ABD BAŞKANI OBAMA’NIN KAHİRE KONUŞMASI

Kategori Seçilmedi

4 Kasım 2008’de yapılan 2008 ABD başkanlık seçimleri’nde ABD’nin 44. devlet başkanı seçilip 20 Ocak 2009 tarihinde bu görevi George W. Bush’tan devralan Barack Hussein OBAMA Mısır ziyareti kapsamında 4 Haziran 2009 tarihinde bir konuşma yapt...

4 Kasım 2008’de yapılan 2008 ABD başkanlık seçimleri’nde ABD’nin 44. devlet başkanı seçilip 20 Ocak 2009 tarihinde bu görevi George W. Bush’tan devralan Barack Hussein OBAMA Mısır ziyareti kapsamında 4 Haziran 2009 tarihinde bir konuşma yaptı. ABD Başkanı OBAMA’nın Kahire Üniversitesi’nde yaptığı "Yeni Başlangıç Üzerine Başkan’dan Düşünceler" başlıklı konuşmanın tam metni:

Yeni Başlangıç Üzerine Başkan’dan Düşünceler
İki fevkalade enstitü tarafından, zamana karşı duran şehir Kahire’de konuk edilmekten şeref duyuyorum. El Azhar bin yıldan uzun bir süreden beri İslam öğretisinin rehberi olmuş ve Kahire Üniversitesi de yüzyıldan uzun zamandır Mısır’ın gelişmesinde rol oynamıştır.  Siz, birlikte, gelenek ve gelişme arasındaki ahengi temsil ediyorsunuz.  Sizin  ve Mısır halkının konukseverliği için teşekkür ediyorum.  Aynı zamanda Amerikan halkının iyi dileklerini, ülkemdeki Müslüman toplumun barış selamını size iletmekten gurur duyuyorum:  “Esselamün aleyküm.”
Biz, Amerika Birleşik Devletleri ile İslam dünyası arasında, kökleri herhangi güncel politik tartışmanın çok ötesine uzanan tarihi konulara dayanan gergin bir dönemin yaşandığı bir zamanda bir araya geliyoruz.  İslam ve Batı arasındaki ilişkiler yüzyıllarca devam eden barış içinde bir arada yaşama ve işbirliği ile birlikte, anlaşmazlık ve dini savaşları da kapsar.  Son zamanlarda bu gerginlik, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin çoğu zaman hak ve olanaklardan mahrum edilmesine yol açan sömürgecilik ve ülkelerin kendi arzuları dikkate alınmadan genellikle ellerinden vekâlet alınmış gibi davranılan bir Soğuk Savaşla beslendi.  Ayrıca, modernleşme ve küreselleşmenin getirdiği köklü değişiklikler birçok Müslümanın, Batıyı İslam geleneklerine düşman olarak görmesine yol açtı.
Şiddet yanlısı aşırıcılar, İslam dünyasının küçük ama güçlü bir kesiminde kendi çıkarları için bu gerginlikten faydalandı.  Bu aşırıcıların gerçekleştirdiği 11 Eylül 2001 saldırıları ve sivil topluma karşı şiddete başvurmağa devam etmeleri ise, bazı kişilerin ülkemde İslamı sadece Amerika ve Batı ülkelerine değil, insan haklarına da düşman olarak nitelemelerine yol açtı.  Bu durum, korku ve güvensizliği daha da besledi.
Bizim ilişkilerimiz aramızdaki farklılıklarla tanımlandığı sürece, barış yerine nefret ekenleri ve adalet ve refahı sağlamağa yardım edebilecek işbirliği yerine anlaşmazlığı destekleyenleri güçlendirmiş olacağız.  Biz bu şüphe ve uyuşmazlık döngüsünü sona erdirmeliyiz. 
Ben Kahire’ye Amerika Birleşik Devletleri ile Dünyadaki Müslümanlar arasında karşılıklı çıkar ve karşılıklı saygıya dayanan, Amerika ve İslamın birbirleriyle zıt olmadığı ve rekabete gerek bulunmadığı gerçeğine dayanan yeni bir başlangıç arayışı ile geldim.  Aslında onlar birbirini tamamlar, adalet ve gelişim, hoşgörü ve bütün insanların saygınlığı gibi ortak ilkeleri paylaşır.  
