Macron ve Merz’in ortak mektubu, Avrupa pazarına erişimi ekonomik caydırıcılığın merkezine yerleştiriyor. Ancak bu stratejinin başarısı, Brüksel’in kapıları kapatma yetkisinden çok, Avrupa’nın karşılık görmenin maliyetini taşıyabilmesine bağlıdır.
Sanayi politikası ve jeoekonomi, merkantilizmin ne düpedüz rehabilitasyonu ne de tam bir sentezidir: merkantilist sorular geri dönüyor, ama neoklasik araçlarla soruluyor. Bu yazı bu tezi savunmaya çalışıyor.
Kırgızistan yeraltı kaynakları, Kuşak ve Yol projesinin rotası üzerinde olması nedeniyle Çin'in oldukça ilgisini çekmiştir. Kırgızistan, Çin tarafından Bir Kuşak Bir Yol programının önemli geçiş noktalarından biri olarak görülmekte ve bu nedenle Çin tarafından finanse edilen büyük altyapı projeleri ön plana çıkmaktadır.
Orta Asya, Soğuk Savaş sonrasında ABD, Çin ve Rusya'nın nüfuz rekabetinin yoğunlaştığı bölgelerden biridir. Rusya burayı tarihsel arka bahçesi olarak görürken Çin, Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) aracılığıyla ekonomik ve finansal olarak etkisini arttırmıştır (Stronski & Ng, 2018). Moskova ile Pekin Orta Asya'yı ortak bir komşu bölge sayarak anlaşmazlıkları üst düzey diyalogla yönetmeyi hedeflemektedir (Cooley vd., 2022).
Gruplar arasındaki kalıcı eşitsizlikleri açıklarken iktisat uzun süre aynı yere baktı: geride kalan grubun eksiklerine. Daha az eğitim, daha az beceri, farklı tercihler, "uygun olmayan" kültürel alışkanlıklar. Bu bakışta eşitsizlik, dezavantajlı bireylerin özelliklerinin toplamıdır; çözüm de o bireyleri "düzeltmektir".
Dünyadaki krizlerin daha büyük tehlikelere yol açmasını önlemek, günümüz politikasının temel hedeflerinden biri haline gelmiştir. Dünya ülkeleri, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi büyük uluslararası ve bölgesel örgütler çerçevesinde krizleri çözmek için sürekli olarak çeşitli toplantılar düzenlemektedir. Bugün dünyanın birçok yerinde savaşlar devam etmekte ve acı sonuçlara yol açmaktadır. Bu bölgelerden biri de Orta Doğu'dur.
Son on beş yılın üç olayı, iktisatçıların uzun süre kenarda bıraktığı bir soruyu yeniden merkeze taşıdı: İnsanlar ekonomiyi nasıl algılıyor, bu algılar nasıl oluşuyor ve hangi hikâyeler onları harekete geçiriyor?
Birincisi 2008 küresel finansal krizidir. Krizin teknik ayrıntıları, yani menkul kıymetleştirme, kaldıraç ve vade uyumsuzluğu, iyi biliniyor.
21. yüzyılın güvenlik inşası, konvansiyonel savaş bölgesinin çok ötesinde bir konuma geçerek siber uzayın sınırsız ve soyut coğrafyasına yayılmıştır. Gelenekselleşmiş güvenlik yaklaşımları önemli bir oranda kritikleşmiş altyapıların, fiziki sınırların ve askeri kabiliyetin muhafaza edilmesine odaklanırken; günümüzdeki hibrit tehdit alanı direkt olarak insan beynini ve toplumsal psikolojiyi hedef almaktadır.
Yapay zekânın verimliliği artırdığına dair firma düzeyinde kanıtlar birikiyor, ama ulusal istatistikler henüz aynı hikâyeyi anlatmıyor. Bu tablo iktisatçılara tanıdık geliyor: kırk yıl önce bilgisayar için de aynı bilmeceyi konuşuyorduk. Bugünkü bilmecenin çerçevesi şöyle. ABD'de istihdam artışı durma noktasına gelmişken büyüme sürüyor; bu, çalışan başına çıktının arttığını düşündürüyor.
