Raporun en önemli noktaları olan anayasanın değişmesi teklif dahi edilemez maddelerin değiştirilmesinin istenmesi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını “alt kimlik“ ve “üst kimlik“ kavramları altında ayrılması meseleleri, Türkiye’yi Atatürk’ün öngördüğü muasır medeniyet seviyesine ve AB demokrasisi düzeyine ulaştırmak amacındadır iddiasını taşımaktadır.
Kurul Başkanı İbrahim Kaboğlu, bu iki meselenin ve yine değişikliği teklif edilen “milletin bölünmez bütünlüğü“ kelimelerinin geçtiği maddenin üzerinde tartışılabileceğini söylerken, Baskın Oran, yaptığı açıklamalarda bu maddeleri savunuyor ve bunların evrenselliğini ve Sevr paranoyasının artık atlatılması gerektiğini anlatıyor. Bu arada raporun oya son kez sunulmadan bir gün önce bile değişikliğe uğradığı ve üyelerin bu son değişiklikleri okumadan oy verdikleri de biliniyor.
Peki, şimdi bu rapor ne olacak? Başbakanlık antedi taşıyan rapor ne Başbakanlık ne de Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından sahiplenilmedi. Adeta bağımsız bir çalışmaymış muamelesi yapıldı ki Kaboğlu’da bu kanaatte olduğunu söylüyor. Ayrıca raporun oylamasında kabul oyu veren 20 küsur kişi dışında 78 üyeli kuruldan hiç kimse de bu rapor hakkında sahiplenici bir açıklama yapmadı. Ayrıca Avrupa Birliği yetkilileri de Azınlık Raporuna yapılan eleştirilere karşı herhangi bir açıklamada bulunmadı. Bunun bir sebebi de en son açıklanan AB Komisyon Raporundaki Lozan’ın Azınlık kabulü dışındaki Azınlık tanımına Türkiye tarafından şiddetle karşı çıkılması ve AB’nin de bu konuda geri adım atmasıdır.
Raporun nihai hedefinin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve diğer kimliklerin de artık tanınması olduğu ifade edilirken esasen Kürtler, Lazlar ve Çerkezler gibi grupların da azınlık sayılması gerektiği belirtiliyor. Baskın Oran’ın da şaşkınlıkla karşıladığı bir şekilde en önce Kürt önde gelenleri “Azınlık“ sayılmak istemediklerini bunun yanlış olduğunu belirttiler.
Bir de resmen “Azınlık“ grupları var ki, onlar tam manasıyla ortada kaldılar. Çünkü onlar Lozan Antlaşmasıyla Türkiye’de resmen Azınlıklar. Bundan dolayı yıllardır yaşadıkları Azınlık psikolojileri var. Sayılarının Türkiye nüfusu oranına göre çok az olmasından dolayı ancak mevcut antlaşmalar bağlamında koruyabildikleri hakları var. Fakat her ülkede olduğu gibi onların da çeşitli çekinceleri var. Bununla birlikte dünyanın hiçbir ülkesinde resmen Azınlık olmakla birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nde ki kadar rahat ve huzur içinde olmadıklarının farkındalar ve devletle mümkün olduğu kadar barışık yaşamaya çalışıyorlar. Hatta Azınlık kelimesinden bile memnun olmadıklarını zaman zaman belirtmektedirler. Bu grup adına talep edilen azınlık hakları karşısında yine suskunluklarını korumakta ve gelişmeleri izlemektedirler. Esasen resmen “Azınlık“ oldukları için ilk başta konuşmaları gereken topluluk olmalarına rağmen rapordan pek de emin olmadıkları anlaşılıyor.
Sonuç olarak “Azınlık Raporu“ büyük bir tartışma konusu oluşturmakla birlikte Türkiye’de ki karar alıcı hiçbir mekanizma içindeki hiçbir kurum tarafından olumlu karşılanmadı. Raporun haklarını savunduğu gruplar ise çok az bir kısmına onay vermektedirler. Raporun cümleleri tek tek ayıklandığı zaman görülecektir ki içinde doğru olan noktalar da vardır. Fakat bunlar zaten bilinen ve kabul gören, Türkiye’nin vatandaşları için öngördüğü reformlardır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasından ve temel sütunlarından rahatsızlığını açıklayan ve bunların temelden değişmesini talep eden bu zihniyet batılılaşmayı öngördüğünü söylemesine rağmen, batıdan bu konuda bir ses çıkmamıştır. Özellikle AB ülkelerinde Anayasanın onayı gündemde olduğundan, bir ülkenin iç işlerine karışıyor görünmekten de kaçınıyorlar. Çünkü tüm ülkelerin genel çekincesi Anayasa sonrası iç işlerinde rahat hareket etme kabiliyetini de kaybetmek olduğundan raporun bu yüzden de zamanlaması kendi adına biraz kötü olmuştur.
* TASAM Siyaset Bilimi Uzmanı