Sıra Avrupa Baharında mı?

Yorum

Toplumları mutlu etmeyen ekonomik sistemler bir gün mutlaka yıkılırlar. Bilindiği gibi, İkinci Dünya Savaşı sonrası iki sistemli siyasi ve askeri yapı ve ona bağlı iki farklı ekonomik sistem dünyaya egemen hale geldi....

Toplumları mutlu etmeyen ekonomik sistemler bir gün mutlaka yıkılırlar. Bilindiği gibi, İkinci Dünya Savaşı sonrası iki sistemli siyasi ve askeri yapı ve ona bağlı iki farklı ekonomik sistem dünyaya egemen hale geldi. Rekabet eden ve gerektiğinde çatışan bu iki sistem Asya’dan, Afrika’ya, Ortadoğu’dan Güney Amerika’ya dünyanın her yerinde etki ve nüfuz alanı mücadelesi içinde oldu. O dönemdeki savaşlarda büyük güçler doğrudan değil, dolaylı bir mücadele içinde çatışanlara destek veriyorlardı. Bir de Üçüncü Dünya Ülkeleri adı verilen her iki sisteme de bağlı olmayan ancak ideolojik destek veren ülkeler vardı. Buna rağmen toplumlar kendi sistemleri içinde göreceli olarak mutlu idiler. Kapitalist sistem, kontrol ve sömürü düzenini Endonezya, Türkiye, İran, Libya, Cezayir örneklerinde olduğu gibi ülkeler bazında münferit projeler ile sağlamaya çalışıyordu.[1] Sovyetler Birliği de yardım, silahlandırma, eğitim, ekonomik işbirliği ve ortak yatırımlarla bu sistemi dengelemeye çalışıyordu.

AB’nin Doğuşu ve Misyonu
İnsani ve toplumsal anlamda AB, İkinci Dünya Savaşı sonunda harap olan bir kıtanın ve çok acı çeken halkların yeniden aynı şeylerin yaşanmaması için bir araya geldiği bir kuruluştur. Her iki savaşta Avrupa’yı kurtaran ABD, tarihsel anlamda ABD’yi kuran Avrupalı köklerine olan minnet borcunu ödemiş oldu. Soğuk Savaş döneminde ABD vesayeti ve NATO şemsiyesi altında güvenlik sorunlarını minimize eden AB, giderek ekonomik alanda güçlendi. Bu gelişim Soğuk Savaş sonrasında bambaşka bir siyasi tabloya dönüştü. Bir yandan Sovyetlerden kopan ülkelerin AB’ye üye yapılması bir yandan NATO yoluyla ABD’nin Rusya’nın doğal sınırlarına yaklaşması Avrupa’nın 60 yıllık siyasi coğrafyasını tamamen değiştirdi. Ama en büyük değişim, dünyaya hâkim olan ve tek ekonomik sistem içinde tüm ülkelerin birleştirilme projesi oldu. Bunun adı neoliberalizmdi. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden 2007 yılına kadar geçen sürede demokrasilerin sayısı 76’dan 123’e, liberal demokrasilerin sayısı 53’den 90’a yükseldi.[2] Rusya’da dâhil, hiçbir ülkenin bundan kaçışı mümkün değildi. AB, zaten bu projesinin en büyük destekçisi ve ABD’nin ortağı idi. Ancak ortaklar takip eden 10 yıl içinde küresel paylaşım sorunları nedeniyle yeniden rakip konumuna girdiler. 1999’da iki Almanya’nın birleşmesi Avrupa’ya yeni bir ivme kazandırdı. SSCB’nin dağılmasından sonra Avrupa’da ABD’ye ve NATO’ya muhtaç olmadan, Avrupa ve Avrupalı kimliğini öne çıkaracak ve daha bağımsız bir organizasyona gitmenin yolları aranmaya başlandı. Bu girişim ABD’yi oldukça rahatsız etti. Avrupa üzerinde Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana devam eden 70 yıllık Amerikan vesayetinin sona erdiği, onun yerine karşıt bir potansiyel gücün doğduğu değerlendirmeleri yapıldı. İlk ABD-AB çatışması 1991’deki Körfez Savaşı sırasında yaşandı. Almanya ve Fransa, Amerikan-İngiliz koalisyonunun dışında kaldılar. İkinci gerilim, 1999’da Amerikan dolarına karşı oluşturulan Avrupa ortak parası Avro ile yaşandı. 2001 İkiz Kuleler saldırısı sonrasında AB zorunlu olarak ABD’ye siyasi ve psikolojik olarak tam destek verirken, 2003’teki Irak’a müdahalede geri planda kaldı. Sadece Afganistan’a lojistik destek verdi. ABD’nin muhalefetine rağmen 2006’da Kıbrıs’ın AB üyesi yapılması, AB-ABD çekişmesinin Doğu Akdeniz’deki başka bir yansıması oldu. Bu süreçte Almanya-Rusya’nın özellikle enerji alanındaki stratejik ilişkileri 1900’lerin jeopolitikçilerini haklı çıkaran tarihsel gelişmeler arasında yer aldı. 2007’de ortaya çıkan küresel ekonomik kriz ABD’ye AB’ye karşı yeni stratejiler üretme fırsatı sağladı. 2007-2014 arasındaki bu dönemde ABD, AB’ye aşağıdaki stratejik sonuçlarla patronun hala kendisi olduğunu bir kere daha hatırlattı.