23 Eylül’de Andrews Üssü’nde Amerikan askerlerinin Şi Cinping için kırmızı halıyı düzeltirken çekilen görüntüleri, zirvenin belki de en fazla şey anlatan karesiydi.
Trump misafirini uçağın merdiveninde karşıladı.
Papalar hariç, altmış yılı aşkın süredir bir ABD başkanının Andrews'te bizzat karşıladığı ilk devlet başkanı Şi oldu
2026'nın en büyük iktisadi olayı kuşkusuz enerji şoku oldu. Hürmüz Boğazı'ndaki enerji altyapısına yönelik saldırılar ve sevkiyat aksamaları, kayıtlardaki en büyük petrol arz şokunu tetikledi; küresel arz başlangıçta günde yaklaşık 10 milyon varil azaldı.
Eylül başında ABD Merkez Bankası (Fed) ekonomistleri kısa ve teknik görünen bir not yayımladı. Sordukları soru şuydu: stablecoin denen dijital dolarlar, resmî para istatistiklerine dahil edilmeli mi? Cevapları temkinliydi: şimdilik hayır, ama yakında belki (Payne ve Styczynski, 2026).
Teknik ve teknoloji tarih boyunca gücün en önemli bileşenlerinden biri oldu.
Barut, imparatorlukların sınırlarını değiştirdi. Buhar makinesi sanayi devrimini doğurdu. Nükleer silah, insanlığa ilk kez kendi kendisini ortadan kaldırabilecek bir kapasite sundu.
Şimdi benzer bir tartışmanın merkezinde yapay zekâ var.
BRICS’in geleceğine ilişkin belirsizlikler, 2026 yılının başlarında zaten belirgin biçimde artmıştı. Hürmüz Boğazı’nın büyük ölçüde kapanmış olması, İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik saldırılarına rağmen İran ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin aynı oluşum içerisinde yer almaya devam etmesi ve Suudi Arabistan’ın statüsünün hâlâ netlik kazanmamış bulunması, bu belirsizliğin başlıca göstergeleriydi.
Eylül 2026'nın ikinci yarısında, yapay zekanın "kontrolden çıkabileceği" tartışması bir anda sektörün merkezine oturdu. Bu not, WSJ takibimize dayanarak tartışmanın yaklaşık iki haftalık seyrini kronolojik olarak diziyor, ardından kısa bir değerlendirmeyle çerçeveliyor. Temel argümanımız şu: tartışmanın ağırlık merkezi Anthropic'tir ve zamanlaması, şirketin tarihin en büyük halka arzına (IPO, yani şirket hisselerinin ilk kez borsada halka satışa açılması) hazırlanmasından ayrı okunamaz.
İktisat teorisi uzun süre iki tür soru sordu. Birincisi "homo economicus ne yapardı?" sorusuydu. Bir insan modeli alırsınız, ona tercihler, bir bütçe kısıtı ve bilgi verirsiniz, davranışını da kalem kâğıtla, tümdengelim yoluyla çıkarırsınız. İkincisi "homo sapiens gerçekte ne yaptı?" sorusuydu. Bu kez laboratuvara, sahaya ya da verilere gider, gerçek insanların ne yaptığına bakarsınız.
Özellikle Sahra Altı Afrika'da, 460 milyondan fazla insan derin yoksullukla mücadele ediyor ve bir günden ötekine sağ çıkabilmenin endişesiyle yaşıyor. Her türlü zenginliğin üzerinde çekilen derin yoksulluğun günden güne en derinleştiği ülkeler Burundi, Güney Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyeti.
Bütünlük, birlik, uyum ve denge, yalnızca İslami programların ve eğitim sistemlerinin geliştirilmesinde değil, mikrokozmostan makrokozmosa, benlikten evrene kadar tüm durumlarda önemli kavramlardır. Kutuplaşma ve çelişkiler, yaşamın her yerinde doğaldır. Olumsuz ve olumlu güçler, canlıları ayakta tutmak ve onların evrimine, büyümesine ve gelişimine katkıda bulunmak için sürekli olarak birbirleriyle etkileşim hâlindedir.
