bunun üzerine Vatikan ve bölgede faaliyet gösteren misyoner teşkilatları bölgede ayrılıkçılıkları destekleyerek onları dünya medyasında sıkça haberlere yansıttılar. Henüz güneydeki başkaldırıların devam ettiği bir dönemde batıdaki bir Müslüman eyalet olan Darfur hadisesi ortaya çıktı. Sudanlı bir diplomatın da ifade ettiğine göre yıllardır bu bölgede bir tek silah bile yoktu ve halk temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyordu. Aniden bu insanların eline bu kadar silahın geçmesi normal değildi. Bu ifadeler kesinlikle göz ardı edilmemelidir.

2002 yılında Nijerya’da başlayan Darfur meselesi ile ilgili görüşmeler uzun süre devam etti. Nihayet 2004 yılı Mayıs ayında taraflar arasında bir anlaşmaya varılacağı ve birkaç hafta içinde sonuç alınacağı umuluyordu. Ancak bazı anlaşmazlıklar ve ufak pürüzler yüzünden anlaşmanın sonuçlanması gitgide uzadı. İki taraf 2004 yılı bitmeden bir sonuca ulaşmak için söz verdiler. Anlaşma sorunu çözmekten daha çok bir ateşkes ortamı hazırlamakta ve sorunun çözümüne yönelik planların eyleme dökülmesini içeriyordu. Darfur yüzünden ülke içinde ve yurt dışında Hartum hükümeti zor durumda bırakılmak istendi.

İmzalanan anlaşmanın 6. maddesi gereğince ateşkesin kapsadığı bölgeler beşe ayrılmış durumda; güney Sudan’da Bahrül-Gazel, Ekvator ve Yukarı Nil Bölgesi; Nube Dağlık Bölgesi; Güney Mavi Nil Bölgesi; Yei Bölgesi ve Doğu Sudan.

Anlaşmanın 7. maddesi barış sürecini dört ana safhaya böldü ve takvimlendirdi. Buna göre önce ateşkesin başlayıp Sudan hükümetinin güneydeki askerlerini kuzeye çekmesinin beklendiği altı aylık bir ön geçiş dönemi yaşanacak. Daha sonra ise üç yıllık iki dönem halinde silahsızlanma, barışma ve birleşmenin öngörüldüğü üçüncü ve dördüncü safhalar anlaşmaya dahil edildi. Bu 3. safhada SPLA kuvvetleri Nube dağlarından ve Mavi Nil bölgesinden güneye çekilecek ve bu safha sonunda Birleşmiş Milletler gözlem ekibinin görevi sona erecek, ama taraflar isterse BM’nin görev süresi uzatılabilecek. Dördüncü safha ise altı yıllık geçiş döneminden sonra yeni bir altı aylık geçiş sonrası dönem öngörmektedir. Bu altı aylık dönemde Sudan Ulusal Silahlı Kuvvetleri kurulacak ya da şayet bu geçiş dönemi sonunda bir birleşme olmaz ise Birleşik Kuvvetler feshedilecek.

Anlaşmanın 15. maddesinde taraflar Birleşmiş Milletlerden Barış Destek Kuvveti talep etmektedir ve bu kuvvet BM tüzüğünün uluslararası barış ve güvenliğini ilgilendiren altıncı bölümüne göre hazırlanmıştır. Bunu şu şekilde de yorumlamak mümkün; Sudan’daki güney meselesi adeta dünyayı tehdit eden bir sorun gibi görülmektedir ki bu durum ileride uluslararası güçlerin bu meseleye doğrudan ve Sudan hükümetinin rızası olmadan müdahalede bulunmalarına yardımcı olacak zemini hazırlamaktadır.

Yine anlaşmaya göre taraflar ordularını korusalar dahi kullanamayacaklar. Bunun yerine güneyden ve Sudanlı askerlerden toplam 39,000 kişilik bir güç oluşturulacak. Diğer taraftan hükümet ve ayrılıkçılar ileride şayet bir taraf anlaşmaya aykırı davranırsa sorun tekrar gün yüzüne çıkarılacaktır. Ayrıca anlaşmanın birinci bölümünde birinci maddenin 14. paragrafında belirtilen tarafların silahlanmasını, silahlı kuvvetleri eğitmesini ve yıkıcı güçlere yataklık edilmesini yasaklarken iki tarafa da ‘kendi kontrollerindeki alanlarda’ sorumluluk vermesi güney Sudan’ı askeri yönden bir nevi merkezden ayrı özerk bir statüye kavuşturmaktadır.

Anlaşmanın en hassas konularından birisi de son birkaç sene içinde petrol ihracatçısı konumuna gelen Sudan’ın petrol gelirlerinin paylaşımıydı. Ülkenin petrol gelirlerinin çoğu güneyden gelmekte olduğunu hatırlarsak meselenin hassasiyetini ve zorluğunu az çok tahmin edebiliriz. SPLA bu pastadan ve sektördeki işlerden geniş bir pay almayı başardı. Bu bir yandan olumlu bir gelişme gözükmesine rağmen Sudan’daki hükümete kırgın olan bazı bölgelerde yeni sorunlar doğmasına neden olabilir.

