Avrupa’da Aşırı Milliyetçiliğin Yükselişi

Yorum

İsviçre’de minare inşasını yasaklayan referandum, ülkemizde “Avrupa’da ırkçılık” tartışmalarını doğurdu. Bu tartışmalar genellikle Avrupa’da yaşayan Müslüman topluluklarına karşı uygulanan baskılara ve haksızlıklara odaklandı ve vurgu yaptı. Oysa baskılara ve haksızlıklara maruz kalanlar sadece Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşamakta olan Müslüman topluluklar değil, dini ne olursa olsun tüm göçmen topluluklardır....

İsviçre’de minare inşasını yasaklayan referandum, ülkemizde “Avrupa’da ırkçılık“ tartışmalarını doğurdu. Bu tartışmalar genellikle Avrupa’da yaşayan Müslüman topluluklarına karşı uygulanan baskılara ve haksızlıklara odaklandı ve vurgu yaptı. Oysa baskılara ve haksızlıklara maruz kalanlar sadece Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşamakta olan Müslüman topluluklar değil, dini ne olursa olsun tüm göçmen topluluklardır. En fazla baskıya ve haksızlıklara maruz kalan göçmenler, Müslim veya Gayrimüslim olsun fark etmez, Afrika ve Asya ülkelerinden gelenlerdir. Bununla birlikte, “daha kaliteli yaşam“ umuduyla Batı Avrupa ülkelerine göç eden Doğu Avrupalı göçmenler de Batı Avrupa ülkelerinde “istenmeyenler“ durumuna düşmüşler ve içinde bulundukları “ulusal-ülke“nin hâkim “ulusal-topluluğu“ tarafından baskı ve haksızlıklara maruz kalmaktadırlar. Hatta tarihsel olarak bazı otantik (göçmen değil!) topluluklar bile, vatandaşı oldukları ulus-devletin hâkim ulusundan gelen baskılara maruz kalmaktadırlar. Bu duruma örnek olarak; Slovakya’daki Macarlar, Avusturya’daki Slovenler, Bulgaristan’daki ve Yunanistan’daki Türkler gösterilebilir.

İsviçre’deki Minare Yasağı dahil, son yıllarda yaşanılan resmi veya gayri resmi bazı anti-demokratik uygulamalar ve baskılar Avrupa coğrafyasında “aşırı milliyetçiliğin“ yükselişte olduğunu gösteriyor. Aşırı milliyetçilik; “öteki“ olarak değerlendirilen ulusal, etnik, kültürel veya dinsel gruba mensup olan bireyleri ekonomik, politik ve sosyal alanlardan dışlayan veya asimile etmeye çalışan milliyetçilik biçimidir.

Milliyetçiliğin bu şekli, Avrupa ülkelerinde politik iktidarı ele geçirmiş durumda değildir. Fakat bununla birlikte aşırı milliyetçilik, Avrupa’da “münferit vaka“ olmaktan daha öteye geçmiş bulunuyor. İsviçre’de düzenlenen resmi referandum sonucunda minare inşasının resmen yasaklanması, politik iktidarı ele geçirmiş olmamakla birlikte, aşırı milliyetçiliğin “münferit vaka“ olmaktan daha yaygın ve güçlü olduğunu gösteriyor.

Eski Kıta Avrupa, tarihinin en geniş kapsamlı dönüşümlerinden birisini – belki de en önemlisini - 1990 sonrasında yaşadı. Bu büyük dönüşüm, üç unsuru eş zamanlı olarak içerdi:

(1) Avrupalı sosyalist ülkelerde sosyalist rejimlerin yıkılması ve bu ülkelerin çok hızlı biçimde kapitalizme geçmeleri.

(2) Avrupa Birliği’nin hızlı biçimde genişlemesi ve derinleşmesi.


(3) Kapitalist Batı Avrupa ülkelerinde ve bir bütün olarak Avrupa kıtasında neoliberal politikalar (özelleştirme; mal, sermaye, emek piyasaların esnekleştirilmesi; dış piyasa merkezli sermaye birikimi stratejisi; sosyal devletin tasfiyesi; sosyal hizmetlerin ve harcamaların azaltılması) üzerinden ekonominin yeniden yapılandırılması.

1990 sonrasında yaşanılan büyük dönüşümün üç eş zamanlı unsurundan ilki; Avrupa kıtasının Doğu ve Güneydoğu (Balkan) bölgelerinde kitlesel yoksullaşma, işsizlik artışı, mafyalaşma (organize suç örgütlerinin yaygınlaşması), piyasa ve kaynak kapma mücadeleleri / savaşları, ülkesel ve toplumsal parçalanmalar doğurdu. Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerinde “belirsizlik“, “güvensizlik“ ve “yoksulluk“ durumu 1990’lar boyunca hâkim oldu. Avrupa Birliği’ne ve NATO’ya katılan ülkeler için belirsizlik ve güvensizlik durumu önemli ölçüde azaldı. Ama kapitalizme geçiş yapan Doğu Avrupalı ve Balkan halkları için ekonomik sıkıntılar halen devam etmektedir.