Sınıflandırma sistemleri hiçbir zaman yalnızca teknik listeler değildir. Bir disiplinin hangi alanları merkeze, hangilerini kenara yerleştirdiği, neyi “teori”, neyi “uygulama” saydığı, o disiplinin kendine dair tasavvurunu ve içindeki güç ilişkilerini yansıtır. İktisat açısından bu tasavvurun en kurumsal aynalarından biri, Amerikan İktisat Derneği’nin (American Economic Association, AEA) iktisat literatürünü indekslemek için kullandığı Journal of Economic Literature (JEL) sınıflandırmasıdır.
TASAM Milli Savunma ve Güvenlik Enstitüsü yürütücülüğünde hayata geçirilen "TASAM Yıllık Asimetrik Güvenlik Tehditleri ve Risk Değerlendirme Raporu", yıllık periyotlarla yayımlanması planlanan stratejik bir çalışma projesidir. Proje; küresel ve bölgesel ölçekteki asimetrik tehditlerin derinlemesine analizine odaklanarak, değişen güvenlik mimarisi karşısında proaktif stratejik öngörüler ve karara esas yol haritaları sunmayı amaçlamaktadır.
9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması, kırk yıl boyunca Doğu Almanya’yı yöneten Almanya Sosyalist Birlik Partisi’ni (SED) tarihsel bir soruyla baş başa bıraktı: Devleti, anayasası, ordusu ve gizli polisiyle birlikte çöken bir parti-devletin iktidar partisine ne olur? 1946’da KPD ile SPD’nin zorunlu birleşmesiyle doğan, 1948’den itibaren Stalinist bir “yeni tip parti”ye dönüştürülen ve 1989’da 2,3 milyon üyeye ulaşan SED, bu sorunun cevabını üç ay içinde vermek zorunda kaldı.
Bilim insanları neden bulgularını paylaşır? Soru, ilk bakışta kendiliğinden cevaplanacak kadar basit görünebilir — çünkü bilginin yayılması, modern bilimin kurucu varsayımlarından biri olarak kabul edilir. Ancak iktisadi bir mercekle bakıldığında, bu hiç de kendiliğinden değildir. Bilgi, standart bir iktisadi mal değildir: bir kere üretildiğinde kullanımı başkalarını dışlamaz (rakip olmama / non-rivalry) ve paylaşıldığında pratik olarak geri alınamaz (dışlanamazlık / non-excludability).
Mercatura (Latince: ticaret, ticaret sanatı)2, Batı düşünce tarihinde nadiren tarafsız bir terim olmuştur. Antik Yunan'dan 18. yüzyıl sonuna kadar geçen yaklaşık iki bin yıllık süre boyunca bu faaliyet — malın el değiştirmesi, kâr amacıyla alım-satım — kimi zaman bir günah, kimi zaman hoş görülen bir zorunluluk, kimi zaman bir yurttaşlık erdemi, kimi zaman da bilimsel bir mekanizma olarak tanımlanmıştır
Bir iktisat dersini hayal edin: öğretim üyesi tahtaya bir arz-talep eğrisi çiziyor, denge noktasını buluyor, öğrenciler defterlerine geçiriyor. Şimdi aynı sahneyi bir kaç yıl sonrasına taşıyın — tahtanın yerini bir ekran, tebeşirin yerini bir sohbet kutusu almış.
Orta Doğu jeopolitiği, son yıllarda uzun süredir devam eden kamplaşma ve çatışma odaklı dinamiklerin yerini diyalog, uzlaşı ve pragmatik çıkar ortaklıklarına bıraktığı kapsamlı bir dönüşüm sürecine sahne olmaktadır. 2010’lu yılların başında patlak veren Arap Baharı, 2013’te Mısır’da yaşanan askerî müdahale ve 2017 Katar Krizi ile derinleşen bölgesel kutuplaşma, Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan arasındaki diplomatik ve siyasi ilişkilerin gerilmesine yol açmıştır.