· 1975’den bu yana altın karşılığı olmadan para basabilen ABD, dolar üzerinden yürüttüğü finansal mekanizmalar ile Avroyu zayıflatarak kırılma noktasına getirdi,
· Ukrayna krizini yaratarak, AB- Rusya ilişkilerini çatışma sürecine soktu,
· Libya’yı istikrarsızlaştırarak, kuzey Afrika üzerinden Avrupa’yı besleyecek enerji projelerini rafa kaldırdı,
· Petrolün fiyatını düşürerek hem Rusya’yı zor duruma soktu hem de Avrupa enerji şirketlerini karlarını minimize etti,

Avrupa Baharı Başladı
Ekonomik sistemlerin siyasi ve beşeri sistemleri yönlendirdiği tarihsel ve bilimsel bir gerçektir. Sistemlerden biri 1989’da çöktü ve dağıldı. Batıcı sistem 60 yıl içinde diğer sistemi yenmiş bir görüntü verdi. Ancak bu yenilginin sadece siyasi ve askeri alanda olduğu, ekonomik alanda olmadığı 25 yıl içinde anlaşıldı. Artık dünyada sistem dışında kalan çok az ülke var. Karşı sistemin lider ülkesi Rusya, üçüncü dünya ülkeleri Çin ve Hindistan’da buna dâhil. 1990’da başlayan baskıcı, dayatmacı, yenidünya düzeni ya da küresel ekonomik sistem (neoliberalizm) sermayenin çıkarlarını, insani değerlerin önüne koyan bir düzen oldu. Üstelik bu yeni sistemin yönetimi siyasilerden ziyade, sistemin esasını oluşturan çok uluslu şirketlerin eline geçti. Bu şirketler, bugün de ABD ve AB içindeki önemli ülkelerin yönetimlerini etkileyebiliyorlar. Bunu eski ABD başkan yardımcı Al Gore 2013 de yayınlanan Gelecek-The Future adlı kitabında; şöyle vurguluyor. Dünyamızda devletlerin gücü de giderek iş, finans ve medya kuruluşlarının eline geçmektedir. Hükümetler kararlarını, politik partilerin ana finansman kaynağını oluşturan bu kuruluşların çıkarlarını gözetecek biçimde almaktadır. Küresel ekonomik sistem ilk kırılma sinyallerini 2001’de Arjantin üzerinden vermişti. Arjantin borçlarını ödeyemeyeceğini bildirdi. Arjantin krizi büyümeden ve yayılmadan süratle kapatıldı. Arjantin’in coğrafi konumu, siyasi ve ekonomik olarak bağlantısızlığı bu krizin fazla büyümesini önledi. 2007 yılına kadar her şey düzgün gider gibi gözüktü. Bu arada sisteme giren tüm ülkeler stratejik kuruluşları dâhil neleri varsa sattılar. Emeğin güvenceleri ve sosyal hakları kırpıldı. Avrupa’nın klasikleşmiş sosyal devlet anlayışı bile bir tarafa atıldı. Sermayeyi güvenceye alacak uluslararası yasaları çıkarttılar. Ancak, başlangıçta tüm dünyaya cazip gelen bu sistem 2007’de başlayan ekonomik kriz ile iflas etti. Ve geçen 7 senede mevcut hali ile sürdürülmesinin artık mümkün olmadığı bir noktaya geldi. Tüm dünya 8 yıldan beri işsizlikten kırılıyor. Çalışanların çoğunluğu yetersiz ücretlere razı oluyorlar. Sistem 2008’den bu yana kendini sorguluyor ve bir çıkış noktası bulmaya çalışıyor. Ancak bulunamadı. Çünkü sistemin yöneticileri, kazançlarından ve uzun vadeli çıkarlarından vazgeçmiyorlar. Oysa Marksizm’i yeniden irdeleyen ve ses getiren kitabında Fransız ekonomist Thomas Piketty de şeffaflık ve kazancın eşitlikçi dağıtımını tavsiye ediyor. Bu çıkarların sadece ekonomik olmadığı, aynı zamanda hegemonyan bir stratejinin de en önemli bir ayağı olduğu biliniyor. Bugün eski sistemden kopan birçok ülke halkı Sovyet dönemini aradıklarını açıkça dile getiriyorlar. Kapitalist dünyada da durum farklı değil. Almanlar Mark, İtalyanlar Liret, Fransızlar Frank dönemini özlüyorlar. Şimdi ikinci kırılma noktası Yunanistan üzerinden yaşanıyor. Yunanistan Arjantin’e benzemiyor. Çünkü NATO ve AB üyesi, Kıbrıs’la birlikte çok önemli bir stratejik konuma sahip; bölgede jeostratejik ve jeopolitik dengeleri değiştirebilir. Daha da önemlisi küresel ekonomik sistemin çöküşü için bir başlangıç noktası olabilir. Şimdi Yunanistan’ın yeni başbakanını, ekonomik mücadeleden daha çok uluslararası siyasi mücadele bekliyor. Küresel ekonomik sistemin kıstasları ile Çipras’ın halkına verdiği sözleri içeren manifestosu temelde çatışıyor. Çipras, Yunanlıların son üç seneden beri AB tarafından aşağılandığını düşünüyor. Eğer, küresel ekonomik sistem karşısında dik durmayı başarabildiği takdirde, Yunan halkının demokratik seçimi, Fransız Devriminden daha önemli sonuçlar doğurarak Avrupa Baharını başlatabilir. Batı tarafından lanse edilen Arap Baharı, diktatörlüklerin yıkılması ve demokrasi ümitlerini içeriyordu. Aslında bu bir aldatmacadan ibaretti. Asıl amaç küresel ekonomik sistemi engelleyen ülkelerde iktidarların el değiştirmesi idi. Sistem içindeki S. Arabistan, Bahreyn, Katar, BAE’de bir bahar yaşanmadı. Tunus’ta ve Mısır’da ise gelenler gideni arattılar. Libya’da istikrar bir türlü sağlanamıyor. Ancak Avrupa’daki baharın amacı çok farklı olacak. Gelinen noktada, Avrupalıların gelir dağılımının düzeltilmesi ve insan odaklı yeni bir toplumsal düzenin kurulması yetmeyebilir. Avrupa Baharı, dünyamız ve bölgemiz için yeni bir ekonomik ve siyasal dönüşümün başlamasına yol açabilir. Çünkü sistem tıkanmış gözüküyor. İlk kıvılcım demokrasinin beşiği Atina’dan yükseldi. İspanya’dan yayılıyor.


