Türkiye Suriye İlişkilerinin SWOT Analizi

Haber

Eylül 2009’da Türkiye ile Suriye hükümetlerinin sınır geçişlerinde vize uygulamasını kaldırmasıyla iki ülke arasında son 10 yılda ilişkilerin hızla canlandığı, derinleştiği ve çok yönlü hale geldiği daha da somut olarak ortaya çıktı ve her iki ülkenin kamuoylarında bu konuyla ilgili -daha çok Türkiye’nin Orta Doğu’da genişleyen rolüne odaklanan- birçok yazılı ve sözlü yayının yer almasına yol açtı....

Eylül 2009’da Türkiye ile Suriye hükümetlerinin sınır geçişlerinde vize uygulamasını kaldırmasıyla iki ülke arasında son 10 yılda ilişkilerin hızla canlandığı, derinleştiği ve çok yönlü hale geldiği daha da somut olarak ortaya çıktı ve her iki ülkenin kamuoylarında bu konuyla ilgili -daha çok Türkiye’nin Orta Doğu’da genişleyen rolüne odaklanan- birçok yazılı ve sözlü yayının yer almasına yol açtı. Bu noktada iki ülke ilişkilerinin ulaştığı seviye kadar bu seviyenin korunması ve geliştirilmesi de önemli hale gelmektedir. Bu makalede Türkiye Suriye ilişkilerinde var olan güçlü ve zayıf yönler, fırsatlar ve riskler göz önünde bulundurularak iç ve dış faktörler üzerinden yapılacak bir analizle iki ülke ilişkilerini yakın geleceğini ele alacağız.
Analizimizde konuyu belli bir çerçeve içerisinde tutmak için daha çok işletme disiplininin kullandığı SWOT analizi yönteminden yararlanılarak Türkiye Suriye ilişkilerinin genel hatları incelenecektir. En kısa tanımlamayla SWOT analizi, incelenen kurumun, tekniğin, sürecin, durumun veya kişinin güçlü (Strenghts) ve zayıf (Weaknesses) yönlerini belirlemekte ve dış çevreden kaynaklanan fırsat (Opportunities) ve tehditleri (Threats) belirlemede kullanılan bir yöntemdir. SWOT Analizinde amaç, iç faktörler (internal factors) ve dış faktörler (external factors) dikkate alınarak, var olan güçlü yönlerden ve fırsatlardan en üst düzeyde yararlanacak, tehditlerin ve zayıf yanların etkisini en aza indirecek kısa ve uzun vadeli plan ve stratejiler geliştirmektir.

Türkiye Suriye ilişkileri SWOT Analizi kullanılarak aşağıdaki başlıklar altında ele alınacaktır.
A) İç Faktörler (Internal Factors)
A.1. Güçlü Yanlar (Strengths): Tarihi, Kültürel ve Coğrafi Yakınlık; Aktif Diplomasi ve Liderler; Ekonomik İşbirliği Olanakları; İkili İlişkilerin Çok Boyutlu Hale Gelmesi
A.2. Zayıf Yanlar (Weaknesses): Tarihsel ve Psikolojik Önyargılar; Aşırı Duygusal ve İdeolojik Yaklaşımlar; Ülke İçinde İktidar Değişimi; Birbirlerinin İç İşlerine Karışma
B) Dış Faktörler (External factors)
B.1. Fırsatlar (Opportunities): Dinamik Uluslararası Sistem; Ortak Güvenlik ve Tehdit Algılamaları; Bölgesel Krizlere Ortak Tavır Geliştirme; Dışa Açılımda Model Ülke Türkiye
B.2. Tehditler (Threats): Uluslararası Sistemde Köklü Bir Dönüşüm; Küresel ve Bölgesel Güçlerin Baskısı; Radikal Politikalara Kayma ve Silahlanma
A) İç Faktörler (Internal factors)
A.1. Güçlü Yanlar (Strengths)
- Tarihi, Kültürel ve Coğrafi Derinlik: Türkiye ve Suriye’nin birbirleriyle siyasi, ekonomik veya toplumsal düzeyde temas kurarken en önemli avantajı, ilişkilerin sahip olduğu tarihi, kültürel ve coğrafi derinliktir. Bu derinliğin, gerek devlet gerekse insanlar düzeyinde kurulan ilişkilerde paylaşımın, güven duygusunun, işbirliğinin ve ortak çıkarın tanımlanmasını kolaylaştırdığı aşikâr. Öyle ki son 10 yılda Türkiye Suriye ilişkilerindeki gelişmeyi sadece uluslararası konjonktürün ortaya çıkardığını söylemek haksızlık olur. İki ülke ilişkilerde oluşan durum bir gelişme olmaktan çok var olan potansiyelin tekrar canlanması olarak tanımlanmalıdır. İki ülke karar alıcılarının farklılıklardan çok ortaklıklara yaptıkları vurgu bu canlanışı yaratmış ve tarihi, kültürel ve coğrafi derinlik ortak sorunlara karşı ortak tepkiler ve çözümler geliştirilmesini sağlamıştır. Türkiye ve Suriye’nin sahip olduğu bu avantaj ilişkilerinin geleceği açısından da bir güvence teşkil etmektedir.
