Avrupa Topluluklar Mahkemesi Güzel Şeyler De Söyler !

Makale

Krikorian c. Parlamento, Konsey ve Komisyon Davası Üzerine Notlar “Hukuk”u, gerçekte bir barışlandırma tekniği olarak hiç kavramadık. Sorunlarımızın bir gün kendiliğinden çözüleceğine; kabuk bağlayıp unutulacağına inandık. Hep içimize kapandık; bekleyip beklettik....

Krikorian c. Parlamento, Konsey ve Komisyon Davası Üzerine Notlar

“Hukuk“u, gerçekte bir barışlandırma tekniği olarak hiç kavramadık. Sorunlarımızın bir gün kendiliğinden çözüleceğine; kabuk bağlayıp unutulacağına inandık. Hep içimize kapandık; bekleyip beklettik.

Kıbrıs’ta uzlaşmaz tavrımız bize pahalıya mal oldu. İşgalci olarak nitelendik. Güneydoğu’yu Avrupa mekanına taşımaktan özenle kaçındık. “Terör“ bizim iç sorunumuzdu… Yıllarca konuşmadık kendi içimizde bu sorunu, projeler üretmedik.

Konuşanlar Avrupalılardı… Suskunluğumuz karşısında, Kıbrıs’a ilişkin kendi politik-hukuksal projelerini ürettiler. Türkiye’nin güneydoğusundaki teröre, “silahlı çatışma“ ya da “düşük yoğunluklu savaş“; teröristi ise “militan“ ya da “ayrılıkçı“ olarak adlandırdılar. Sorun, politik-hukuksal bir boyut kazanmaya başladığında ise bizden daha hazırlıklıydılar. Başka bir kelime seçtiler bu kez: “Azınlıklar“…

Ermeni iddiaları karşısındaki tavrımız da, Kıbrıs ya da Güneydoğu’da sergilediğimizden farklı değildi: suskunluk ve dışardan bir tepki gelmedikçe pozisyonunu koruma hali… Gerçi bu hal, açık bir travmanın işaretiydi. Devletin genetik kodlarına işlemiş ve kökeninde “doğu sorunu“, dramatik Balkan yenilgisi ve Alevi, Kürt ve Ermeni isyanlarının yattığı bir travmanın…

Oysa travmalarla yaşamak, acıları tekrar edip yeniden yaşamaktan farksızdı. Güzel şeyleri hatırlayıp, şeffaflık ve hukuk estetiğiyle sorunların üzerine üzerine gitmek gerekirdi…

İşte, Avrupa Topluluklar Mahkemesi’nin Krikorian kararı o güzel şeylerden biri…

I. Davanın Tarafları:
Başvurucular: Grégoire Krikorian, Suzanne Krikorian ve Marsilya’da kurulu Avrupa-Ermeni Derneği. Davalılar: Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi .

Başvurucular, 9 Ekim 2003 tarihinde açtıkları davada, Avrupa Birliği kurumlarının, Türkiye Cumhuriyeti’ne aday ülke statüsü tanımakla kendilerine manevi zarar verdiğini iddia etmekte ve bu zararın tazminini talep etmektedir.

II. Davanın Oluşumu ve Başvurucuların iddiaları
Başvuruculara göre, 1915 yılında Türkiye’de yaşayan Ermenilere karşı sözde soykırım yaptığını kabul etmeyen Türkiye’ye, aday ülke statüsünün tanınması manevi bir zarara yol açmıştır. Avrupa Parlamentosu’nun, Ermeni sorununa politik çözüm bulunmasına yönelik 1987 tarihli kararına Avrupa Birliği nezdinde zorlayıcı hukuksal güç tanınmalı ve bu çerçevede aday ülke statüsü tanıyan ilgili kurumların, Topluluk hukukunu çiğnedikleri tespit edilmelidir. Bu tespitten sonra başvurucuların uğradıkları manevi zarar, maddi olarak tazmin edilmeli; ve ayrı bir hukuksal işlemle Türkiye’nin adaylık süreci aynı kurumlar tarafından askıya alınmalı; sürecin yeniden açılması ise Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını kabul etmesi ön-koşuluna bağlanmalıdır.

