Oy verme davranışını etkileyen pekçok faktörden birisi de ekonomi politikalarıdır. Ekonomik beklentilerin, seçmenlerin oy verme davranışı üzerindeki etkileri siyaset bilimcileri tarafından da uzun süredir incelenmektedir.
Kürselleşme çağında medyanın toplum üzerindeki etkisi giderek daha da artıyor; medya aracılığıyla bilgi sahibi olan ve bu bilgiler doğrultusunda kanaat geliştiren insanlar eğer yanlış bilgileniyorlarsa sonuçta mutlaka yanlış değerlendirmelerde bulunuyorlar.
Medyada son yıllarda iyice artan tekelleşme ve yoğunlaşma olgusu ciddi şekilde tartışma konusu olmaktadır. Radyo ve televizyon yayıncıları arasında sahiplik ve sermaye entegrasyonu şeklinde gerçekleşen ilişki biçimi “yatay medya yoğunlaşması” şeklinde adlandırılırken, televizyon ve radyo yayıncıları ile program üreten firmalar ve dağıtım pazarları arasındaki sahiplik ve sermaye ilişkisi “dikey medya yoğunlaşması” olarak tanımlanmaktadır.
Seçim, yönetilenlerle yöneticiler arasındaki bir iletişim biçimidir. Seçimlerde kanaat oluşturacak, karar verecek seçmenler en çok bilgiye ihtiyaç duyarlar. Seçmenler kararlarını oluştururken çeşitli kaynaklardan gelen bilgileri değerlendirirler. Bu kaynaklardan en önemlisi ise “siyasal seçim kampanyaları”dır.
Her seçim döneminde baş gösteren hastalık bugünlerde yeniden nüksetti; Seçim tarihi belli olur olmaz, gazetelerde birbiri ardına anketler yayınlanmaya başlandı.
Bu anketlerin bazıları bizzat gazeteler tarafından araştırma şirketlerine sipariş ediliyor, bazılarını şirketler kendileri yapıp ileride siyasi partilerle iş ilişkisi kurabilmek umuduyla medyada yayınlanmasına izin veriyor. Siyasi partilerin manipülasyon amaçlı yapıp kendilerine yakın gazetelerde yayınlattıkları anketler de yok değil…
Türkiye bu yıl içinde genel seçimlerini yapacak; Yüksek Seçim Kurulu seçim için teknik hazırlıklarını tüm hızıyla sürdürüyor.
Seçimler için yine her parti çeşitli etkinlikler yapacak; meydan mitinginden tutun da, kapı kapı dolaşıp partilerinin propagandalarını yapmaya, kahve toplantılarından, bayrak asmaya kadar pek çok icraatla oy almaya çalışacaklar.
Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel imparatorluk hevesini sorgulayan araştırmalara her gün bir yenisi ekleniyor. Bunlardan biri de Chalmers Johnson’un kalem aldığı “Blowback: The Costs and Consequences of Amerikan Empire” (Geritepki: Amerikan İmparatorluğu’nun bedeli ve sonuçları) isimli kitap…
Türkiye’nin tanıtımı konusu, ülkemizi yurtdışında tanıtacak yabancı reklam ajansının hazırladığı afişlerin kamuoyuna duyurulmasıyla birlikte yeniden gündeme geldi. Baştan söyleyeyim; Hazırlanan tanıtım afişlerinin ülkemizi doğru anlattığını düşünmüyorum. Her şeyden önce, ülkemizin tanıtım faaliyetinin niçin yabancı bir ajansa verildiğini anlamakta zorluk çekiyorum. Oysa, ülkemizde bu işi hakkıyla yapabilecek donanımda reklam ve tanıtım ajansları var, keşke bunların birikiminden faydalanılsaydı…
“Kaybetmekten korkmayın; bazen başarısızlığı kucaklamanız gerekir. Çünkü denemeden bilemezsiniz…”
İstanbul Çırağan Sarayı’ndaki “Marka 2006” konferansında dinleme imkanı bulduğumuz ünlü müzisyen Bob Geldof, kaybetmekten korkmamayı daha çok küçük yaşlarında öğreniyor.
Küreselleşme sürecinde en hızlı değişim ve dönüşüm gerçekleştiren sektörlerin başında medya gelmektedir. Medya endüstrisinin son yarım asırlık gelişme seyrine bakıldığında 1960’lı yıllardaki eğilim; “medyanın ticarileşmesi, medya/ kültür emperyalizmi” kavramlarıyla açıklanırken, 1970’lerde medya endüstrisine “konsolidasyon, çeşitlendirme ve uluslararasılaştırma” kavramları damgasını vurmuştur.
İstanbul Sanayi Odası’nın bu yıl üçüncüsünü düzenlediği “Sanayi Kongresi”nin ana teması “Sürdürülebilir rekabet gücü: Küresel değişime uyum” idi...
Küreselleşme süreci, siyasi, ekonomik ve kültürel sonuçlarıyla hayatımızda önemli bir yer tutmaktadır.
Özellikle küreselleşme sürecinin medya ve kültür üzerindeki etkileri hem bireysel hem de toplumsal olarak daha yakından hissedilmektedir. Örneğin sıklıkla küresel kültür, kitle iletişim araçları vasıtasıyla dünyamızı “tek bir kültüre” mahkum etmekle suçlanmaktadır.