- Aktif Diplomasi ve Liderler: Türkiye Suriye ilişkilerinde siyasi karar alıcılar, entelektüeller ve halk düzeyinde var olan sürekli şüphe ve psikolojik önyargılar, 2000 yılında Suriye’de meydana gelen iktidar değişimi sonucunda başlayan üst düzey diplomatik ziyaretler zinciri ile ortadan kaldırılmaya çalışıldı ve kısa sürede bir güven ortamı oluşturuldu. İki ülke arasındaki çok yönlü ilişkiler ise bu güven ortamı üzerine inşa edildi. Bu süreçte Türkiye eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan önemli siyasi figürler ön plana çıkmaktadır.
Türkiye Suriye ilişkilerindeki canlanma, siyasi liderlerin dış politikada aktif aktörler olarak yer aldıklarında ortaya çıkan kazanımların somut bir göstergesidir. Sezer’in Haziran 2000’de Hafız Esad’ın cenazesi için Şam’a gidişi, Esad’ın Ocak 2004’teki tarihi Ankara ziyareti (57 yıl sonra bir Suriye Devlet Başkanı Türkiye’ye geldi), Sezer’in Nisan 2005’te Suriye’nin zor günler yaşadığı bir dönemde Şam’ı ziyareti, Abdullah Gül’ün dışişleri bakanı ve cumhurbaşkanı olarak Şam’a gidişleri ve Başbakan Erdoğan’ın neredeyse her yıl Suriye’ye yaptığı ziyaretler ilişkilerde önemli köşe taşları oluşturdu. Başbakan Erdoğan’ın İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarına sert söylemlerle cevap vermesi ve 2009’da Davos’ta İsrail Devlet Başkanına karşı tavrı ise Suriye’de herkesin Türkiye’ye olan sempati ve saygınlığının artmasına yol açtı. Sembolik tarihsel olayların (Şerif Hüseyin İsyanı veya Cemal Paşa’nın Arap Entelektüelleri astırması gibi) Türk ve Arapların toplumsal hafızasında uzun süre muhafaza edildiği ve iki toplumun birbirini algılamasını şekillendirdiği düşünüldüğünde bu siyasi ziyaretler ve dış politika davranışlarının Türk-Suriye ilişkilerine uzun vadede olumlu tesir yapacağı düşünülebilir.
- Ekonomik İşbirliği Olanakları: İki ülke arasında uzun yıllar siyasi ve güvenlik sorunlarının gölgesinde atıl bir şekilde kalan ekonomik ve ticari potansiyel son yıllarda tekrar doğal haline dönmeye başladı. Böylece tarih boyunca ticari olarak birbirini besleyen Anadolu ve Suriye coğrafyaları, ticari bir canlanma ve işbirliği için yeni bir fırsat yakaladı.
Devletçi bir ekonomiden serbest piyasa ekonomisine dikkatli bir geçiş yapmaya çalışan Suriye için serbest piyasa ekonomisini uzun süre uygulamış, uluslararası deneyim, bilgi birikimi ve teknolojiye sahip bir özel sektörü olan ve AB üyeliğine aday Türkiye gibi bir sınır komşusuna sahip olması büyük bir fırsat. Suriye de Orta Doğu ülkelerinde kalıcı ve genişleyici bir pazar oluşturulması açısından Türkiye için önemli. İki ülkenin birbirinin ekonomik ihtiyaçlarına cevap verecek bir konumda bulunduğu açıkça görünüyor.