Şubat 2015



[1] John Perkins’in Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları adlı kitaplara bakınız.
[2] Joseph S. Nye,Jr & David A. Welch, Küresel Çatışmayı ve İşbirliğini Anlamak, İş Bankası Kültür Yayınları 2013 s. 91
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

İkinci Dünya Savaşı sonrası iktisat yazınının uzun bir bölümü, kapitalizmi tekil ve homojen bir sistem olarak ele almış; farklılıklar yalnızca gelişmişlik düzeyi ya da politika tercihleri düzeyinde aranmıştır. ;

Kalıcı güvenlik düzenleri ortak değerlerden değil, tarafların birbirlerini tasfiye edemeyeceklerini kabul etmelerinden doğar. 1648 Westphalia ve 1975 Helsinki’nin stratejik gerçekçilik buydu.;

Modern siyaset ve iktisat düşüncesi, kamu hukuku ile özel hukuku, devlet ile piyasayı, kamu iktidarı ile özel mülkiyeti birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış iki antagonist ya da en iyi ihtimalle dengelenmesi gereken bağımsız alanlar olarak kurgulama eğilimindedir. Ancak iktisat tarihi, bu kavramsal...;

İsrail'in 'nation in arms' (silahlanmış millet) kavramı üzerinden literatüre taşınması, hem devlet yapısını hem de bu yapıya özgü sistematiği özetleyen analitik bir çerçeve sunmaktadır. İsrail ordusunun bu tarihsel kökeni ülkeyi sivil-asker ilişkileri açısından karşılaştırmalı siyaset yazınında dikk...;

Dünya iktisat tarihi1, 18. yüzyılın sonuna kadar tek bir devasa gücün gölgesinde şekillenmiştir: Çin. MÖ 221’de ilk imparatorluğun kurulmasından MS 1800 yılına kadar geçen süreçte Çin, sadece bir devlet değil; kendi kurallarını, kendi teknolojisini ve kendi finansal evrenini yaratan bir "medeniyet-d...;

Orta Doğu, yıllardır jeopolitik değişikliklerden en çok etkilenen bölgelerden biri olarak kalmaktadır. 21. yüzyılın başından bu yana bölge, güvenliği tehdit edecek birçok durumla karşı karşıya kalmıştır. Günümüzde, Orta Doğu’nun çeşitli bölgelerinde yaşanan değişikliklere, İsrail-İran ekseni boyunca...;

Türk milletinin sosyo-psikolojik kodları incelendiğinde, zorlu coğrafi koşulların getirdiği pratik, hızlı karar alabilme yeteneği öne çıkmaktadır. Ancak yerleşik hayata geçiş ve geniş coğrafyalara yayılma sürecinde, toplumun kriz anlarında sığındığı pratik çözüm yolları, zamanla kurumsallaşamamış bi...;

Dünyanın en nüfuzlu girişim sermayesi Andreessen Horowitz (a16z), 28 Ağustos 2026'da ilk kez yalnızca donanıma odaklanan 1,1 milyar dolarlık Machine Age fonunu kurduğunu duyurdu. Fon çip, bellek, ağ ekipmanı, depolama, veri merkezi ve robotik alanlarına yatırım yapacak.;

12. İstanbul Güvenlik Konferansı (2026)

  • 19 Kas 2026 - 20 Kas 2026
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul - Türkiye

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...