Son Gelişmeler Işığında Türkiye-Ermenistan Sınır Kapısı Ve Karabağ Sorunu

Yorum

Azerbaycan’ın Dağlık (Yukarı) Karabağ ve çevresindeki yerleşim bölgelerini kapsayan ve Azerbaycan topraklarının yaklaşık %20’sini teşkil eden kısım 1989-1993 yılları arasında Ermeniler tarafından işgal edildi. İşgalden sonra Sovyetler Birliği döneminde sıkı bir ekonomik ilişkiye sahip olan Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki siyasi ve ekonomik ilişki kesildi....

Azerbaycan’ın Dağlık (Yukarı) Karabağ ve çevresindeki yerleşim bölgelerini kapsayan ve Azerbaycan topraklarının yaklaşık %20’sini teşkil eden kısım 1989-1993 yılları arasında Ermeniler tarafından işgal edildi. İşgalden sonra Sovyetler Birliği döneminde sıkı bir ekonomik ilişkiye sahip olan Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki siyasi ve ekonomik ilişki kesildi.
Azerbaycan topraklarının işgal edilmesi üzerine Türkiye ise, Ermenistan ile olan ilişkilerini kesti ve kara sınırlarını kapattı.
Böylece 1990’ların başından günümüze kadar geçen süreçte Türkiye ile Ermenistan arasında, sınır kapılarını kapalı olması da dahil olmak üzere, diplomatik ve ekonomik ilişkilerin kurulmasının önünde yer alan temel engellerin başında, Karabağ ve çevresindeki bölgelerin Ermenistan tarafından işgali ile yaşanan Karabağ sorunu yer almıştır. Türkiye, Karabağ işgalinden günümüze kadar yapmış olduğu açıklamalarda, sınır kapılarının açılması için Karabağ sorununun çözümüne ilişkin olumlu adımların atılması gerektiğini şart koşmuştur.
Ancak, işgal edilen topraklardan çekilme konusunda Ermenistan tarafından hiçbir olumlu adım atılmayınca Türkiye’nin de, başta sınır kapıları olmak üzere, tutumunda herhangi bir değişiklik olmamıştır. Her şeye rağmen Türkiye, Ermenistan ile ilişkileri normalleştirmenin yollarını aramaya devam etmiştir. Nitekim Türkiye, “Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu“ adlı bir oluşum amacıyla hamle yapmış ve bölgede barış, istikrar, güven, işbirliği ve dayanışma ortamının oluşmasına daha aktif bir şekilde katkıda bulunmak istemiştir. Türkiye bu çerçevede Ermenistan ile de ilişki kurmaya, sorunları çözmeye özel önem vermiştir. Cumhurbaşkanı Gül’ün Eylül-2008’de Ermenistan’ı ziyareti, diplomatik ilişki içinde olmayan ve sınır kapıları birbirine kapalı iki ülke arasında yakınlaşma adına çok büyük ve yapıcı bir adım. Atılan bu adım, dünya kamuoyunda çok büyük ve olumlu yankı bulmuştur. Ayrıca iki ülke arasında yapılmaya başlayan görüşmelerle, masaya yatırılan sorunları çözüme kavuşturması amaçlanmıştır. Sınırın açılması, diplomatik ilişki kurulması ve iki ülke arasındaki sorunların konuşulması için komisyonların teşkili gibi konuları kapsayan görüşmelerde önemli mesafe katedilmiştir. Nihayet görüşmelere ilişkin konuya müdahil taraflarca yapılan açıklamalar ve ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyaretindeki konuşması yakın zamanda sınır kapılarının açılması beklentisini iyice artırmıştır. Bu beklenti, Kafkaslar’daki sorunların çözümüne ilişkin süreçte yeni gelişmelerin yaşanmasını da beraberinde getirmiştir.
