1. Avrupa - Türkiye Forumu

  • 5-6 Aralık 2008, Sopot, Polonya

Avrupa (AB), çok önemli bir dönüm noktasına gelmiş durumdadır. Bu nokta, Türkiye’nin üyeliğinin getireceği olası avantajlar ve dezavantajlar arasındaki dengeyi doğru kurabilmek ile doğrudan alakalı gözükmektedir. Türkiye, kendisinden beklenen tüm siyasi ve ekonomik kriterleri yerine getirmesi ve bu sürecin sonunda tam üyelik statüsü elde etmesi durumunda AB’nin yeni sınırı olarak, Birlik’e dahil olacak böylece AB, farklı coğrafi, siyasi ve kültürel bölgeler ile doğrudan etkileşime geçme imkânına kavuşacaktır. Türkiye’nin üyeliği Avrupa’nın Ortadoğu, Asya ve Kafkaslar ile iletişime geçmesi için önemli bir platform oluşturacaktır. Aynı zamanda Türkiye’nin müzakere süreci Avrupa’nın siyasi ve ekonomik entegrasyon süreci içerisinde kendi kendine çizdiği güvenlik sınırlarını aşmayı başararak daha da güçlü bir birlik haline gelebilmesini, böylece küresel düzeyde ABD ve Asya’nın büyüyen güçleri arasında yerini alarak güç dengelerini etkileyebilmesini de mümkün kılabilecektir. Aynı doğrultuda Türkiye’nin, çok boyutlu dış politika açılımı içerisinde diğer kazanımlarının da AB ile paylaşılmasının önemi artmış durumdadır. Özellikle Türkiye’nin Afrika ve Asya açılımları ve bu açılımlar sonucunda elde edilen deneyimler, AB’nin geleceği açısından değerlendirilmesi gereken konuların başında gelmektedir. Diğer taraftan tüm bu süreç içerisinde cevabının henüz verilemediği birçok soru gündeme gelmektedir: Kültürel çeşitliliği ile Türkiye gerçekten AB’ye tam üye olmayı istiyor mu? AB ile bütünleşmek için gerekli görülen şartları tam anlamıyla yerine getirebilme potansiyeli var mı? Daha da önemlisi AB gerçekten Türkiye’yi hazmedilme kapasitesine sahip mi? I. Avrupa - Türkiye Forumu, taraflar için açık ve yapıcı bir tartışma ortamı fırsatını kazandırarak bu ve benzeri sorulara cevap bulabilme amacındadır.

OTURUM BAŞLIKLARI
Türkiye ve Avrupa Entegrasyonu
AB-Türkiye İlişkileri: Avantajlar ve Dezavantajlar

Ana Tartışma Konuları:
1. Güneydoğu Avrupa, Ortadoğu, Asya ve Afrika’da Türkiye’nin Rolü
2. Doğu-Batı Köprüsü Türkiye ve AB’nin Enerji Güvenliği Açısından Önemi
3. Avrupa Kimliği Açısından Türkiye
4. Türkiye’nin Ekonomik Potansiyeli ve AB Ortak Pazar’ına Katkısı
5. Tam Üyelik Yolunda: Türkiye’nin Bölgede Komşularıyla Olan İlişkileri
6. AB-NATO İlişkileri Açısından Türkiye
7. Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları: AB ve Türkiye’nin Yatırım Profilleri
8. Karadeniz Bölgesi ve AB ile İlişkileri

Türkiye’de yaşayan ve özellikle de 1950’li yıllarda ana vatana göç eden eski Yugoslavya muhacirlerinin uzunca yıllardır kulaktan kulağa yaydığı bir mesele Makedonya vatandaşlığı hakkına sahip olmak. ;

Arjantin ise 45 milyonluk nüfusu, 2 milyon 791 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 518 milyar doları aşan GSYİH’sı ile Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik bir aktör olup üyesi olduğu bölgesel ve küresel uluslararası örgütler içindeki aktivitesi ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Arjantin, ...;

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...