Değişimin bir anda oluşamayacağını bilerek hareket ediyorum.  Ayrıca bu konuşmam ile ilgili olarak çok şeyler yazıldı çizildi ve söylendi, ne car ki, yıllardır süren karşılıklı güvensizlik bir konuşma sonucunda ortadan kalkmayacaktır.  Ayrıca bizi bu noktaya taşıyan karmaşık soruların tamamına  da sizinle geçirdiğim şu kısa öğle sonrasında cevap  bulamam.  Ne var ki ilerlemek için, yüreklerimizde sakladıklarımızı ve genellikle kapalı kapılar arkasında söylenenleri biribirimize açıkça söylememiz gerektiğine inanıyorum.  Birbirimizi dinlemek, birbirimizden öğrenmek, birbirimize saygı göstermek ve ortak bir zemin bulmak için devamlı olarak çaba göstermeliyiz.  Mukaddes Kuran’ın bize söylediği gibi, “Allah’ı aklından çıkarma ve daima gerçeği söyle.”  (Alkışlar)  Benim bugün yapmağa çalışacağım şey, insan olarak paylaştıklarımızın bizi ayıran güçlerden çok daha kuvvetli olduğu yolundaki inancımdan şaşmadan, önümüzdeki fevkalade görevin önemini bilerek, elimden geldiği kadar gerçekleri yansıtmaktır.
Bu inancımın bir kısmı kendi tecrübelerime dayanır.  Ben bir Hıristiyanım, fakat  babam Müslüman nesilleri de kapsayan bir Kenyalı ailedendir.  Çocukluğumun birkaç yılını Endonezya’da, her gün şafak vakti ve gün batarken ezan dinleyerek geçirdim.  Gençliğimde birçok Müslümanın kendi inancıyla saygınlık ve huzur bulduğu Şikago toplumlarında çalıştım.  
Bir tarih öğrencisi olarak, medeniyetin İslama olan borcunu da biliyorum.  El Azhar Üniversitesi gibi yerlerde, yüzyıllarca tahsil ışığını taşıyan, Avrupada Rönesans ve Aydınlanmanın yollarını İslam toplumlarındaki gelişmeler açmıştır.  Cebir düzenini, manyetik pusulayı, yöngüdüm cihazlarını, yazı ve basımda ustalaşmamızı, hastalıkların nasıl yayıldığını ve nasıl tedavi edilebileceğini anlamamızı, Müslüman toplumlarda yapılan icatlar sağladı.  İslam kültürü bize harika kemerler, yüksek kuleler; zamana baş eğmeyen şiirler, unutulmaz müzik; zarif hattatlık ve huzurlu tefekkür yerleri verdi.  Ve İslam tarih boyunca gerek söz ve gerekse eylemde dini hoşgörü ve ırk eşitliğinin yarattığı fırsatları sergiledi.   (Alkışlar)   
İslamın her zaman Amerika’nın geçmişinin bir parçası olduğunu da biliyorum. Ülkemi ilk tanıyan ulus Fas’tı.  İkinci Devlet başkanımız John Adams 1796 Tripoli Anlaşmasını imzalarken şöyle yazmıştı "Amerika Birleşik Devletleri’nin içinde, Müslümanların yasalarına, dinine ve ruhuna karşı hiçbir husumet yoktur".  Ve kuruluşumuzdan beri, Amerikalı Müslümanlar Birleşik Devletleri zenginleştirdi.  Onlar savaşlarımızda savaştı, devletimizde hizmet etti, vatandaşlık haklarını savundu, ticaret kurdu, üniversitelerimizde ders verdi, sporda yükseldi, Nobel Ödülleri kazandı. En yüksek gökdelenlerimizi inşa etti ve Olimpiyat Meşalemizi yaktı.  Kongreye seçilen ilk Müslüman Amerikalı, ülkemizin kurucularından Thomas Jefferson’ın özel kitaplığında sakladığı Kuran’a el basarak Anayasamızı savunacağına yemin etti. (Alkışlar)
İslam dininin ilk başladığı bölgeye gelmeden önce İslamı üç kıtada tanıdım.  Amerika ile İslam arasındaki ortaklığın,  İslamın ne olmadığına değil ne olduğuna esaslanması gerektiğine dair inancıma da bu deneyimim ışık tutar.  Ve ben İslam hakkında, nerede olursa olsun olumsuz stereo tiplemelerle mücadele etmeyi Amerika Birleşik Devletleri başkanı olarak üstlendiğim sorumluğun bir bölümü kabul ediyorum. 