Kişilerin, eşyaların ve hizmetlerin serbest dolaşımı anlaşmanın birinci bölümündeki birinci maddenin altıncı paragrafı ile teminat altına alınırken kullanılan dil (wording) iki ayrı bağımsız devletten bahsediliyormuş hissi veriyor.

Hala yetki paylaşımının olduğu ve özel statüye sahip olan ülkenin Etiyopya sınırındaki Mavi Nil bölgesi, Nube dağlık bölgesi ve Abeyi bölgesinde ileride yeni sorunlar ortaya çıkabilir. Bu bölgeler şu anda kuzeyde kabul ediliyor fakat SPLA ise petrol yönünden zengin olan Abeyi dahil bu üç bölgenin güneyin bir parçası sayılmasını istiyor. Bir diğer önemli nokta ise bu anlaşmanın sadece liderler tarafından imzalanmış olması. Henüz halklar son sözlerini söylemiş değiller ve dolayısıyla bu girişim halk nazarında kabul görmeyebilir. Herhangi bir taraf anlaşmayı reddetse sorun daha geniş çapta yeniden başlayabilir ve hatta güney tam bağımsızlık istemiyle Sudan’dan ayrılmak için harekete geçebilir.

Burada bir nokta var ki mutlaka üzerinde durulmalıdır. Sudan’daki sorunlar uluslararası toplum (daha doğru ifade ile ‘Batı’) tarafından çok yakından takip edilmekte. Mesela; 1994 yılında birkaç hafta içinde bir milyona yakın Tutsi’nin Hutu kabilesi mensuplarınca öldürüldüğü Ruanda soykırımında herhangi bir devlet yetkilisi bölgeye gitmemişti bile. BM güvenlik konseyinde karar alındığında her şey çoktan bitmişti. Ama bu defa BM genel sekreteri Kofi Annan dahil bir çok gelişmiş ülkenin üst düzey yetkilileri Darfur bölgesine gitmekte ve Sudan hükümetini ciddi yaptırımlarla tehdit etmektedir. Bir diğer nokta ise Darfur ‘krizinin’ Sudan hükümetinin SPLA ile aralarındaki sorunu çözmek için masaya oturdukları aylarda ortaya çıkması.

Sudan’ın güneyinde istikrar sağlanması sadece Sudan halkının değil aynı zamanda Afrika’nın o bölgesindeki ülkelerinde yararınadır, çünkü karışıklıklardan dolayı bölgede ticaret durma noktasına gelmiştir. Sudan’da güvenlik endişesi ile halk komşu devletlere ve özellikle Kenya’ya iltica etmişlerdir. Barış sağlandığı takdirde bu insanlar yurtlarına geri dönebilir, ticaret yeniden hız kazanabilir ve Sudan’ın zarar gören altyapısı komşu Afrikalı devletlerin de yatırımlarıyla yenilenebilir. Bu gelişme elbette sadece Sudan için değil komşu devletlerin de çıkarına olan bir şeydir.

Başta belirttiğimiz gibi bu görüşmelerde Afrika Birliği de bizzat hazır bulunmuş ve tarafların kalıcı bir barış sağlamalarına destek olmuştur. Afrika Birliğinin kurulduğu tarihten bugüne kadar en büyük eksiği üye ülkeler arasındaki sorunlara doğrudan müdahale edememesiydi. Bu protokolün imzalanması Afrika Birliği için de yeni bir fırsat oldu. Bu anlaşma Afrika Birliğinin bir anlamda olgunlaştığının da bir göstergesi olarak algılanabilir. Afrikalı siyasiler kendi iç meselelerinde dışarıdan gelen direktiflerle hareket etmek istemiyor ve bunu son zamanlarda sıkça ve açıkça dile getiriyorlar. Güney Afrika Cumhuriyeti devlet başkanı Thabo Mbeki’nin de dediği gibi; ‘Afrika kendi meselelerini kendisi çözebilecek durumdadır.’ Kıtadaki diğer sorunlarda Afrika Birliğinin daha fazla etkin rol oynaması ve gerektiğinde de hiç tereddüt etmeden uluslararası toplumun desteğine başvurması gerekmektedir. Bu da bir bölgesel organizasyon olarak Afrika Birliğinin saygınlığını arttıracaktır.

Sonuç olarak Sudan’da barış için atılan bu adım taraflardan ziyade özellikle ABD’nin Sudan’a baskıları ile gerçeklermiş görünüyor. Fakat unutulmamalıdır ki bu sadece bir girişimdir, sorunu doğuran ve besleyen denenler halen yerinde durmaktadır.

 
*TASAM Afrika Çalışma Grubu, Uzman Yardımcısı
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2525 ) Etkinlik ( 171 )
Alanlar
Afrika 64 602
Asya 75 975
Avrupa 13 607
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 277
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1317 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 17 578
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 172
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1277 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1880 ) Etkinlik ( 76 )
Alanlar
Türkiye 76 1880

Son Eklenenler