- İkili İlişkilerin Çok Boyutlu Hale Gelmesi: Türkiye Suriye ilişkilerinin siyasi veya ekonomik ilişkilerle sınırlı kalmaması iki toplumu kapsayacak çok boyutlu hale gelmesi ilişkilerin geleceği açısından önem arz etmektedir. Bu bağlamda siyasi ve ekonomik bağların ve işbirliğinin kısa bir süre sonra bitebileceğini fakat toplumsal ve bireysel düzeyde kurulan ilişkilerin uzun vadeli varlığını koruyacağını unutmamak gerekiyor.
İki ülke arasındaki ortak eğitim ve kültür faaliyetleri ve her düzeyde kişisel ilişkilerin geliştirilmesi insanların birbirini daha iyi tanımasını sağlayacaktır. Birbirlerinin dil, edebiyat, müzik, kültür ve yaşam tarzlarını öğrenmeleri, iki toplum arasındaki etkileşim ve paylaşımı kolaylaştıracaktır. İki ülkenin sınır bölgelerinde uzun süredir canlı bir toplumsal ve ticari temas söz konusu. Sınır geçişlerinde vizenin kaldırılmasının ardından diğer bölgeler (özellikle İstanbul ile Şam) arasındaki ticari alışverişin ve toplumsal etkileşimin artması beklenmektedir. Tarih, kültür, eğitim ve tatil turizmi iki ülke arasındaki kolay ulaşım şartlarının da etkisiyle sınır geçen Türk ve Suriyeli sayısını her yıl arttıracaktır. Ayrıca iki halk arasındaki dinsel ve kültürel ortaklıklar düşünüldüğünde yakın gelecekte Türklerle Suriyeliler arasında evlilik yoluyla kurulacak akrabalıklarında artması beklenebilir.
A.2. Zayıf Yanlar (Weaknesses)
- Tarihsel ve Psikolojik Önyargılar: Osmanlı sonrası Türkiye Suriye ilişkilerindeki en önemli problem, tarih olayların ve milliyetçi yaklaşımların etkisiyle -karar alıcıların ve halkın - siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak birbirlerinden kopması ve önyargılı bir şekilde birbirlerini tanımlamalarıdır. Muhakkak ki bu kopuşta iki ülkenin farklı bağımsızlık ve modernleşme süreçleri yaşamalarının, bölgeye tesir eden emperyalist Batılı devletlerin yönlendirmelerinin ve iki kutuplu uluslararası sistemin de katkısı vardır. Her iki tarafın kafasında oluşturdukları önyargılı ve olumsuz “Türk“ ve “Arap“ imgeleri siyasi ilişkilerin gelişimini derinden etkilemiştir. Osmanlı sonrası dönemde Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerdeki uzaklaşma ve ön yargılar sadece dış politika düzeyinde kalmamış ve ticarete, eğitime, edebiyata, medyaya, günlük yaşama da yansımıştır. Bunun sonucu olarak iki ülke halkı uzun süre birbirini bir tehdit, risk ve korkulacak tarihi düşman olarak görmüşlerdir. İki ülke arasında oluşan bu travmanın düzeltilmesi ve iyi ilişkilerin kalıcı olabilmesi için geçmişten kalan bu izlerin çok yönlü çabalarla ortadan kaldırılması gerekmektedir. Her şeyden önce iki ülkenin eğitim sistemlerinde kullanılan ders kitaplarındaki “Türk“ ve “Arap“ imgesinin düzeltilmesi konusundaki akademik çalışmalar yoğunlaştırılmalı, medya kurumları iki ülke halkını birbirlerine anlatma konusunda kamuoyu diplomasisinin bir parçası olarak etkin işlev görmelidir.