Ama aynı ilkeler Amerika hakkındaki algılamalara da uygulanmalıdır. (Alkışlar) Müslümanlar nasıl böyle çiğ bir klişeye sığmıyorsa, Amerika da sadece kendi çıkarlarına hizmet eden imparatorluk klişesine sığdırılamaz.  Amerika Birleşik Devletleri,  Dünyanın tanık olduğu en büyük gelişmenin kaynağı oldu.  Biz bir İmparatorluğa karşı gerçekleştirilen devrimden doğduk.  Biz herkesin eşit yaratıldığı ideali üzerinde kurulduk ve yüzyıllarca bu kelimelere anlam kazandırmak için hem kendi ülkemiz sınırları içinde, hem de dünyada mücadele verdik, kanımızı akıttık.  Biz dünyanın her köşesinden gelen her kültürle yoğrulduk ve kendimizi basit bir kavrama adadık: E pluribus unum: "Birçoğundan, bir."
Barak Hüseyin Obama adlı, Afrika kökenli bir Amerikalının başkan seçilebilmiş olması  konusunda çok şey yazılıp söylendi. (Alkışlar)  Oysa benim öyküm o kadar da benzersiz değildir.   Amerika’ya gelen herkesin başarı rüyası gerçekleşmemişse de, bu vaat kıyılarımıza gelen herkes için mevcuttur - ki bu, şu anda ülkemizdeki yaklaşık yedi milyon Müslüman Amerikalıyı da kapsar. Bu arada şunu da balirtmeliyim ki, ülkemizdeki Müslüman Amerikalıların gelir ve eğitim düzeyi  Amerika genelinde ortalamanın üzerindedir. (Alkışlar)
Ayrıca, Amerikada’ki özgürlük, bir kişinin dinine ibadet etme özgürlüğünden ayrılamaz.  Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri’nin her eyaletinde olmakla sınırlarımız dahilinde toplam 1200’den fazla cami vardır.  Bu yüzden devletimiz kadın ve kızların başını örtme hakkını korumak, onları bu haktan mahrum etmek isteyenleri cezalandırmak için mahkemeye başvurmuştur. (Alkışlar)  
Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın: İslam Amerika’nın bir parçasıdır.  Ve inanıyorum ki, Amerika ırk, din, hayat tarzı gibi konulara bakmadan kendi gerçeğine sadıktır ve hepimiz barış ve güvenlik içinde yaşamak; tahsil almak ve onurlu çalışmak; ailelerimizi, toplumumuzu ve Tanrımızı sevmek gibi ortak istekleri paylaşıyoruz.  Bu tüm insanların ümididir.   
Elbette biz ortak insanlığımızı farketmenin, görevimizin sadece başlangıcı olduğunu biliyoruz.    Sözler tek başına insanların ihtiyacını karşılamağa yetmez.  Bu ihtiyaçlar ancak önümüzdeki yıllarda cesur adımlar atarsak, zorlukları birlikte göğüslersek ve bunu başaramadığımız takdirde  hepimizin zarar göreceğini anlarsak karşılanacaktır.  Çünkü, yakın zamandaki tecrübelerden gördük ki, bir ülkede mali sistemin zayıflaması, her tarafta refahı etkiliyor.  Bir yeni grip virüsü bir insanı etkilediğinde herkes risk altına giriyor.  Bir devlet nükleer silah elde etmek isteyince tüm ülkeler için nükleer saldırı riski artıyor.  Şiddet yanlısı aşırı uçlar dağların bir uzantısında faaliyet gösterdiklerinde okyanus ötesindeki insanlar tehlikede oluyor.  Darfur’da, Bosna’da masum  insanlar  katledildiğinde bu hepimizin vicdanında bir kara leke oluyor. (Alkışlar)  21. yüzyılda bu dünyayı paylaşmanın anlamı işte budur.  İnsan olarak birbirimize karşı sorumluluğumuz da budur. 