Süreçte Son Gelişmeler
Obama’nın ziyareti ve sonrasında Türkiye-Ermenistan sınırının açılma konusu yoğun bir şekilde gündemde yer etmeye başladı. Aynı günlerde İstanbul’da yapılan Medeniyetler İttifakı toplantısına Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in katılmayarak yerine kızını göndermesi, Türkiye’nin Ermenistan sınırını açacağına ilişkin haberler üzerine Bakü’nün sözkonusu haberlere, gelişmelere karşı tepkisi olarak değerlendirildi.
Cumhurbaşkanı Gül’ün, 6 Nisan’da Obama’yla görüşmesinin ardından Aliyev’le yaptığı görüşmede Aliyev’e hitaben, “Türkiye ne yapıyorsa Azerbaycan’ı da düşünerek yapar“ cümlesi Türkiye’nin Karabağ sorunu ile ilgili konumunun değişmediği anlamına gelmektedir.
Öte yandan 7 Nisanda ABD Başkanı Obama’nın Aliyev’le telefon görüşmesi, Aliyev’in de Obama’yla görüştükten sonra Cumhurbaşkanı Gül’ü araması de süreçte dikkat çeken önemli ve ayrı bir gelişmedir.
Türkiye ile Ermenistan diplomatları arasında yürütülen ve sınırın açılması, diplomatik ilişki kurulması ve iki ülke arasındaki sorunların konuşulması için komisyonların teşkili gibi konularını kapsayan gizli görüşmelerde önemli mesafe katedilmekle birlikte, henüz iki ülke arasındaki sınırların açılması aşamasına gelinmediği anlaşılmaktadır. Gündeme yansıyan gelişmelerden, tepkilerden ve açıklamalardan, sınırın açılması konusunda düğüm noktalarından birinin Karabağ sorunu olduğu anlaşılmaktadır.
Azerbaycan’ı Anlamak
İktidarıyla, muhalefetiyle, medyasıyla kısaca bir bütün olarak Azerbaycan, Karabağ sorunu çözülmeden, en azından çözüme ilişkin olumlu adımlar atılmadan, Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasına hem şiddetle karşı çıkmakta hem de tepki göstermektedir. Azerbaycan kamuoyu Karbağ sorununun çözüme kavuşmadan Türkiye’nin Ermenistan sınır kapısını açacağına ihtimal bile vermemektedir. Dolayısıyla Karbağ sorununun çözüme kavuşmadan Türkiye’nin Ermenistan sınır kapısını açmasını, Azerbaycan’a rağmen atılan bir adım olarak değerlendirecektir.
Topraklarının beşte biri işgal altında olan, işgal edilen topraklarındaki doğal kaynaklardan yıllardır mahrum kalan, halkının bir milyonu işgal altındaki topraklardan ülkenin diğer bölgelerine göçe mecbur kalan, böylece hem çok önemli ekonomik kaynaklarından yoksun kalan, hem de çok önemli ekonomik zarara uğrayan Azerbaycan, Ermenilerin Türkiye ile sınır kapılarının açılma isteğinde Karabağ sorununun çözümünü Türkiye’nin Ermenistan’a karşı ön şart olarak ileri sürme kararlığını devam ettirmesini beklemektedir. Yakın günlerde yaşanan gelişmelerde Karabağ sorunu çözülmeden, sınır kapılarını Türkiye’nin açacağına ilişkin beklentilerin, açıklamaların ve iddiaların artması Azerbaycan’ı ciddi şekilde hayal kırıklığına uğratmış ve rahatsız etmiştir. Rahmetli Özal ve Sayın Demirel