Büyük dönüşümün ikinci unsuru olan Avrupa Birliği süreci eski sosyalist ülkeleri Birliğe dâhil etti. Bu durum, Doğu’nun işsizler ordusunu görece daha zengin olan Batı’ya yöneltti. Avrupa Birliği içinde gerçekleşen Doğu’dan Batı’ya emek-gücü göçü, Batı Avrupa ülkelerinde “yerliler“ ile Doğu’dan “gelenler“ arasında ekonomik rekabet başlattı. Batı emek piyasasına giriş yapan Doğu Avrupalı işsizler, Batı Avrupa ülkelerinde ortalama ücret seviyesini geriletti. Böylece Batılı işçilerin reel ücretleri ve yaşam standartları geriledi. Hatta Doğu’dan “gelenler“ daha ucuza çalışmaya hazır olduklarından, Batılı “yerlileri“ işlerinden etti. Buna bir de hali hazırdaki ekonomik kriz eklenince işsizlik daha da arttı.

Tüm bunlar yaşanılırken, aynı zamanda kapitalizm 1980’lerden itibaren neoliberal politikalar üzerinden yeniden yapılandırıldı. Neoliberal yeniden yapılanma ücretleri azalttı, sosyal harcamaları / hizmetleri kıstı, özelleştirmeler yaptı ve emekçi kitlelerin lehine önemli bazı düzenlemeler yapan sosyal devleti geriletti. Yani büyük dönüşümün üçüncü unsuru (neoliberal yeniden yapılanma), 1950-1980 dönemine göre emekçi kitlelerin refah seviyesini radikal biçimde geriletti. Son yaşanılan (ve halen devam eden) ekonomik kriz bu gerilemeyi daha da derinleştirdi.

Yukarıda kısaca özetlediğim üç unsuru içeren büyük dönüşüm, Avrupa genelinde (Batı Avrupa, Doğu Avrupa, Balkanlar) geniş halk yığınlarını ekonomik açıdan geçmişe oranla yoksullaştırdı ve sosyo-psikolojik açıdan geçmişe oranla güvensizliğe sürükledi. Büyük dönüşümün neden olduğu “yoksullaşma“ ve “güvensizlik ortamı“, Avrupa genelinde aşırı milliyetçiliğin temel beslenme kaynağıdır. Dolayısıyla Avrupa’da yükselen aşırı milliyetçi hareketler / örgütler, her ne kadar tarihsel ve geleneksel motifleri kullanıyor olsalar da, son derece “modern“dir ve 1990 sonrası yaşanılan büyü dönüşümün ürünüdür.

Bu modern ürün, büyük dönüşüm çerçevesinde ortaya çıkan “yoksullaşma“dan ve “güvensizlik“ten besleniyor. Çünkü Avrupa’daki aşırı milliyetçi örgütler ve bunların politik / ideolojik liderleri, son 20 yılda yaşanılan “yoksullaşma“ ve “güvensizlik“ten dolayı “öteki/yabancı“ ulusal, etnik, kültürel veya dinsel grupları suçluyorlar.

Yani aşırı milliyetçi örgütler ve bunların politik / ideolojik liderleri, son 20 yılda (geçmiş yıllara oranla) yoksullaşan ve güvensizlik içinde bulunan emekçi kitlelerin tepkisini, “öteki/yabancı düşmanlığına“ dönüştürüyor ve yönlendiriyor. Aşırı milliyetçi örgütlerin ve liderlerin yönlendirmesi neticesinde Avrupalı beyaz-Hıristiyan, yoksullaşmanın ve güvensizliğin nedenini, son 20 yılda Avrupa çapında yaşanılan büyük dönüşüme değil, siyahlara, göçmenlere ve Müslümanlara bağlıyor. Bu böyle olunca da, İsviçreli beyaz-Hıristiyan, hıncını “minare“den alıyor.

Oysa aşırı milliyetçiliği besleyen “yoksullaşma“ ve “güvensizlik“, siyahlardan, göçmenlerden veya Müslümanlardan kaynaklanmıyor; sermaye merkezli olan ve emekçi kitleleri dışlayan 1990 sonrası büyük dönüşümden kaynaklanıyor. Öyleyse Avrupa’da aşırı milliyetçiliğin önüne geçilebilmesi için; halen devam etmekte olan Avrupa Birliği sürecinin “sermaye merkezli“ değil, “insan ve emek merkezli“ olması gerekir. Avrupa Birliği sürecinin “insan ve emek merkezli“ olabilmesi için ise, klasik liberalizmin bize öğrettiği “temsili-cılız demokrasi“nin dar sınırlarını aşmak ve yerine “katılımcı-güçlü demokrasi“yi geliştirmek gerekiyor.