Bu, taşınması zor bir sorumluluktur.  Çünkü insanlık tarihi, çıkar uğrunda diğer ülke veya kabileleri ve evet dinleri de, kendilerine boyun eğdirmenin tarihi olmuştur.  Oysa yeni çağda bu tür tavırlar,  tavrı koyana zarar veriyor.  Birbirimize o kadar  bağımlıyız ki, devlet veya grubu başkasından üstün tutan herhangi bir dünya düzeninin başarısızlıkla sonuçlanması kaçınılmazdır.  Bu yüzden geçmiş hakkında nasıl düşünürsek düşünelim, onun esiri olmamalıyız.  Bizim problemlerimiz ortaklıkla çözümlenmeli ve gelişimimiz paylaşılmalıdır. (Alkışlar)   
Bu, gerginlik kaynaklarını görmezden gelmemiz gerektiği anlamına gelmez.  Aslında bunun tam tersini gösterir. Bu gerginlikleri cesaretle göğüslemeliyiz.  Burada, izin verin,  sonuçta birlikte göğüslememiz gerektiğine inandığım bazı çok özel meseleler hakkında elimden geldiği kadar açık ve net konuşayım. 
Karşı çıkmamız gereken ilk mesele, her şekliyle şiddet yanlısı aşırıcılıktır. 
Ben Ankara’da, Amerika’nın İslamla savaşmadığını ve asla savaşmayacağını açıkça ifade ettim. (Alkışlar).   Bununla birlikte güvenliğimiz için ciddi tehlike oluşturan, şiddete başvuran aşırı uçlara amansızca karşı duracağız.  Çünkü tüm müminlerin reddettiği şeyi biz de reddediyoruz: o da  masum erkek, kadın ve çocukların öldürülmesidir.  Ve Amerikan halkını korumak Başkan olarak benim birinci vazifemdir.
Afganistan’daki durum  gösteriyor ki, Amerika’nın hedefleri, ve birlikte çalışma ihtiyacı özdeştir.  Yedi yıldan uzun bir süre önce, Amerika Birleşik Devletleri El Kaide ile Taliban’ı, büyük uluslararası destek ile takibe başladı.  Biz oraya kendi seçimimiz sonucu değil, mecbur kaldığımız için gittik.  11 Eylülle ilgili bazı sorular ve hatta gerekçeler ortaya atıldığının farkındayım.  Fakat, El Kaide’nin o gün yaklaşık 3.000 kişiyi öldürdüğü konusunu netleştirelim. Olayda Amerika’dan ve başka uluslardan, kimseye ziyanı dokunmamış masum erkek, kadın ve çocuklar hayatını kaybetti.  El Kaide bu insanları insafsızca katletmeyi seçti, saldırının sorumluluğunu üstlendi ve kitle ölümlerini gerçekleştirmeğe kararlı olduğunu tekrar tekrar beyan etmektedir.  Onlar birçok ülke ile işbirliği yapıyor ve ulaşabilecekleri alanı genişletmeğe çalışıyor.  Bunlar tartışma konusu olan görüşler değil, yüzleşilmesi gereken gerçeklerdir.

 

<<>>


Şu iyi bilinmelidir ki,  biz askerlerimizi Afganistan’da tutmak istemiyoruz.  Orada askeri üs bulundurmak da istemiyoruz.  Genç kadın ve erkeklerimizi kaybetmek Amerika’ya ıstırap veriyor.  Bu anlaşmazlığın devam etmesi bahalıya mal oluyor ve politik sorunlara neden oluyor.  Afganistan ve Pakistan’da mümkün olduğu kadar çok Amerikalıyı öldürmeğe kararlı olan şiddet yanlısı aşırı uçların bulunmadığından emin olsak her bir askerimizi memnuniyetle geri getirirdik.   Fakat  hal böyle değildir.
İşte bunun içindir ki biz, 46 ülkenin yer aldığı bir koalizyona katılıyoruz.  Bunun maliyetinin yüksek olması, Amerika’nın bu davaya bağlılığını zayıflatmayacaktır.   Gerçekten de buu aşırı uçlara hiçbirimiz göz yumamayız.  Onlar birçok ülkede adam öldürdü.  Onlar farklı dinlerden insanları, hepsinden daha fazla Müslümanı öldürdü.  Onların davranışları insanoğlunun hakları, ulusların gelişimi ve İslamla bağdaşmıyor.  Mukaddes Kuran “masum bir insanı öldüren, tüm insanlığı öldürmüş sayılır, bir insanı kurtaran, tüm insanlığı kurtarmış sayılır” der. (Alkışlar)  Bir milyardan fazla insanın iman ettiği bu güzel din, birkaçının kısır nefretinden çok daha büyüktür.  İslam, şiddet yanlısı aşırıcılıkla mücadelede problemin bir parçası değildir, barışın gerçekleştirilmesinin önemli  bir parçasıdır.   