İki toplumun birbirlerine karşı psikolojik önyargıların tamamen ortadan kaldırılabildiği söylenemese de bu konuda son yıllarda önemli bir yol alındı. Örneğin Suriye’de yayınlanan Türk dizileri bile Türkiye’ye ve Türklere olan ilgi ve sevginin artmasına hizmet etti. Suriye’de yaşayan biri olarak şunu söyleyebilirim ki yerel halkla kurulan temaslarda Türkiye’den geldiğimizi söylemek ve Türk dizlerinden bahsetmek ilişkileri kolaylaştırıcı bir faktör olarak sürekli karşımıza çıkmaktadır. Tabi ki dizilerle sağlanan böylesi bir tanıtım bir başlangıç olsa da uzun vadede sağlıklı bir yöntem değildir. Dizilerde gösterilen yaşam tarzının Arap dünyasında Türklerin genel bir yaşam tarzı olarak anlaşılması birçok yanlış anlamayı ve kafa karışıklığını beraberinde getirecektir. Bundan dolayı iki toplumun birbirini doğru tanıması için profesyonel yaklaşım ve faaliyetlere ihtiyaç duyulmaktadır.
- Aşırı Duygusal ve İdeolojik Yaklaşımlar: Türkiye Suriye ilişkilerindeki hızlı canlanma iki ülkede halk arasındaki gidiş gelişleri arttırmış ve bölgedeki siyasi sorunlara karşı birlikte çalışan ve işbirliği yapan bir sivil toplum gücünü ortaya çıkarmıştır. Irak İşgali sonrası Doğu Konferansı gibi organizasyonlar aracılığıyla iki ülke entelektüellerinin bir araya gelmesi veya Filistin sorunu konusunda hemen her siyasi görüşten insanın katıldığı etkinliklerin yapılması iki ülke halkının birbirine daha da fazla güven duymasına ve yakınlaşmasına yol açmaktadır.
Bu uluslararası sivil toplum çalışmalarının olumlu tesirleriyle birlikte, özellikle bu etkinliklere katılan İslamcı entelektüellerin ve kitlelerin “Osmanlı Birliği“ veya “İslam Birliği“ gibi söylemleri sık sık dillendirmeleri, iki ülkenin gerçekleriyle uyuşmayan aşırı duygusal ve ideolojik bakış açılarıdır ve uzun vadede iki ülke ilişkilerine zarar verebilir. Türkiye ve Suriye uluslararası alanda iki bağımsız ülke olarak ilişkilerini sürdürmektedir, birinin diğeri üzerinde hegemonya kurma gibi bir emeli yoktur. İki ülke arasındaki tarihi, kültürel ve coğrafi ortaklıklar bir amaç değil iyi ilişkilerin sürdürülmesini sağlayan araçlardır. Özellikle siyasi ve ekonomik potansiyeli daha fazla olan tarafın, yani Türkiye’nin bu konuda karar alıcılar ve entelektüeller düzeyinde daha hassasiyetle davranması ve duygusal yaklaşımları siyasi ilişkilere doğrudan bir faktör olarak karıştırmamaları gerekmektedir.
Türkiye Suriye ilişkilerinde İsrail önemli bir faktördür ve Türkiye’de resmi veya sivil düzeyde İsrail’in Filistin’deki saldırılarına karşı çıkışlar, Suriye’de her düzeyde sempati ve takdirle karşılanmaktadır. Fakat gerek AKP hükümeti gerekse daha önceki Türk hükümetleri, hiçbir zaman İsrail veya Yahudi düşmanlığını dayalı bir dış politika stratejisi uygulamamıştır, Türk hükümetlerinin yapmak istediği sadece bölgedeki çatışmaların ve haksızlıkların uluslararası hukuk çerçevesinde çözülmesinde aktif rol oynayabilme çabasından ibarettir. Bundan dolayı AKP hükümeti bu konuda bir yanlış anlaşılmaya yer vermeyecek ihtiyatlı söylemlerle kendini ifade etmek zorundadır.

<<>>


- Ülke İçinde İktidar Değişimi: Türkiye Suriye ilişkilerinin geleceği açısından en önemli tehlikelerden biri, ilişkilerin belli siyasi lider ve politik gruplara endekslenerek devam etmesi olasılığıdır. Bugünkü siyasi konjonktürde Suriye’de yakın bir gelecekte siyasi iktidarın elde değiştirmesi mümkün görünmemektedir. Türkiye’de ise kısa dönemde iktidardaki siyasi liderin ve politik grupların değişebilmesi bir olasılık dâhilindedir. Bundan dolayı iki ülke ilişkilerinin bir devlet politikası olarak gelişmesi ve halkı kapsayıcı bir yönünün bulunması uzun ve istikrarlı bir işbirliği ve dostluğu doğuracaktır.
