AB Aralık Zirvesi’ne Doğru Türkiye’nin Üyelik Prespektifi

Haber

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlamasıyla ilgili yorumlar Aralık ayı yaklaşırken artmakta. Bu konuyla ilgili en önemli gelişme Ekim ayı başında açıklanan Komisyon raporu ve tavsiye kararıdır. Yaşanan diğer gelişmelerden önce Komisyon raporu üzerinde durmakta yarar var. Bu raporun olumlu yanları olduğu kadar tartışmalara yol açabilecek yönleri de görülmektedir....

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlamasıyla ilgili yorumlar Aralık ayı yaklaşırken artmakta. Bu konuyla ilgili en önemli gelişme Ekim ayı başında açıklanan Komisyon raporu ve tavsiye kararıdır. Yaşanan diğer gelişmelerden önce Komisyon raporu üzerinde durmakta yarar var. Bu raporun olumlu yanları olduğu kadar tartışmalara yol açabilecek yönleri de görülmektedir.

2002 yılı Kopenhag Zirvesin’de, AB Hükümet ve Devlet Başkanları, Komisyon’un 2004 Aralık Zirvesi öncesinde hazırlayacağı Türkiye İlerleme Raporu ve paralelindeki tavsiyeler ışığında Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması kararını almışlardı. Bu açıdan 6 Ekim’de Komisyon’un açıkladığı Türkiye ile müzakerelerin başlaması yönündeki olumlu karar, Aralık Zirvesi’nden de Türkiye ile müzakerelerin başlaması yönünde bir karar çıkacağının en somut işaret olarak algılanabilir. Türkiye için genelde olumlu olarak yorumlanabilecek rapor, Komisyon üyeleri arasında mutabakat ile ortaya çıkması hedeflendiğinden, olumsuz görüş belirten üyelerin görüşlerini de içerecek şekilde kaleme alınmıştır. Bu durum da diğer aday ülkelerin yaşadığı süreçten farklılıklar getirmiş ve Türkiye’de değişik yorumlara sebep olmuştur. Ancak müzakerelerin başlaması kararı tek başına yeterli olmayacaktır. Ortaya çıkacak değişik koşulların da değerlendirmesini yapabilmek için Komisyon’un hazırladığı raporun diğer yönlerini de incelemek gerekir.

Komisyon öncelikle hazırlanmakta olan bazı temel yasaların yürürlüğe girmesinin bir ön koşul olarak ele alınmasını önermekte ve bununla birlikte bundan sonra aday olacak ülkeler için de geçerli olacak bir konuya vurgu yapmaktadır. Avrupa Birliği’nin temeli olarak ifade edilen temel hak ve özgürlükler ile insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin ihlali halinde müzakerelerin askıya alınacağı komisyon raporunda ifade edilmektedir. Bu konuda Türkiye’ye ayrımcılık yapılmamakta, ancak reformların devamın ve uygulanmasına verilen önem ifade edilmektedir. Komisyon’un müzakerelerle ilgili olarak önerdiği 3 ayaklı stratejinin ilk etabı da aynı zamanda bu konuyla ilgilidir. Komisyon, Kophenag siyasi kriterlerinin yerine getirilmesi ve uygulamasının özellikle işkence ile mücadele, ifade ve din özgürlüğü, azınlık hakları, kadın hakları ve sendikal haklar gibi alanlarda denetleneceğini ve müzakerelerin hangi yönde devam edeceğine her yıl yayınlanacak izleme raporlarıyla karar verileceğini belirtmektedir.

<<>>

İkinci etapta Türkiye’ye özgü katılım stratejisi ele alınmaktadır. Hükümetlerarası Konferans’ta gerçekleştirilecek olan katılım müzakereleri sırasında, Konsey’in müzakere başlıklarının kapatılması konusunda müktesebatın tatmin edici bir şekilde uygulanması koşulunu aramasını önermektedir. Bundan dolayı müzakerelerin uzun geçiş dönemleri gerektireceği, tarım ve yapısal politikalar gibi zorlu alanlarda özel düzenlemeler yapılması gerekebileceği de vurgulanıyor. Burada önemli bir nokta olarak iş gücünün serbest dolaşımı konusunda kalıcı engeller uygulanabileceği belirtiliyor. Ayrıca Komisyon’un, Birliğin yeni üyeleri sindirme yeteneğini ve derinleşmenin anlaşmaların amaçlarına uygunluğunu da dikkate alan gözlemler yapacağı üzerinde duruluyor. Üçüncü etapta ise, Birlik kamuoyu ile Türk halkı arasındaki siyasi ve kültürel diyalogu artırmak için sivil toplumun AB tarafından harekete geçirilmesi gereği üzerinde duruluyor.