Şimdi artık biliyoruz ki, Afganistan ve Pakistan’daki problemleri sadece askeri güçle çözümlemek mümkün değildir.  Bu nedenle, Pakistan’la ortak olarak, okul ve hastane, yol ve ticaret yapımı için önümüzdeki beş yıl boyunca, yılda 1,5 milyar dolar yatırım yapmayı ve evlerini kaybedenlere yardım yapmayı planlıyoruz.  Aynı nedenlerle Afganların ekonomilerini geliştirmeleri ve insanlara gerekli hizmetleri sağlamalarına yardım için 2,8 milyar dolardan fazla para temin ediyoruz.
Sizin verirseniz Irak konusuna da değineceğim.  Afganistan’ın aksine, Irak savaşı hem benim ülkemde hem de dünyada derin fikir ayrılıklarına neden olan, zorunluluk sonucu başlatılmayan bir savaştı.  Saddam Hüseyin’in diktatörlüğünden kurtulmanın, sonunda Irak halkı için daha iyi olacağına inanmama rağmen, Iraktaki olayların, Amerika’ya, problemlerimizi çözümlemek için diplomasiden faydalanmamamız ve uluslararası konsensüs kurmamız gerektiğini hatırlattığına inanıyorum.  Aslında bizim büyük devlet başkanlarımızdan biri olan Thomas Jefferson’ın bu konudaki sözlerini hatırlamak yerinde olur.  O şöyle demişti, “Umarım bilgeliğimiz gücümüzle orantılı olarak büyüyecek ve bize, gücümüzü ne kadar az kullanırsak o kadar büyüyeceğini öğretecek.”
Bugün Amerika’nın çifte sorumluluğu vardır: Iraklıların daha iyi bir gelecek kurmalarına yardım etmek ve Irak’ı Iraklılara bırakmak.  Irak halkına bizim orada üs kurmak istemediğimizi, onların toprak ve kaynakları üzerinde hiçbir iddiamız olmadığını açıkça bildirdim. (Alkışlar)  Irak’ın egemenliği kendisine aittir.  Bu nedenle,  muharip tugaylarımızın gelecek Ağustosa kadar dönmeleri için emir verdim.  Yine bu nedenle, Irak’ın demokratik yolla seçilmiş hükümeti ile anlaşmamıza uygun olarak Irak şehirlerindeki muharip kuvvetleri Temmuz ayına ve Irak’taki bütün kuvvetlerimizi 2012 yılına kadar geri çekeceğiz. Biz Irak’ın kendi güvenlik kuvvetlerini eğitmesine ve ekonomisini geliştirmesine yardım edeceğiz.  Ne var ki,  güvenli ve toprak bütünlüğü olan Irak’ı asla bir koruyucu gibi değil, bir ortak olarak destekleyeceğiz. 
Ve nihayet, Amerika aşırı uçların şiddet hareketlerini hiçbir zaman hoşgörüyle karşılayamayacağı gibi ilkelerimizi de hiçbir zaman değiştirmeyecek ve unutmayacağız.  Onbir Eylül ülkemiz için son derecede büyük bir sarsıntıydı.  Bu olayın  neden olduğu korku ve kızgınlık anlayışla karşılanabilirdi, ama bazı durumlarda bizi, ideallerimizle çelişen davranışlara sürükledi.  Bu gidişatı değiştirmek için somut adımlar atmaktayız.  Ben Amerika Birleşik Devletleri’nin işkenceye başvurmasını açık bir şekilde yasakladım ve Guantanamo Körfezindeki hapishanenin önümüzdeki yılın ilk aylarında kapatılmasını emrettim.
Amerika, ülkelerin egemenliklerine ve hukukun üstünlüğüne saygılı kalarak kendisini savunacaktır.  Ve biz bunu, aynı şekilde tehdit altında olan Müslüman toplumlarla ortak olarak yapacağız, çünkü aşırı uçlar Müslüman toplumlarında ne kadar çabuk izole edilir ve dışlanırsa hepimizin güvenliği o kadar çabuk sağlanır.  
Konuşmamız gereken ikinci büyük gerginlik kaynağı da İsraillilerle Filistinliler ve Arap dünyası arasındaki durumdur.   
