Türkiye’nin “ekseni” Mi Kayıyor, Yoksa Stratejik Bir Yol Haritası Mı çiziliyor?

Yorum

Soğuk savaş dünyasında yaşamak ülkeler açısından şimdikinden daha kolaydı; iki bloktan birine tabii olunduğunda pek çok riskten kurtulunduğu gibi belirli bir güvenlik şemsiyesine de sahip olunabiliyordu....

Soğuk savaş dünyasında yaşamak ülkeler açısından şimdikinden daha kolaydı; iki bloktan birine tabii olunduğunda pek çok riskten kurtulunduğu gibi belirli bir güvenlik şemsiyesine de sahip olunabiliyordu.

Yeni dünya düzeninde iki kutuplu dünyanın görece rahatlığı ve güvenliği artık yok.

Çok kutup var, ikiden fazla küresel ölçekte güce sahip ülke var.

Çok kutuplu dünyanın küresel güçlerinin hiçbiri diğerini galebe çalamıyor, üstünlük taslayamıyor. Arkadan da yeni kutup başı ülkeler sürekli geliyor, bölgesel güçlerini küresel güce dönüştüren ülkelerin sayısı hızla artıyor.

Böylesine karmaşık dengelerin hüküm sürdüğü bir dünyada "sadece belirli bir eksende kalmak" ülkeler açısından acaba ne kadar akılcı ve gerçeklerle bağdaşır bir durumdur?

Bir süredir “Türkiye’nin ekseni“ tartışılıyor, "eksen kaymasından" söz ediliyor; yeni bir eksene doğru yol aldığı eleştirileri yapılıyor.

Bilindiği gibi Türkiye on yıllardır "Batı dünyasını" kendisine ana eksen olarak almış, Avrupa Birliği’ne üyeliği "Medeniyet Projesi" olarak ilan etmiş, Avrupa’nın bir parçası olmayı kendisine önemli bir hedef olarak koymuştur.

Cevabı aranan soru şudur: Avrupa Birliği’ni girmek için çaba harcayan Türkiye, niçin Ortadoğu ülkeleri ile işbirliğini artırıyor, onlarla siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda anlaşmalar imzalıyor? Yoksa Türkiye’nin ekseni mi kayıyor, Avrupa Birliği projesinden vaz mı geçiyor?

Çok kutuplu, farklı dengeler üzerine oturan ve belirsizliğini her geçen gün artıran bir dünya düzeninde böyle bir soruyu gerçeklerle bağdaştırmak mümkün değildir.

Böyle bir bakış açısı, Türkiye’yi tek bir alternatife mahkum etme, tek bir küresel güç ile işbirliğine zorlama anlamı taşır ki, yanlıştır.

Türkiye, çıkarlarını koruyarak Avrupa Birliği ile ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkilerini geliştirmelidir. AB’nin Türkiye’nin birikiminden faydalanması kendi yararına olacaktır.

Ama bu demek değildir ki, Türkiye bölgesindeki ülkelerle iyi ilişkiler geliştirmesin, yıllardır sürüncemede kalan sorunlarını çözmesin, bölgesinin lider ülkesi olmak için çaba harcamasın...

Her ikisini birden yapmanın ne sakıncası var?

Türkiye hem Avrupa Birliği’ne önemli katkılarda bulunabilir, Birliğin kendisine sağlayacağı ekonomik ve sosyal açılımlardan yararlanabilir, hem de Suriye, İran, Suudi Arabistan, Irak ile de ileri düzeyde işbirliği anlaşmaları imzalayabilir.

Bu tutumun "eksen kayması" ile hiçbir ilgisi yoktur.

Türkiye’nin kendi çıkarlarını gözetmesi, çok kutuplu yeni dünya düzeninin belirsizliğine karşı kendisini koruması, ayakları üzerinde durabilecek bir sistemi kurması ile ilgilidir.

Sadece AB ve Ortadoğu ülkeleri ile değil, Türkiye’nin aynı zamanda Orta Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkeleri ile de çıkarları paralelinde iyi ilişkiler geliştirmesi, ticaret yapması, sosyal ve kültürel alanlarda işbirliği yapması yararınadır ve gereklidir.

Türkiye sadece bir eksene mahkum olacak, dar bir alanda kısa vadeli hesaplarla uğraşacak bir ülke değildir. Türkiye tek bir eksene mahkum olursa, bölgesel lider olma hedefini uygulamaya koyamaz, küresel güç olma iddiasını sürdüremez.

Türkiye’nin iddiası; Çok kutuplu yeni dünya düzeninde yeni kutup başı ülkelerden biri olmaktır.

Bunun yolu da farklı eksenlerle kalıcı ve sağlıklı ilişkiler kurmaktan, liderlik yapmaktan, stratejik bir vizyon ortaya koymaktan geçmektedir.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2634 ) Etkinlik ( 212 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 14 66
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1346 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 282
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Türkiye’de yaşayan ve özellikle de 1950’li yıllarda ana vatana göç eden eski Yugoslavya muhacirlerinin uzunca yıllardır kulaktan kulağa yaydığı bir mesele Makedonya vatandaşlığı hakkına sahip olmak. ;

Arjantin ise 45 milyonluk nüfusu, 2 milyon 791 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 518 milyar doları aşan GSYİH’sı ile Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik bir aktör olup üyesi olduğu bölgesel ve küresel uluslararası örgütler içindeki aktivitesi ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Arjantin, ...;

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...