Şu an Türkiye Suriye ilişkilerinin ulaştığı seviye ve Türkiye’de iktidara aday siyasi partilerin Suriye’ye yönelik yaklaşımları iki ülke ilişkilerinin en azından Türkiye açısından bir devlet politikasına dönüşmeye başladığını göstermektedir. Beşşar Esad’ın Türkiye’de bir iktidar değişimi karşısındaki tavrını da muhtemelen yeni iktidarın Suriye’ye yaklaşımı belirleyecektir.
- Birbirlerinin İç İşlerine Karışma: Türkiye ile Suriye arasındaki iyi ilişkileri sürdürmede dikkat edilmesi gereken bir nokta da iki ülke karar alıcılarının ve entelektüellerinin birbirlerinin iç sorunlarına müdahil olurken karşı tarafın hassasiyetlerine saygı göstermeleri gerektiğidir. Her iki ülke de kendine özgü ve birbirinden farklı modernleşme süreçleri yaşamış, farklı siyasal sistemlere ve ülke içi güç dengelerine sahiptir. İlişkilerde öncelik, iki ülkenin güvenliğini ve bekasını devam ettirme ve bölgede işbirliğiyle oluşturacakları siyasi ve ekonomik refahtan adil pay alma çabası olmalıdır.
Geçen yıl sonunda Türk medyasının Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ı Türkiye’deki “Demokratik Açılım veya Kürt Açılımı“na katma çabası gibi örnekler iki ülke ilişkilerindeki dengelere zarar verebilecek girişimlerdir. Türkiye ve Suriye’deki Kürt toplumunun siyasi ekonomik ve sosyal durumu birbirinden oldukça farklıdır ve iki ülke arasında bu konudaki işbirliği güvenlik boyutuyla sınırlı kalmalıdır. Diğer yandan Suriye’de yasaklı bir örgüt olan Müslüman Kardeşler Örgütü’yle Türkiye’nin resmi veya sivil kanallardan iletişim kurması veya Suriye’ye demokratikleşme konusunda dayatmalarda bulunması da Suriye karar alıcılarında rahatsızlık yaratacaktır. İki ülke karar alıcılarının birbirlerine demokratikleşme veya diğer konulardaki tavsiyeleri kamuoyunda polemik oluşturmayacak ve iki tarafın güveninde azalmaya yol açmayacak bir üslupla aktarılmalıdır.
B) Dış Faktörler (External factors)
B.1. Fırsatlar (Opportunities)
- Dinamik Uluslararası Sistem: Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemde ortaya çıkan dinamik ve belirsiz ilişkiler ve stratejik boşluk alanları, ulus devletlerin tehdit ve fırsat algılamalarının farklılaşmasına yol açmaktadır. Bu konjontürel süreç ulus devletleri yeni dinamik dış politika stratejileri geliştirmeye ve çevresinde gücüyle orantılı etki ve çıkar alanları oluşturmaya itmektedir.
Soğuk Savaş sonrası dönemde savaşın eşiğinden çok boyutlu işbirliği ve dostluğu içeren bir duruma ulaşan Türkiye Suriye ilişkileri, uluslararası sistemin elverişli olduğu şartlarda dinamik dış politika stratejilerinin iki komşu devlet arasındaki siyasi, ekonomik ve toplumsal potansiyeli nasıl canlandırabildiklerine en güzel örneklerden birini teşkil etmektedir. Uluslararası sistem dinamik ve değişken yapısını muhafaza ettiği sürece Türkiye ile Suriye’nin rahat ilişki kuramaya devam edecekleri aşikârdır.
- Ortak Güvenlik ve Tehdit Algılamaları: 2003’te Irak’ta başlayan Amerikan işgali sonrasında, Irak’ın parçalanma ihtimali ve bunun bölgede yarattığı güvenlik riskleri, Türkiye ve Suriye’nin güvenlik ve tehdit algılamalarının aynılaşmasına yol açtı. Irak’ta bağımsız bir Kürt Devleti’nin yaratılmak istenmesi ve bölge dışından dayatılan demokratikleşme projeleri ve askeri baskı ile bölge devletlerinin toprak bütünlüklerinin tehdit edilmesi karşısında Türkiye ve Suriye bu sürece karşı bölgesel bir işbirliği ve dayanışma ile cevap verdi.