Komisyon’un tavsiye kararının sonunda müzakerelerin “doğası gereği açık uçlu” bir süreç olduğu ve sonucunun önceden garanti edilemeyeceği vurgulanıyor. Ayrıca raporda yine müzakerelerin ve takip eden onay sürecinin sonucu ne olursa olsun, Türkiye’nin Avrupa’nın yapısına bağlı kalmasının önemi vurgulanıyor. Sonuç olarak da, Türkiye’nin üyeliğinin Avrupa Bütünleşme Süreci’nin elli yıllık başarılarının geliştirilebilmesi için yumuşak bir geçiş süreciyle gerçekleştirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Bütün bunların ışığında, hem rapordan, hem de raporu hazırlayan Komisyon’un Başkanı Romano Prodi ile Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Günter Verheugen’in açıklamalarından, Türkiye ile müzakerelerin başlamasının Komisyon tarafından gerekli görüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak, bu bir tavsiye kararıdır ve karar merci olan Konsey’in bu karara uyması zorunlu değildir. Geçmişte, Yunanistan’ın üyeliği konusunda olumsuz görüş bildiren Komisyon raporuna rağmen Konsey siyasi bir kararla Yunanistan’a birliğe üyelik kapılarını açmıştı. Bu durum düşünüldüğünde, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden Türkiye’nin üyeliğine karşı olanların hükümetlerini etkilemeleri ve bazı üyelerin müzakerelerin başlamasını veto etme ihtimali gündeme gelmektedir.

Özellikle Kıbrıslı Rumlar’ın Türkiye’den taviz alabilmek için veto hakkını kullanma düşüncesi bu endişelerin başındadır. Rumlar Türkiye’nin adadan askerlerini çekmesi ya da Kıbrıs Rum Yönetimini tanıması gibi çeşitli maddelerin eklenmesi için çalışacaklardır. Bir devletin AB’ye üyeliği sözkonusu olduğunda Konsey’in oybirliği ile karar aldığı doğrudur. Ancak bu formel yapının ifadesidir ve gerçekte farklı işleyebilmektedir. Daha açıkça söylemek gerekirse, Konsey’in içinde pazarlıklar ve baskılar da olabilmektedir. Özellikle Almanya ve Fransa’nın diğer devletler üzerinde büyük tesiri sözkonusudur. Dolayısıyla burada Türkiye’nin yapacağı karşı lobi faaliyetlerinin büyük önemi olacaktır. Nitekim, Başbakan Erdoğan’ın Airbus uçaklarının alımı ile ilgili anlaşma imzalamak için gittiği Berlin’de Fransa Devlet Başkanı Chirac ve Alman Şansölyesi Shcröder ile yaptığı görüşme sonrasında Fransa’nın da Türkiye ile ilgili karara Almanya gibi olumlu yaklaşacağının sinyalleri ortaya çıktı. Ayrıca, Kıbrıs konusunda Türkiye’nin elinde büyük devletlerin Rumlar’a baskı yapmasını sağlayacak yeterli arguman da mevcuttur. Zira, Annan Planı’nda Türk askerinin adadan çekilmesi koşulu varken, Rumlar bu planı reddetmişlerdi. Dolayısıyla, Rumlar ya da onların etkisiyle olumsuz oy kullanmak isteyecek diğer küçük devletlerin, İngiltere, Almanya ve Fransa tarafından engelleneceği öngörülebilir.

Bu noktada Türkiye’nin bir bütün olarak hareket etmesinin de yarar getireceği belirtilmelidir. Özellikle, Milli Güvenlik Kurulu’nun son toplantısında Avrupa Birliği’ne yaptığı çağrıda yer alan “diğer adaylar için uygulanmayan kriterlerin, Türkiye için ortaya çıkartılmaması” yönündeki ifadesi de Türkiye’nin kararlı tutumunun Avrupa’da hissedilmeni sağlayacaktır. Bütün bunların ışığında, 17 Aralık Zirvesi’nden Türkiye’nin üyelik perspektifinde önemli bir dönüm noktasını teşkil eden müzakereler için Türkiye’ye 2005 yılı içinde bir başlangıç tarihi çıkacağı sonucuna varılabilir.

*TASAM AB Çalışma Grubu, Uzman

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4774 ) Etkinlik ( 165 )
Alanlar
Afrika 64 1108
Asya 69 1699
Avrupa 13 1333
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 499
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2766 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 566
Orta Doğu 17 1127
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3301 ) Etkinlik ( 70 )
Alanlar
Türkiye 70 3301

Son Eklenenler