döneminin aksine Sezer döneminde Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya ülkelerine ilişkin uygulanan “soğuk çehre“ politikasının da etkisiyle, Haydar Aliyev sonrası dönemde yönetimde Rusya eğilimine sahip anlayışın daha fazla hakim olmaya başladığı Azerbaycan, yaşadığı şaşkınlıkla, bir yandan Türkiye’ye karşı sert tepki verirken diğer yandan da Rusya’ya daha fazla yakınlaşıcı bir politika izleme sinyali vermeye başlamıştır.
Azerbaycan’ın Türkiye’ye tavır koyma, Rusya’ya ise daha fazla yaklaşma şeklindeki tutumu farklı bir senaryo olarak; Karabağ sorununda herhangi bir gelişme olmadan Ermeni sınırını açması konusunda Türkiye’ye karşı Batı tarafından yapılan baskıyı püskürtmeye yönelik bir tutum, Ermenistan ile ilgili görüşmelerde Türkiye’nin elini güçlendiren bir manevra olarak da değerlendirilebilir.
Dünden Bugüne Türkiye’nin Tutumu
Ortak dil, tarih, coğrafya ve kültürel değerler ile bağlı olduğu, bağımsızlığından itibaren ekonomik, siyasi ve kültürel bakımdan stratejik ortağı olarak kabul ettiği Azerbaycan’ın topraklarının Ermenistan tarafından işgal edilmesi üzerine, Ermenistan ile arasındaki kara sınırlarını kapatarak bölgesel sorunun bir tarafı olan, uluslararası arenada ise Ermeni diasporasının 1915 olayları çerçevesinde oluşturmaya çalıştığı baskıya maruz kalan Türkiye tarafından, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Karabağ sorunu kesin olarak çözülmeden sınırın açılamayacağına ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Dolayısıyla sözkonusu demeçlerle, sınırların açılması aşamasına gelinmesinde Karabağ sorununa ilişkin olumlu adımların atılmasının sadece Azerbaycan’ın değil Türkiye’nin de öncelikleri arasında yer aldığı bir kez daha teyit edilmiştir.
Türkiye Başbakanı’nın Karabağ’da barış sağlanmadan “Türkiye’nin nihai anlaşmayı imzalamayacağı, ancak altyapı ve ön çalışmalar yapılabileceği“ şeklindeki açıklamasını ise, Türkiye’nin bölgede yer alan ülkeler arası sorunların çözümü için dünden bugüne devam eden aktif ve olumlu tutumunun teyiti olarak yorumlamak gerekir.
Süreçteki Manipülatif Gelişmeler
Sürece yön verme amacıyla spekülatif olmanın ötesinde manipülatif gelişmeler de dikkat çekmektedir:
Ermenistan tarafından yapılan açıklamalar, sınırın açılması adına Karabağ sorununa ilişkin olumlu adım atılması maddesinin görüşme süreci dışına taşınma manevralarıdır. Kafkasya’da yaşanan gelişmelerde ağırlıklı olarak Rusya’ya ve yanı sıra İran’a bağımlı siyaset izleyen Ermenistan, Karabağ’ı işgalden günümüze kadar geçen süre zarfında hiç bir ekonomik başarı elde edememiş, halkının sosyo-ekonomik sorunlarını çözememiş, aksine hem bölgedeki ekonomik boyutu önem arz eden projelerde yer almaktan mahrum kalmış, hem de Azerbaycan’ın yanısıra Türkiye ile sınırları kapalı kalarak önemli ekonomik kayıplara uğramış ve Rusya’ya bağımlı yaşamak zorunda kalmıştır. Sınır kapılarının açılmasını hararetle isteyen Ermenistan, böylece Türkiye