Bu dönemde iki ülke karşılıklı güvenli sorunlarını da en alt düzeye indirdi. Suriye, 90’lı yıllar iki ülke arasında büyük sorun olan PKK terör örgütünün ülkesindeki faaliyetlerini sıkı bir denetim altına alarak Türkiye’nin Suriye sınırının güvenli bir bölge haline gelmesini sağladı. Suriye’nin uluslararası baskı ve tehdit altında olduğunda da Türkiye komşusunun rejiminin ve toprak bütünlüğünün korunması için olaylara yakından müdahil olmaya çalıştı. Örneğin Şubat 2005’teki Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesi sonrasında siyasi olarak zor günler geçiren Suriye’nin uluslararası sistemden dışlanmasına karşı çıkan ve ilişkilerini aynı düzeyde koruyan istisnai bölge ülkelerinden biri Türkiye oldu.
- Bölgesel Krizlere Ortak Tavır Geliştirme: Suriye, Orta Doğu’daki üç kriz alanına (Filistin, Lübnan ve Irak) coğrafi olarak sınırdaş olmakla kalmayıp bu problemlere çeşitli yollardan müdahil olmaktadır. Bölgesel gücünü pekiştirmek ve bölgede daha etkin politikalar yürütmek isteyen Türkiye de bu krizlere sorun çözücü veya kolaylaştırıcı bir aktör olarak müdahil olmak istemektedir. Suriye ve Türkiye’nin bu üç kriz alanına çözüm bulunmasında işbirliği yapması ve ortak fikir üretmesi Orta Doğu’nun barış ve güvenliği için önem arz etmektedir. İki ülkenin bu kriz alanları üzerinde birlikte hareket etmesi kendi güç ve enerjilerini verimli kullanmalarını sağlayabileceği gibi bölge dışı aktörlerin bu krizlere müdahalelerini daha düşük seviyeye çekebilir.
- Dışa Açılımda Model Ülke Türkiye: Türkiye’nin Arap dünyası için dışa açılımda bir model olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Arap devletleriyle ciddi siyasi sorunları olmayan Türkiye, bölgesel sorunlarda bir arabulucu adayı ve sahip olduğu demokratik yönetim şekli, liberal ekonomi anlayışı ve AB adaylık sürecinde yaptığı reformlarla Suriye ve diğer Arap ülkeleri için iyi bir örnek teşkil edebilir. Fakat bu model ülke olma kavramı, ne küresel güç ABD’nin ne de Türkiye’nin planlamaları veya dayatmaları çerçevesinde gelişebilecek bir konudur. Bununla birlikte muhakkak ki Türkiye Suriye arasındaki iyi ilişkilerin dolaylı bir sonucu olarak Suriye karar alıcılarının ve halkının her alanda Türkiye’deki iyi örneklerden etkilenmeleri ve kendi ülkelerinde benzerlerini uygulamak istemeleri mümkündür.
B.2. Tehditler (Threats)
- Uluslararası Sistemde Köklü Bir Dönüşüm: Türkiye Suriye ilişkilerini olumsuz manada etkileyebilecek en önemli faktör, uluslararası güç dengelerinde meydana gelebilecek ani bir dönüşüm veya sistemin tekrar iki kutuplu sert bir yapıya bürünmesi olacaktır. Böyle bir konjonktür her iki ülkenin hareket ve manevra kabiliyetini azaltıp daha statükocu politikalara sapmalarına yol açabilir. Böyle bir dış politika sapması, iki ülkeyi de aynı veya farklı kutuplarda yer alan küresel bir güce bağımlı hale getirebilir. Bundan dolayı daha önce söylediğimiz gibi değişken ve esnek bir uluslararası sistem Türkiye Suriye ilişkilerinin yararınadır.