Eski Kıta’nın bunu başarabilecek demokratik birikimi ve potansiyeli vardır. Bunun güzel bir göstergesi, Avrupa Birliği Parlamentosu içinde yer alan Yeşiller Grubu’dur. Yeşiller Grubu, İsviçre’deki “Minare Yasağı“nı sert dille eleştirdi. Grubun Alman lideri Daniel Cohn-Bendit, “Minare Yasağı“nın “İsviçre’nin zengin egoizminden“ kaynaklandığını söyledi. Cohn-Bendit, hem Avrupa Birliği’ni hem de tüm Müslüman ülkeleri İsviçre’ye tepki göstermeye çağırdı ve Avrupa Birliği’ni İsviçre ile olan ikili ilişkilerini gözden geçirmeye davet etti. Ayrıca İsviçre üzerinde ekonomik bir baskı oluşturmak için “tüm zengin Müslümanların İsviçre bankalarındaki paralarını çekmeleri“ gerektiğini söyledi.(1) Dolayısıyla “Yeşiller“ gibi hareketler ve Cohn-Bendit gibi politik liderler, Eski Kıta’nın aşırı milliyetçiliğe kolay kolay teslim olmayacağını, Avrupa Birliği sürecinin “insan ve emek merkezli“ olabileceğini ve bunun için gerekli olan “katılımcı-güçlü demokrasi“nin gelişebileceğini gösteriyor.


(1)Yeni Balkan Gazetesi, Yıl 6, Sayı 286, 7 Aralık 2009, s. 5.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2580 ) Etkinlik ( 174 )
Alanlar
Afrika 66 611
Asya 76 1003
Avrupa 13 620
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 282
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1330 ) Etkinlik ( 45 )
Alanlar
Balkanlar 22 278
Orta Doğu 19 586
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1280 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 774
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1971 ) Etkinlik ( 76 )
Alanlar
Türkiye 76 1971

Son Eklenenler

Ağırlıklı olarak küçük ve orta ölçekli ekonomilerden oluşan Afrika ülkeleri, ekonomik dönüşümlerini sağlayabilmek adına kapsamlı bir ortaklık tesis etmeye çalışmaktadırlar. ;

İlk Siyasal İktisat Profesörü unvanına sahip (1805)19 İngiliz nüfus bilimci ve ekonomi politik teorisyeni Thomas Robert Malthus “Nüfus Prensibine Dair Deneme“ (Essay on the Principle of Population) (1798) adlı çalışmasında, nüfus artışı konusunda oldukça karamsar bir tablo çizer;;

Soğuk Savaş sonrası süreçte bilgi ve iletişim teknolojilerinin büyük gelişme kaydetmesiyle birlikte tüm dünyada büyük dönüşümler yaşanmıştır. Bu süreç, teknolojiyi geliştiren ülkeler kadar tüketen ülkelerde de aynı hızda gelişmiştir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişiminin etkilediği önemli b...;

Somali, Eritre, Cibuti ve Etiyopya’nın yer almış olduğu Afrika kıtasının kuzeydoğusunda yer alan ve Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölge; Avrupa, Afrika, Asya ve Avustralya’yı birbirine bağlayan küresel deniz ticaret yolu olan Kızıldeniz’i kontrol etmesi sebebiyle jeostratejik öneme sahiptir.;

Klasik iktisat teorilerinde emek, sermaye ve girişimcinin yanı sıra üretim faktörlerinden olan doğal kaynakların sonsuzluğu ve tükenmeyeceği benimsenmiştir. Keynesyen teorilerde doğal kaynakların kullanımı ve dağıtımının kamu hizmetlerine dâhil olduğu, aksinin tekel piyasaları oluşturacağı görüşü hâ...;

Türkiye’nin; iktisadi sorunlarını daha hızlı çözüp kendisine on yıllar kazandıracak yeni yaklaşımları nasıl geliştirebileceği, ilham kaynağı sosyal ahlak devrimini nasıl yapacağı, dünyadaki ekonomik dönüşüm sürecine ne gibi katkılar sağlayabileceği ve bir “finans merkezi“ olma yolunda neler yapabile...;

2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş nedeniyle daha önce göç veren bir ülke olan Türkiye yoğun bir şekilde göç almıştır. Bu nedenle son yıllarda ülkemizdeki mülteci sayısının artmasıyla Türkiye’nin uygulayacağı göç politikaları önem kazanmıştır.;

Dünyada var olan suyun kısıtlı, buna karşın suya olan talebin gittikçe artıyor olması; su sorununu insanlığın çözmekle zorunlu olduğu meseleler listesinin başına yerleştirmiş durumdadır.;

4. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 04 Kas 2021 - 05 Kas 2021
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 04 Kas 2021 - 05 Kas 2021
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul İktisat Kongresi

  • 27 May 2021 - 28 May 2021
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

Pandemi Sonrası Türkiye’nin Ekonomi ve Teknoloji Vizyonu Toplantısı

  • 17 Ara 2020 - 17 Ara 2020
  • TSİ 14.00 - Çevrimiçi -
  • İstanbul - Türkiye

7. İstanbul Güvenlik Konferansı (2021)

  • 04 Kas 2021 - 05 Kas 2021
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

13. Stratejik Vizyon Ödülleri Töreni | 2021

Stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları, bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş adamları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin “on üçüncüsü“ verilecektir.

  • 2021
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

Türkiye - Çin Etki Analizli Karşılaştırmalı Araştırma Projesi ve Çalıştay | 1. Etap

  • 02 Tem 2020 - 02 Tem 2020
  • Online Zoom Webinarı - 14:30
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.