üzerinden Karadeniz’e, Akdeniz’e, Avrupa’ya ve tüm dünyaya açılma hesapları yapmaktadır. Dolayısıyla Ermenistan, küreselleşen dünyada “kapalı ülke“ olmaktan kurtulmak üzere Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmeyi en kısa sürede gerçekleştirme arzusundadır. Ancak Karabağ’a ilişkin herhangi bir geri adım atmadan söz konusu arzusuna ulaşmak istemektedir. Bu tutumu ise arzusuna ulaşmasına bugüne kadar engel olmuştur ve bu günde engel olmaktadır.
Türkiye’nin sınırın açılmasına ilişkin olumlu adım atmaması halinde ABD Kongresi’nin soykırım tasarısını geçireceğine ilişkin açıklamalar ise Ermeni diasporasının şantajıdır.
Öte yandan Rusya tarafından Azerbaycan’a, Şahdeniz doğalgazını piyasa fiyatlarıyla alabileceğine ilişkin öneride bulunulmasının yanı sıra, 16-17 Nisan tarihleri arasında iş ziyareti amacıyla Aliyev’in Rusya Devlet Başkanı Medvedev tarafından Moskova’ya davet edilmesi ise Rusya’nın gelişmelere çomak sokma; Türkiye-Azerbaycan birlikteliğini bozma; Ermenistan’ın yanı sıra Azerbaycan’ı da yanına çekme, daha doğrusu Azerbaycan’ın aklını çelme girişimleridir.
Ermeni Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı’nın “bir millet, iki devlet sloganı can çekişmeye başladı“ açıklamalarına benzer açıklamalar da yine Türkiye-Azerbaycan birlikteliğine halel getirmeye yönelik provokasyonlardır.
Öte yandan bu süreçte Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin ancak kendi anlayış ve eksenlerinde şekillenmesini, gelişmesini isteyenlerle, Azerbaycan’ın Türkiye’den uzaklaşarak Rusya’ya yakın hatta Rusya’nın güdümünde bir siyaset izlemesini isteyen ve ülke yönetiminde de etkin olan Azerbaycan’daki bazı güçlerin, Türkiye’yi suçlayıcı ve Azerbaycan kamuouyunu Türkiye’ye karşı kışkırtıcı anlamda, aldatıcı manipülatif girişim ve demeçleri de ayrıca dikkat çekicidir.
Sonuç
Kafkas-Hazar bölgesi, tarihi süreçte olduğu gibi günümüzde de dünyanın güçlü devletlerinin dikkat ve de çatışma merkezlerinden biridir. Bölgede dikkatlerin üzerinde yoğunlaştığı çatışma noktalarından biri de Karabağ’dır. Karabağ sorunu başta olmak üzere bölgedeki problemlerin temelinde, bölgenin jeopolitik konumu ve önemi, tarihî coğrafyası, çok kültürlülüğü, etnik ve dil çeşitliliğinin yanısıra ve de daha da önemlisi stratejik öneme sahip zengin petrol ve doğalgaz rezervleri ve sözkonusu enerji kaynaklarının dünya piyasasına ihracı ile ilgili niyetler yatmaktadır. Dolayısıyla Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgali ile başlayan Karabağ sorununa sadece Ermenistan-Azerbaycan çatışması olarak bakılamaz.
Rusya’nın ve ABD’nin bölgeye ilişkin politikaları dikkate alındığında Karabağ sorununun mutlak anlamda çözümü, kısa vadede mümkün gözükmemektedir. Ancak Karabağ olmasa da çevresindeki bölgelerden Ermenistan’ın çekilmesi taraflar arasında sorunun çözümüne dolayısıyla Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasına imkan verecek olan bir adım olabilir.