Amerika’nın İsrail’le güçlü bağları herkese malumdur.  Bu bağ kırılamaz. Bu bağ kültürel ve tarihi ilişkilere ve Musevilerin vatan isteğinin inkar edilemez trajik bir tarihe dayandığının kabul edilmesine esaslanır.   
Museviler, dünyanın her yerinde yüzyıllar boyu zulme maruz kalmış ve anti-Semitizm Avrupada benzeri görülmemiş Musevi Katliamı ile doruğa erişmiştir.  Yarın, ,  Musevilerin III ncü Reich Hükümeti tarafından köleleştirildiği, işkence gördüğüi, vurularak ve gaz odalarında gazlanarak öldürüldüğü kamp ağının bir parçası olan Buchenwald’ı ziyaret edeceğim. Altı milyon Musevi öldürüldü ki, bu sayı şu anda İsrail’de yaşayan Musevilerin toplam sayısından fazladır.  Bu gerçeği inkar etmek asılsızdır, cehaleti ve nefreti işaret eder.  İsrail’i yıkmakla tehdit etmek veya Museviler hakkında kötü stereo tiplemeleri tekrarlamak son derece yanlış olduğu gibi,  bir yandan İsraillilerin o acı hatıralarını canlandırırken öte yandan da bölge halkının hak ettiği barışa engel olur.  
Diğer taraftan, Müslüman ve Hıristiyan Filistinli halkın da kendilerine vatan edinebilmek için çektikleri eziyet inkar edilemez.  Filistin halkı 60 yıldan uzun bir zamandır, yerlerinden yurtlarından ayrı düşmenin acısına katlandı.  Çoğu Batı Şeria, Gazze ve komşu arazilerdeki mülteci kamplarında, şimdiye kadar hiçbir zaman yaşayamadıkları barış ve güvenlikli hayatı bekliyor.  Her gün, işgalle gelen büyük veya küçük hakaretlere tahammül ediyorlar.  Bu yüzden, Filistinli halkın durumunun tahammül edilmez düzeyde olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Amerika,  Filistinlilerin onur, olanak ve kendi devletlerine sahip olma konusundaki meşru  emellerine sırt çevirmeyecektir. (Alkışlar)
Uzun yıllar bir çıkmaz yoldaydık: karşımızda, her biri uzlaşmayı zorlaştıran acı geçmişleri ve meşru talepleri olan iki halk var. Suçu birbirinin üzerine atmak - Filistinlilerin yerinden yurdundan olmalarına sebep olarak İsrail devletinin kurulmasını göstermeleri, İsrailliler’in de, tarihleri boyunca sınırları dahilinde ve ötesinde,   sürgit husumet ve saldırılara  hedef olmalarının sebeplisi olarak Filistinlileri göstermeleri  kolay olandır.  Gerçekte bu anlaşmazlığa sadece bir ya da diğer taraftan bakarsak gerçeğe gözlerimizi kapamış oluruz.   İki tarafın isteğini yerine getirmek için tek çözüm, Filistinliler ve İsraillilerin barış ve güvenlik içinde yaşayabilecekleri iki devlettir.  (Alkışlar)
Bu hem İsrail’in, hem Filistin’in, hem Amerika’nın hem de Dünya’nın yararınadır.  Ve bu nedenle ben bu sonucu gerçekleştirmek için, bu zor görevin gerektirdiği sabrı ve azmi göstererek bizzat çalışacağım.  Yol Haritası anlaşması altında tarafların sorumlulukları bellidir.  Barışa ulaşmak için onların ve hepimizin sorumluluklarımıza sahip çıkma zamanı gelmiştir.     
Filistinliler şiddeti bırakmalıdır.  Şiddet ve öldürme yoluyla direnme başarı kazandırmayacaktır.  Yüzyıllar boyunca, Amerika’daki siyahlar köle olarak kamçıların altında azap çekti ve ayrımcılığın yarattığı hakaretlere katlandı.  Fakat sonunda şiddet değil, Amerika’nın kuruluşunun temelindeki ideallere esaslanan barışçıl ve kararlı ısrar sayesinde eşit haklar kazandı. Bu hikaye Güney Afrika’dan Güney Asyaya, Doğu Avrupadan Endonezya’ya kadar birçok ulus tarafından anlatılabilir.  Bu basit bir gerçeği, şiddetin çıkmaz sokak olduğunu gösteren bir öyküdür.  Bu, uyuyan çocuklara roket atmanın ya da yaşlı kadınları taşıyan otobüsü bombalamanın ne bir güç ne de cesaret olmadığının işaretidir. Ahlaki üstünlük bu şekilde  kazanılmaz, olsa olsa bu şekilde kaybedilir. 