- Küresel ve Bölgesel Güçlerin Baskısı: Uluslararası sistemde radikal ve ani bir dönüşüm olmasa bile Suriye’nin Türkiye ile kurduğu ilişkilerin seviyesinin yükselmesi bazı küresel ve bölgesel güçler de rahatsızlık uyandırabilir. Türkiye’nin Suriye ile kurduğu iyi ilişkiler sayesinde Orta Doğu’da daha etkin olması bazı aktörlerin çıkar alanlarının daralmasıyla sonuçlanabilir. Küresel güç ABD’nin kısa vadede Türkiye’nin Orta Doğu’da böylesi bir rol genişlemesinde rahatsız olmayacağı ama Fransa gibi Avrupalı güçlerin veya Mısır gibi bölgesel güçlerin bundan büyük rahatsızlık duyabilecekleri söylenebilir.
Son iki yılda Türkiye’nin Suriye İsrail barış müzakerelerini başlatma ve Lübnan’daki krizlere müdahil olma çabalarına karşı en önemli rakibinin Sarkozy yönetimindeki Fransa olduğu aşikâr. Türkiye ile Fransa arasında bölgede etkin olma açısından diplomatik bir rekabet sürüyor. Mısır da Türkiye’nin bölgede genişleyen rolünden, Suriye ile yakın ilişkilerinden ve özellikle Filistin Sorunu ve Hamas’la bu kadar yakından ilgilenmesinden rahatsız. Mısır’ın etki kapasitesinin ve siyasi itibarının bölgede giderek azalmasından dolayı Türkiye’nin siyasi ve diplomatik yöntemlerle Mısır’ı dengede tutması mümkün. Bununla birlikte Türkiye’nin Suriye ve bölgeye yönelik politik stratejilerinde önceliği Fransa’ya ve Fransa’nın Suriye üzerinde etki kurma çabalarını sınırlandırmaya vermesi gerekmektedir.
- Radikal Politikalara Kayma ve Silahlanma:
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, ılımlı ve dengeli dış politika stratejileri uygulayan bir siyasetçi. Öncelikle Suriye’nin güvenliğini koruma ve çok taraflı ve esnek bir diplomasi ile büyük güçlerle çatışmadan kaçınma Esad’ın politik anlayışının temelini oluşturmaktadır. Esad’ın bu politik anlayış, Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik dış politika stratejileriyle paralellik arz ediyor ve iki ülke ilişkilerinin sorunsuz devamını sağlıyor. Diğer yandan Suriye’nin başkentinin 60 km ötesinin İsrail tarafından uzun süreli bir işgale maruz kaldığı düşünüldüğünde, yakın gelecekte ekonomik gücü iyileşen bir Suriye’nin İsrail karşısındaki askeri güç dengesini tekrar eşitlemek için silahlanmaya başlama olasılığı ortaya çıkabilir. Suriye’nin silahlanmaya yönelmesi İran’la daha da yakınlaşmasına ve radikal söylemlere kaymasını beraberinde getirebilir. Ayrıca iyi silahlanmış orduya sahip bir Suriye’nin İsrail’den Golan’ı askeri yolla geri almaya çalışması da muhtemeldir.
Türkiye’nin Orta Doğu politikalarının temel amaçlarının başında bölgedeki krizlere askeri yöntem kullanılmadan çözüm bulabilmek ve bölgede oluşacak siyasi ve ekonomik refahtan herkesin eşit yararlanmasını sağlamaktır. Öyle görünüyor ki Türkiye Suriye ile ilişkilerinin seviyesini korumak ve daha yukarılara çıkarmak için gerek Batılı devletler gerekse bölge devletleri düzeyinde siyasi ve diplomatik girişimlerini sıkılaştırıp Suriye ve İsrail’i aynı barış masasına –bu işi ABD veya Fransa’ya bırakmadan- tekrar oturtmak zorundadır. Tabi Türkiye bunu sağlamak için Suriye ile yakınlaşırken İsrail’le de ilişkilerini belli bir seviyede muhafaza etmek durumundadır. Her iki ülke barış masasında ne kadar uzun oturtulabilirse ve bu süre içerisinde İsrail birçok devletin diplomatik ve psikolojik baskısı altına alınabilirse Golan’da yaklaşık 42 yıldır süren işgalin barışçıl yoldan bitme ihtimali o kadar yükseltilebilir.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2575 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 607
Asya 76 1002
Avrupa 13 620
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 282
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1327 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 277
Orta Doğu 18 584
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1280 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 774
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1953 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
Türkiye 72 1953

Son Eklenenler