<<>>


Nitekim Ermenistan’ın sözkonusu bölgelerin Azerbaycan’a ait olduğunu kabullenerek buralardan çekilme eğilimi içinde olduğu, süreçteki olumlu beklentiler arasında yer almaktadır.
Karabağ’ın işgali ile başlayan sürecin müsebbibi olmanın yanısıra süreçten olumsuz şekilde en çok etkilenen Ermenistan’ın, sürecin başlangıcı olan Karabağ’ın işgaline ilişkin geri adım atmaması durumunda, Türkiye ile arasındaki kara sınırının açılması da dahil olmak üzere, iki ülke arasındaki ilişkilerin normale dönmesi mümkün gözükmemektedir.
Karabağ sorununun çözümüne ilişkin olumlu adım atılmadan Türkiye-Ermenistan sınır kapılarını açarak Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmesi ise; Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin zarar görmesine, ABD-AB-Türkiye üçlüsünün Kafkasya siyasetinde darbe almasına, Hazar enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden Batı piyasalarına ulaştırılması konusunda Nabucco doğalgaz boru hattı projesinin gerçekleşmemesinin ötesinde aktif boru hatlarının da etkinliğinin azalması, Rusya üzerinden boru hatlarının öneminin daha da artmasıyla Batı piyasalarının enerji güvenliğinin tehdit altına girmesine, Azerbaycan’ın biraz daha Rusya’ya yakınlaşması ile Rusya’nın bölgede etkinliğinin yeniden artmasına neden olacaktır.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Kuzey Ülkelerinin iktisadi başarısını sadece 20. yüzyılın refah devleti politikalarıyla açıklamak, bir binanın sağlamlığını sadece dış cephe boyasıyla izah etmeye benzer. "Kuzey Kliniği"nin asıl sırrı, temeldeki sarsılmaz hukuki rasyonalite ve toplumsal güven dokusunda saklıdır. Bu giriş bölümünde, ...;

Türkiye tarımda zayıflarken gıdada ihracatçı hale geliyor. Bu yazı, bu çelişkiyi ithalata dayalı işleme modeli, çok uluslu şirketlerin artan etkisi ve üretim üzerindeki kontrolün el değiştirmesi üzerinden tartışıyor.;

İktisat bilimi, genellikle evrensel modeller üzerinden bir mühendislik disiplini gibi algılansa da gerçek dünyadaki başarı öyküleri yerel koşulların ve kurumsal hafızanın bir "zanaat" (techne) titizliğiyle işlenmesiyle ortaya çıkar. Bu bağlamda "Klinik İktisat", her ekonomiyi kendine özgü patolojile...;

DeepSeek, kuruluşundan bu yana sürdürdüğü dış sermayeyi reddetme tutumunu terk ederek devlet bağlantılı fonların öncülüğünde 50 milyar dolar değerleme bandında ilk yatırım turunu açmıştır.;

Kuzey ülkeler coğrafyasının iktisadi tecrübesi, genellikle homojen bir "kuzey başarısı" olarak tasvir edilse de Danimarka bu bütünün içinde en "esnek" ve adaptasyon kabiliyeti en yüksek halkayı temsil eder. İsveç’in merkeziyetçi endüstriyel planlaması veya Norveç’in kaynak odaklı etik disiplini ile ...;

Sıklıkla Napolyon'a atfedilen ve bir vecize haline gelen “düşmanın hata yaparken onu asla rahatsız etme” şeklindeki sözler Çin’in Ortadoğu konusundaki sessizliğini anlamak açısından bize anlamlı bir başlangıç noktası sunabilir. İran savaşının giderek derinleştiği ve kaotik bir hal aldığı şu günlerde...;

Yaptırımlar, bürokrasi ve lojistik, “ekonomik bağları çeşitlendirmenin ve mevcut dengesizliği düzeltmenin” önündeki başlıca engellerdir, ancak KOBİ'lerin daha büyük bir rol oynaması, daha fazla yerelleşme ve prosedür basitleştirmeleri ve ticaret koridorlarının optimize edilmesi yoluyla bunların üste...;

İktisat tarihinin en popüler ve üzerinde en çok tartışılan fenomenlerinden biri olan "İsveç Modeli", genellikle 20. yüzyılın ortalarında aniden ortaya çıkmış bir "sosyal mühendislik başarısı" olarak tasvir edilir. Ancak bu perspektif, İsveç'in 1970 yılında dünyanın en zengin dördüncü ekonomisi konum...;

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2025 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 31 May 2025 - 28 Haz 2025
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Türkiye - AB İlişkilerinin 60. Yılı ve Geleceği Konferansı

  • 24 Eki 2023 - 24 Eki 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...