Şimdi Filistinlilerin neler yapabilecekleri üzerinde odaklanmalarının zamanıdır.  Filistin yönetimi, halkının ihtiyaçlarına hizmet edecek kurumlar da dahil, yönetme kapasitesini geliştirmelidir.  Hamas bazı Filistinliler tarafından desteklenmemekle birlikte onun da sorumlulukları olduğunu kabul etmesi gerekir. Filistinlilerin emellerinin yerine getirilmesinde ve Filistin halkının birlik olmasında  rol oynamak için,  Hamas şiddeti durdurmalı, geçmişte yapılan anlaşmalara uymalı ve İsrail’in mevcudiyet hakkını tanımayı reddetmeye son vermelidir.   
Aynı zamanda İsrailliler de, İsrail’in mevcut olma hakkı nasıl inkar edilemezse, Filistin’in mevcudiyetinin de reddedilemeyeceğini kabul etmelidir.  Amerika Birleşik Devletleri İsrail’i denize atmaktan bahsedenlerin yasal olduğunu kabul etmez, ama biz İsrail’in yerleşim merkezleri inşasına devam etmesinin meşruiyetini de kabul etmiyoruz. (Alkışlar) Bu inşaat daha önceki anlaşmaların ihlalidir ve barış sağlamak yolunda gösterilen çabaları baltalamaktadır.  Bu yerleşim merkezlerinin inşaatının durdurulmasının zamanı gelmiştir. (Alkışlar)  
Ve İsrail,  Filistinlilerin, yaşayabilmeleri ve çalışabilmeleri, toplumlarını geliştirmeleri  için kendisine düşen sorumlulukları  omuzlamalıdır.  Gazze’deki insani kriz Filistinli aileleri nasıl perişan ediyorsa,  İsrail’in güvenliği için de yararlı değildir. Filistin halkının günlük hayatında gelişme kaydedilmesi  barışa giden yol haritasının kritik önemdeki bir parçasıdır.  Bu nedenle İsrail bu gelişmenin gerçekleşmesi için somut adımlar atmalıdır.
Ve nihayet, Arap devletleri de,  Arap Barış Girişiminin önemli bir başlangıç olmakla birlikte, onların sorumluluklarının sonu olmadığını kabul etmelidir.  Arap-İsrail anlaşmazlığı, Arap devletlerinin kendi uluslarının dikkatini başka problemlerden uzaklaştırmasına daha fazla alet edilmemelidir.  Bunun yerine, Filistin ulusunun kendi devletini idame ettirecek kurumları geliştirmesi; İsrail’in meşruiyetini tanıması ve geçmişte izlediği ve kendi amacını köstekleyen odaklaşma yerine, gelişimi tercih etmesine yardımda bulunmak için harekete geçme nedeni olmalıdır.  
Amerika kendi siyasetini barış arayanlarla uyumlu hale getirecektir ve özel olarak İsraillilere, Filistinlilere ve Araplara söylediklerimizi, halka açıklayacağız.  Barışı zorla kabul ettiremeyiz. Ama birçok Müslüman açıkça söylemese de, İsrail’in bir yere gitmeyeceğini kabul ediyor. Şimdi herkesin bildiği gerçeğin gereğini yapma zamanı gelmiştir.
Çok fazla gözyaşı aktı.  Çok fazla kan döküldü.  İsrailli ve Filistinli annelerin, çocuklarının büyümesini korku duymadan görebilecekleri günün gelmesi; üç büyük dinin Kutsal Toprağının Tanrının istediği gibi barış yeri olması; Kudüs’ün Museviler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar için güvenli ve sürekli bir yuva haline gelmesi, İbrahim’in bütün çocuklarının İŞRA hikayesinde Musa, İsa ve Muhammed (Tanrının rahmeti üzerlerine olsun) birlikte dua ettikleri gibi barış içinde yaşayacakları bir yer olmasına çalışmak yolunda hepimiz sorumluluk taşıyoruz. (Alkışlar)
Ortak ilgi alanımıza giren üçüncü gerginlik kaynağı ise nükleer silahlarla ilgili olarak ulusların hak ve sorumluluklarıdır. 