10-11 Aralık 1999 tarihinde AB’ne katılım yolunda aday bir ülke olarak ilan edilirken Türkiye’den sözde Ermeni soykırımını tanıma on-koşulu istenmemiştir. Oysa 1987 tarihli Avrupa Parlamentosu kararı, Türk hükümetinin ilgili sorun karşısındaki tutumunu, olası bir AB üyeliği önündeki en ciddi engellerden biri olarak nitelemiştir. 1987 tarihli Parlamento kararı, tıpkı “tavsiye kararları“ ve “uygun görüşler“ gibi zorlayıcı hukuksal güce sahip bir işlemdir. Şu halde ilgili Parlamento kararının görmezden gelinmesi, Topluluk Hukuku’nun ciddi bir şekilde ihlali anlamına gelir. Ve bu ihlal, başta başvurucular olmak üzere tüm Ermenilerin insan onurunu zedeleyip onları marjinal ve toplumun diğer kesimlerine kıyasla ezik bir durumda bırakır.

III. Mahkeme’nin Görüşü
Mahkeme iç tüzüğünün 111. maddesine göre, bir başvuru, açıkça hukuksal dayanaktan yoksunsa, Mahkeme, tarafların iddialarını incelemeden davayı reddeder. Mahkeme’nin yorumunda dava, açıkça hukuksal dayanaktan yoksundur. Kurumlara ait işlemler ile uğranılan zarar arasında nedensellik bağı kurulamamıştır.

Türkiye’ye aday ülke statüsü tanıyan işlem, Kurucu Antlaşma’nın 7. maddesinde bir Topluluk kurumu olan “Konsey“ tarafından değil ama politik doğaya sahip bir organ olan “Avrupa Konseyi“ tarafından alınmıştır. Kural olarak politik nitelikli Avrupa Konseyi kararları, Mahkeme önünde bir davanın konusunu oluşturamaz.

Ermeni sorununa ilişkin 1987 tarihli Parlamento kararı da tamamen politik niteliklidir ve zorlayıcı hukuksal güçten yoksundur. Zira bu karar, her zaman Parlamento tarafından dilediği şekilde değiştirilebilecek niteliktedir.

Kaldı ki ortada başvurucuların iddia ettikleri gibi açık ve kesin bir zarar da yoktur. Başvurucular yalnızca genel ifadelerle zarara uğradıklarını belirtmişlerdir.

Bu gerekçelerle Mahkeme, başvuruyu reddetmiş ve dava masraflarını başvuruculara yüklemiştir.
Mahkeme’nin bu kararı sonrası başvurucular temyize gitmiş; 29 Ekim 2004 tarihli kararında Mahkeme, aynı gerekçelerle temyiz başvurusunu da reddetmiştir.

Kişisel görüşümüze göre Türkiye, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinden tamamen bağımsız bir konu olarak, sözde Ermeni soykırımı iddialarının hukuk kıskacına alınmasından rahatsızlık duymamalıdır. Çünkü bugün bu sorun, Türkiye istese de istemese de Avrupa Kamuoyuna taşınmıştır ve tarihçilere bırakılamayacak kadar günceldir.

Bu perspektifte akla gelebilecek çözüm yollarından biri, Türkiye’nin insiyatifiyle BM bünyesinde Ruanda ya da Eski Yugoslavya örneklerinden hareketle bir savaş suçları mahkemesinin kurulması olabilir. Kurulacak bu tarz bir mahkemenin devletin uluslararası hukuk kişiliğini yargılaması mümkün değildir. Kuşkusuz, dönemin, şimdi hayatta olmayan yöneticilerinin yargılanacağı ve on yıllar sürecek bir dava sonunda Türkiye belli bir moral bedel ödeyecektir. Ancak ödenecek bu bedel, Türkiye’nin hareketsizliğiyle ödeyeceği politik bedelden daha hafif olacaktır. Bu çerçevede Avrupa Konseyi’nin Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin 17 Aralık tarihli kararında altı çizilen müzakerelerin askıya alınması kaydını özel bir dikkatle okumak gerekir. Çünkü doğası gereği politik bir süreç olarak tasarlanan askıya alma işleminin konusunu oluşturması beklenen muhtemel sorun alanlarından biri de Ermeni iddialarıdır.

Kaldı ki Ermeni iddiaları konusunda bir mahkemenin kurulması önünde hukuksal olmaktan çok politik engeller vardır. BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri, kendilerine has politik mülahazalarla bu tarz bir yolun açılmasını benimsemeyecektir. Buna rağmen Türkiye’nin bu tarz bir insiyatif alması, en azından uluslararası toplum önünde kendisine moral destek sağlayacaktır.

*Siyaset Bilimi, Sosyokültürel Çalışma Grubu, Proje Yöneticisi

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1999 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1999

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...