Kürt Açılımı II: İspanya Modeli Türkiye İçin Uygulanabilir Bir Model Mi (?)

Makale

Bir önceki yazıda İspanya modeli “bölgeli devlet”te, devletin bölünmezliği ilkesi korunmakla birlikte ülkenin, toplumsal yapıdaki çeşitli farklılıklar göz önünde bulundurularak (etnik yapı, dil, din gibi) bölümlere ayrıldığı ve aynı bölgelere idari ve siyasi özerklik tanındığının altı çizilmişti. Bu noktada bölgeli devlet, aslında üniter ile federal devlet arasında kalan ’melez’ bir devlet biçimi idi....

Bir önceki yazıda İspanya modeli “bölgeli devlet“te, devletin bölünmezliği ilkesi korunmakla birlikte ülkenin, toplumsal yapıdaki çeşitli farklılıklar göz önünde bulundurularak (etnik yapı, dil, din gibi) bölümlere ayrıldığı ve aynı bölgelere idari ve siyasi özerklik tanındığının altı çizilmişti. Bu noktada bölgeli devlet, aslında üniter ile federal devlet arasında kalan ’melez’ bir devlet biçimi idi.
Kürt açılımının tartışıldığı bugünlerde “PKK terörü“ ve “demokrasi“ arasında zorunlu bir bağ kurularak, tartışma PKK ve DTP’nin terimleri ile yürütülmekte ve üzülerek görmekteyiz ki aslında var olmayan bir insan hakları ve demokrasi sorunu içerisine gizlenen siyasi talepler kamuoyu tarafından gene PKK ve DTP’nin terimleri ile tartışılmaktadır.
Oysa gerek terör örgütü elebaşı ve gerekse DTP tarafından ortaya atılan öneriler ciddi bir kafa karışıklığının varlığını göstermektedir. Söz konusu öneriler (ki bu beyanları öneri olarak nitelemek dahi hatalıdır) kamu hukukunda var olan üniter, bölgeli, federal devlet tipleri ve konfederasyon modellerinden hiç birisine uymamaktadır.
***
DTP, 26-28 Ekim 2007 tarihleri arasında Diyarbakır’da “Demokratik Toplum Kongresi“ adıyla düzenlediği toplantıların sonunda bir bildiri kaleme almıştı. Bildiride, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşme sorunu şeklinde tanımlanan Kürt sorununun, “Kürtlere demokratik özerklik sağlanarak çözülebileceği“ görüşü yer almıştı. Çoğunluğunu DTP’lilerin oluşturduğu yaklaşık 600 delegenin katılımıyla yapılan toplantılarda ayrıca, Kürt halk önderi sıfatıyla anılan Öcalan’ın “muhatap alınması“, kendisine yönelik “İmralı uygulamalarına son verilmesi“, “halkla bağ kurabileceği bir ortam yaratılması“ ve “başka bir yere nakli“ talepleri de dile getirilmişti.
DTP’nin, asıl ciddiye alınması gereken talebi ise “bölgesel meclis“ konusunda yatıyordu. İstenen, federal yapı ya da etnik temelli bir özerk yönetim değil ama iller ve merkezi yönetim arasında kademeli idari yapı idi. Etnik ya da toprak temelli bir özerklik anlayışı yerine kültürel farklılıkların ifade edilebildiği ’bölgesel’ bir yapılanmanın kurulması, bildirinin ana omurgasını oluşturmaktaydı. Bildiriye göre, bölgeler, o bölge meclisinin yetki sınırları içindeki en büyük ilin adıyla anılacak ve il valileri, hem merkezi idarenin hem de bölge yürütme kurulunun aldığı kararları uygulayacaktı. Bu yolla DTP bildirideki ifadelerle, “Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında gerçekleşmeyen demokratikleşmenin yaşama geçirilebileceği“ni savunuyordu. Anayasa’ya, ’ulus’ yerine ’Türkiye Ulusu’ kavramının yazılması, Türkiye ulusunun bir bileşeni olarak kürt ulusunun varlığının tanınması ve ’ayrı bayrak’ DTP’nin diğer taleplerini oluşturuyordu.
Görüldüğü üzere bugün Kürt açılımı adı altında kamu oyunda tartışma zemini bulan temalar, DTP’nin 2007’de kabul ettiği bildiri ile örtüşmektedir. Kamu oyuna yansıdığı kadarıyla projeye şimdi bir unsuru daha eklemek gerekecektir: bölgelere kendi asayiş güçleri ve ordusunu kurma hakkının tanınması.
***
Tekrar altını çizmek gerekir ki, DTP’nin söz konusu taleplerini üniter, bölgeli, federal devlet tipleri ile konfederasyon modellerinden birisinin içerisine koymak mümkün gözükmemektedir.
Zaman zaman kimi DTP’liler ve terör örgütü elebaşı, çözüm için Cumhuriyet tarihindeki ilk anayasamız olan 1921 tarihli “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu“nun temel alınması görüşünü savunmakta ve bu savunmadan yola çıkılarak 1924 Anayasası ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesi tartışmaya açılmaktadır. Kabul etmek gerekir ki, 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’muz yerel yönetimlere ciddi ölçüde özerklik tanıyarak İspanya modeline yakınlaşmaktadır. Ancak buradaki özerklik gene de siyasi değil “idari“ niteliklidir. Zira belli alanlarda kendilerine düzenleme yapma yetkisi tanınan vilayetler, bu yetkilerini Anayasa’nın 11. Maddesine göre “Büyük Millet Meclisi’nce vaz’edilecek kavanin mucibince“ yani kanunlar gereğince yerine getirir. Kuşkusuz bu konu tamamen ayrı bir tartışmaya konu oluşturur. Konu hakkında daha fazla yazmak ise şu aşamada “delinin kuyuya attığı taşı çıkarmaya çalışmak“tır.