Bu konu Amerika Birleşik Devletleri ile İran İslam Cumhuriyeti arasında gerginliğin kaynağı olmuştur.  Uzun yıllardır İran kendini bir bakıma benim ülkeme muhalefetle tanımlamıştır ve gerçekten de bizim çalkantılı bir geçmişimiz vardır.  Soğuk Savaşın ortasında Amerika Birleşik Devletleri İran’ın demokratik yolla seçilen bir hükümetinin devrilmesinde etkili oldu.  İslam Devriminden beri İran ABD asker ve sivillerine karşı rehin alma ve şiddet hareketlerinde rol oynadı.  Bu geçmiş herkese malumdur.  Ben, geçmişin tuzağında esir olmaktansa, İran’ın liderlerine ve halkına, ülkemin ileri adım atmağa hazır olduğunu açıkça ifade ettim.  Şimdi mesele, İran’ın neyin karşısında olduğu değil, nasıl bir gelecek kurmak istemesidir.  
Yıllarca devam eden güvensizliği bir tarafa bırakmak kolay olmayacağını takdir ediyorum fakat biz cesaret, dürüstlük ve kararlılıkla ilerleyeceğiz. Ülkelerimiz arasında müzakere edilecek birçok mesele olacak ve biz karşılıklı saygı esasında ve ön koşul ileri sürmeden ileri adım atmağa hazırız.  Ama nükleer silahlar alanıyla ilgilenen herkes için bu konuda bir karar noktasına ulaştığımız açıktır.  Sorun yalnız Amerika’nın çıkarları değil, bölgeyi  ve Dünya’yı son derecede tehlikeli bir yola sürükleyebilecek Orta Doğu’da bir nükleer silah yarışını ve nükleer silahların yayılmasını engelleme açısından, son derece tehlikeli bir yola gürülmesini önleme sorunudur.
Ben, bazı ülkeler nükleer silaha sahipken diğerlerinin olmamasına itiraz edenleri anlıyorum.  Hangi ülkelerin nükleer silah bulundurmasını bir tek ülke seçmemelidir.  Bu yüzden Amerika’nın, hiçbir ülkenin nükleer silah bulundurmadığı bir dünya istemekteki kararlılığını tekrar ve kuvvetle teyit ettim.  (Alkışlar)  Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması altında sorumluluğunu yerine getiren, İran da dahil her ülke, barış amaçlı nükleer enerji elde etmek hakkına sahip olmalıdır.  Bu vaat Anlaşmanın özünü teşkil eder ve anlaşmayı kabul eden herkes tarafından uyulmalıdır.  Ve bölgedeki tüm ülkelerin bu amaç etrafında birleşeceği konusunda umutvarım. Değineceğim dördüncü konu demokrasidir.  (Alkışlar)
Biliyorum, son yıllarda demokrasinin yayılması konusunda fikir ayrılıkları oldu, bu tartışmaların çoğu Irak’daki savaşla ilgilidir. Bu nedenle, şunu vurgulamama izin verin: Hiçbir üşleye başka bir ülke tarafından bir yönetim sistemi empoze edilmemelidir.
Bu gerçek benim, halkına söz hakkı veren,  hukukun üstünlüğüne ve bütün insanların haklarına saygı gösteren bir hükümet sistemine olan inancımı azaltmıyor. Her ülke bu ilkeyi  kendince ve kendi insanının geleneklerine uygun şekilde hayata geçirir.   Barış içinde gerçekleştirilen bir seçimin sonucunu bilemeyeceğimiz gibi, Amerika herkes için neyin daha iyi olacağını bildiğini iddia etmiyor.  Ama ben insanların bir takım belirli şeyleri istediklerine kesinlikle inanıyorum: düşüncelerinizi söyleme olanağı, yönetiminizle ilgili söz sahibi olma; hukukun üstünlüğüne güven duyma; adaletin eşit uygulanması; şeffaf ve halkından çalmayan hükümet; istediğin gibi yaşama özgürlüğü gibi.  Bunlar yalnız Amerikan idealleri değil, insan haklarıdır ve bu yüzden bu hakları her yerde savunacağız.  
Bu vaadi ulaşmak için dümdüz uzanan bir yol yoktur.  Ama şu kadarı açıktır ki, bu hakları koruyan hüküm

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2552 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 990
Avrupa 13 613
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1903 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1903

Son Eklenenler