Olanların Tutar Tarafı Yok
Trump yönetiminin tek taraflı kararla başlatıp tamamladığı bu harekâtta kongreye bilgi vermemesi ve danışmaması ABD nin geleneklerine uymuyor diye düşünürken, kongreden gelen tepkilerin zayıflığı dikkatlerden kaçmıyor. Ama geçmişte yapılan benzer harekâtlarda kongre bilgilendirme veya onayına başvurulup, başvurulmadığı da belli değil. Hep 1992 yılındaki Kolombiya ve Noriega örneğine odaklanılıyor. Ama 1953'de Eisenhower’ın İran’ın 35. Başbakanı Muhammed Musaddık'ı görevden alması ve babası yerine oğul Rıza Pehlevi’yi iktidara getirirken kongreye danışıp danışmadığı düşünülmüyor. Açıkçası ABD nin böyle bir “suyumu bulandırıyorsun“ cinsinden bir kuzu-kurt hikâyesi var. Halkına acımasız davranıp, ülkenin değerli sanatçılarının ve bilim adamlarının yurt dışına kaçmasına neden olan Maduro elbette mağdur değil. Olanların asıl mağduru zengin kaynaklarına sahip çıkmakta aciz bırakılmış Venezuela. Ancak ABD'nin Maduro ile ilgili iddiasına rağmen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı dışında güç kullanımında bulunmaması gerekirdi. Ayrıca sadece Uluslararası Ceza Mahkemesinin (ICC) görevdeki bir devlet başkanı için tutuklama emri çıkarabileceği ve Uluslararası Adalet Divanı'nın 2002 tarihli kararı uyarınca, yabancı mahkemelerin genellikle mevcut bir lideri, ciddi suçlar için bile yargılayamayacağı bilindiği halde Trump yönetiminin Maduro’yu tutuklayarak yargılaması, tamamen uluslararası hukuk ve teamüllerin dışına çıkıldığını gösteriyor. Bu da Maduro hesabına bir mağduriyet. Şu ana kadar BM ve AB sessiz, tepkisiz ve eylemsiz. İspanya karşı, Birleşik Krallık kararsız; İtalya ve Macaristan destek, Çin olaya hukuk gözlüğünden bakıyor. Rusya’nın tutumu ise bundan sonra ABD nin atmaya devam edeceği tehlikeli adımlarla saydamlaşacak. Uluslararası kural ve kurumlara meydan okumanın sonu iyi gelmeyecek gibi. Siyasi egolarını çatışma ve savaşlarla beslemek veya bazı şeyleri gölgelemek isteyen liderlerin hukuksuzluklarla dünyayı nereye vardıracağı yer bir felaket olacağa benzer.