<<>>


Gene bu noktada henüz ortada hukuksal olarak nitelenebilecek bir tasarı ya da teklif yokken “İspanya Modeli“nin Türkiye açısından uygulanabilirliğini hukuksal terimlerle tartışmak da anlamsız olacaktır. Kaldı ki devlet biçimleri, birbirinden farklı gelenekler, siyasi kültürler ve sosyo-ekonomik yapılar üzerine şekillenir. Bu nedenle şimdilik, İspanya ve Türkiye arasındaki aşağıdaki basit karşılaştırma ile yetiniyoruz:

İSPANYA TÜRKİYE
Ekonomik Açıdan
Ayrılıkçı akımların güçlü olduğu Bask, Katalonya ve Galiçya bölgelerinde kişi başına düşen milli gelir İspanya ortalamasının oldukça üzerindedir. Örneğin Bask Bölgesi, kişi başına 32,680 dolarlık gelirle İspanya’nın en zengin bölgelerinden biridir. Bu oran Avrupa Birliği ortalamasının da üzerindedir. İspanya’da var olan özerklik talebi bir boyutu ile “mali özerklik“ üzerine kuruludur. Özellikle zengin Bask ve Katalan bölgeleri, kendilerinden toplanan vergilerin diğer bölgelere aktarılmasına şiddetle karşı çıkmaktadır.

Kürt kökenli vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadıkları Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerimizde kişi başına milli gelir 3.500 doların altındadır.
İspanya örneğinden farklı olarak bu bölgelerden toplanan vergi geliri, aynı bölgeye yapılan devlet harcamalarının neredeyse %20’sine tekabül etmektedir. Türkiye’nin Doğu bölgeleri, Batı tarafından finanse edilmektedir.

Demografik Açıdan
42 milyonu biraz geçen İspanya nüfusu içerisinde Katalanların nüfusu 7, Basklıların 2, Galiçyalıların nüfusu ise 2.5 milyon civarındadır. Tarihsel ve sosyo-ekonomik nedenlerden ötürü yoğun göç hareketleri yaşanmadığından diğer bölgeler ile bu üç bölge arasında göç kaynaklı sosyal sorunlar bulunmamaktadır.
Nüfusları 12-15 milyon arasında tahmin edilen Kürt kökenli vatandaşlarımız, göçlerle birlikte Batı bölgelerimize de yerleşmiş durumdadır. Bu sürece paralel olarak kırdan kente yoğun göçler Doğu illerimizde var olan kent kültürü ve dokusunu tahrip ederek “kentlileşme“ sürecini sancılı hale getirmektedir.

Dil Açısından
1984 yapılan bir dil ile ilgili nüfus sayımında halkın %23’ünün Baskça’yı anladığını, %21’inin konuşabildiğini, %13’ünün okuyabildiğini ve %10’unun ise yazabildiğini ortaya çıkarmıştır.
Katalanca, İspanya’nın Akdeniz kıyılarında, özellikle Barcelona kentinde konuşulan bir tür Avrupa dilidir. Dil, İspanyolca ile çok benzer özellikler taşımaktadır. Katalancayı anadili olarak konuşan kimsenin kalmadığı düşünülmektedir.
Galisyaca, Latince’den türemiş olan ve Portekizce ile benzerlikler gösteren bir dildir. Tıpkı Katalanca gibi bu dilinde kullanımı oldukça sınırlıdır.

Dilbilimciler arasında da tartışmalı olan Kurmançi (Kuzey Kürtçe) ve Sorani (Orta Kürtçe) ayrımları bir yana, Kürtçe yoğun olarak kullanılmaktadır. İspanya’da İspanyolca (Kastilyaca) bilmeyen yokken Türkiye’de hala pek çok vatandaşımız Türkçe konuşamamaktadır.
Şiddet ve Şiddete Karşı Tepki Açısından
Kurulduğu günden bugüne ETA 800 kişinin ölümünden sorumludur. Kır gerillası olarak değil ama daha çok şehirlerde bombalı eylemlerle sesini duyuran ETA’nın aktif olarak üye sayısı son derece sınırlıdır.
Ülkedeki tüm ceza evlerine dağıtılan ETA hükümlülerinin ortaklaşa eylem imkanı bulunmamaktadır.
ETA eylemleri Bask bölgesinde kınanmaktadır. Her eylem sonrası Bask halkı sokaklara dökülerek “Bask halkını utandırmayın“ yazılı pankartlar taşır. İspanya’nın diğer bölgelerinde ise aynı pankartlarda “bastardos“ (p.çler) yazılıdır.
Tek bir jandarmanın bile ölümü sonrası bütün İspanya genelinde 5 dakikalık sessizlik eylemleri yapılır.

ETA’dan farklı olarak 30 bin kişinin ölümünde sorumlu olan ve kır gerillası görünümündeki PKK’nın silahlı militan sayısı dönem dönem değişmekle birlikte 3-5 bin civarındadır.
Türkiye’deki hapishaneler PKK için bir tür eğitim kurumu niteliğindedir. İspanya uygulamasının aksine çıkarılan aflardan istenen sonuç alınabilmiş değildir.
PKK eylemleri DTP tarafından zımni olarak desteklenmektedir. İspanyol Anayasa Mahkemesi ve AHİM terör karşısında tarafsız kalmayı Herri Batasuna için bir kapatma nedeni olarak görmüşken Türkiye’de DTP “her iki tarafa da –devlet ve PKK- eşit mesafede durduğu“nu açıkça telafuz edebilmektedir.
15 Ağustos 2009’da PKK’nın Eruh baskını 25. Yılında DTP tarafından “Eruh Festivali“ adı altında kutlanmıştır! Binlerce insanın katıldığı festival(!)de silahlı eyleme katılan ve aftan yararlanarak tahliye olan eski teröristler DTP milletvekilleri ile birlikte bulundukları platformda alkışlar ve çiçeklerle karşılanmıştır.

Siyasi Partiler Açısından
Her üç bölgede siyasi parti yelpazesi oldukça geniş ve renklidir. Siyasi partiler her bölgede tıpkı bir ulus-devlet mekanında olduğu gibi sosyalist, komünist, milliyetçi ya da Katolik kimlikler üzerine oturabilmektedir. Partilerin çoğunda hakim talep bağımsızlık değil ama özerkliktir. Şiddet yanlısı partiler marjinal konumdadır. Bask Bölgesi’nde ETA’nın politik vitrini olan Herri Batasuna’nın aldığı oy %10 civarındadır.
İspanya’da “terörist“ ile “ayrılıkçı düşünce“ye sahip olanlar ayrıştırılmıştır. Şiddete başvurmamak kaydıyla her türlü siyasi projenin örgütlenmesi mümkündür.

Türkiye’de Kürt kimliği üzerinden siyaset yapan tek parti DTP’dir. Kağıt üzerinde var olan kimi partiler dışarıda tutulursa DTP’nin alternatifsiz konumu Kürt taleplerinin çeşitlenmesi ve rafine edilmesini engellemektedir. Kuzey Irak’ta temmuz ayında yapılan seçimlerde KDP ve KYB’nin dışında “Değişim Listesi“ adıyla ortaya çıkan hareket farklı bir seçenek oluşturmuştur. Oysa Türkiye’de DTP’nin hakim konumu, farklı Kürt taleplerinin dile getirilmesi noktasında ciddi bir engel görünümündedir. Üstelik de PKK’nın politik vitrini konumundaki bu parti, Bask örneğinde Herri Batasuna’dan farklı olarak ülkemizin belli coğrafyalarında %50’den daha fazla bir oy oranına sahiptir.
Kuşkusuz bu sürece katkı sağlayan ve DTP’yi alternatifsiz hale getiren bir konu da Anayasa Mahkemesi’nin parti kapatma kararlarıdır. Şiddete bitişik durmayan ancak özerklik talebinde bulunan pek çok siyasi parti özellikle 1990’lı yıllarda Anayasa Mahkememiz tarafından kapatılmıştır. İspanya’nın aksine “terörist“ ve “ayrılıkçı akımlar“ arasında ayrım yapılmaksızın ifade ve örgütlenme özgürlüğünün Anayasa Mahkememizce dar yorumlanması, sonuçta Kürt vatandaşlarımızı DTP karşısında seçeneksiz bırakmıştır.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1999 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1999

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.