Évian G7 zirvesi (15-17 Haziran 2026), yapay zeka yönetişimini teknik bir mesele olmaktan çıkarıp çok taraflı diplomasinin merkezine taşıdı; ancak bağlayıcı bir uluslararası çerçeve halen mevcut değil.
Çok şey gibi İstanbul’un o güzelim çay bahçeleri de gün gün eksilmekte. Halbuki Onlar şehir hayatının vazgeçilmez unsurları idiler. Gün içinde küçük bir kaçamak ya da uzun yaz günlerinde iş çıkışı bir nefeslenme için ne güzel bir imkan.
Modern ekonomi, sanayi devriminden bu yana en köklü dönüşümünü "platformlaşma" (platformization) süreciyle yaşamaktadır. Geleneksel üretim modellerinde değer, bir firmanın kontrolündeki doğrusal bir zincirde yaratılırken; platformlar bu hiyerarşiyi yıkarak değeri, bağımsız aktörlerin (arz ve talep) etkileşiminden ve bu etkileşimin yarattığı ağ etkilerinden türetmektedir.
Yirmi birinci yüzyıl, güvenlik kavramının yalnızca askerî kapasite, sınır bütünlüğü ya da fiziksel tehditler üzerinden tanımlanamayacağını açık biçimde ortaya koymuştur. Küreselleşme, dijitalleşme ve teknolojik dönüşüm süreçleri, güvenliği çok katmanlı ve disiplinler arası bir olgu hâline getirmiştir.
Modern ekonomi, sanayi devriminden bu yana en köklü dönüşümünü" platformlaşma (platformization) süreciyle yaşamaktadır. Geleneksel üretim modellerinde değer, bir firmanın kontrolündeki doğrusal bir zincirde yaratılırken; platformlar bu hiyerarşiyi yıkarak değeri, bağımsız aktörlerin (arz ve talep) etkileşiminden ve bu etkileşimin yarattığı ağ etkilerinden türetmektedir.
Klasik iktisat öğretisi, dünyayı sınırsız arzuların kısıtlı kaynaklarla çarpıştığı bir arena olarak tanımlar. Ancak 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, özellikle 2026 yılına ulaştığımızda, bu temel aksiyomun teknolojik bir devrimle sarsıldığına şahitlik ediyoruz.Bu dönüşüm bizi, iktisat literatüründe "Post-Scarcity" (Kıtlık Sonrası) olarak adlandırılan, mal ve hizmet üretiminde marjinal maliyetin sıfıra yaklaştığı (MC≈0) radikal bir eşiğe taşımaktadır.
AI Futures Project’in Temmuz 2026’da yayımladığı çalışma, AI 2027’de çizilen olumsuz varsayılan gidişatı güncellemek ya da yanlışlamak için yazılmış yeni bir tahmin sunmuyor. Her ne kadar ben okumaya başladığımda bu önyargıyla başlamış olsam da. Yazarlar, AI 2027’nin geleceğin kabaca nasıl görünebileceğine ilişkin beklentilerini hâlâ yansıttığını açıkça belirtiyorlar.
Uluslararası sistem, 1648 Westphalia Barışı’ndan bu yana devletin egemenliği, toprak bütünlüğü ve müdahale yasağı üzerine kurulu bir mimariyle şekillenmiştir. Ancak bu mimari, statik bir yapı olmaktan ziyade; üretim biçimlerinin, teknolojik kabiliyetlerin ve sermaye hareketlerinin değişimiyle evrilen dinamik bir süreçtir.
Tarih, geçmişin tozlu sayfalarında bırakılacak donuk bir hatıra defteri değil; bugünün hibrit savaşlarında devletlerin hayatta kalmasını sağlayan en dinamik jeopolitik enstrümandır. Bir toplumun geleceğini inşa edebilmesi, geçmişini romantize etmesiyle değil, o geçmişi bugünün şartlarıyla rasyonel bir şekilde yeniden yorumlama becerisiyle mümkündür.
Konfüçyüs’ün ünlü öğretileri, yazara göre bu makalede tanıtılan doktrinin — sentezleyici realizmin — ortaya çıkışını öngörmüştür. Bu yeni öğretinin amacı; modern felsefenin gelişimindeki üç ana dal olan nesnelcilik (objektivizm), öznelcilik (süjektivizm) ve ampirizmi tek bir felsefi dünya tablosunda birleştirmektir.
Pakistan ve Somali, Somali Bakanlar Kurulunun geçen Ağustos ayında böyle bir düzenlemeyi onaylamasından bir yıl sonra, Ağustos başlarında nihayet savunma iş birliği üzerine bir mutabakat zaptı (MOU) imzaladı. Somali Savunma Bakanlığına göre bu anlaşma; "terörle mücadele, askeri eğitim, askeri uzmanlık ve bilgi değişimi, savunma kabiliyetlerinin geliştirilmesi ve geliştirilmiş güvenlik iş birliği alanlarında bir iş birliği çerçevesi sunmaktadır."
Pakistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler “İki Millet, Tek Ruh” olarak tanımlanmıştır. Her iki ülkenin de dilsel, kültürel ve medeniyetsel yakınlıkları olduğu yadsınamaz bir gerçektir ancak hızla gelişen bölgesel jeopolitik, sembolik söylemlerden daha fazlasını gerektirmektedir.
1924 Anayasası’nın 1945 yılında gerçekleştirilen Öz Türkçeleştirme süreci, sadece bir dil devrimi değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in kurucu felsefesinin hukuki metne tam anlamıyla nüfuz etme çabasıdır.
Bu çalışma, BM/UNESCO raporları eşliğinde Balkanlar'daki tahribatın savaşların bahane edilerek sistematik şekilde yıkılmış yapılardaki tarihi ve mimari yapılara verilen zararları ve bu süreçte TİKA çalışmalarını ve bu yapıların koruma ve ihyasını ele almaktadır
Türkiye’nin ekonomi tarihi, krizler ve bu krizlerden çıkış reçeteleriyle dolu bir kroniktir. Ancak 2001 krizi, sadece bir likidite daralması veya döviz şoku olmanın ötesinde; Cumhuriyet tarihinin en köklü "sistemik çöküşü" olarak kayıtlara geçmiştir.
İnsanlık tarihi boyunca savaşın ve stratejinin temel birimi "toprak" olmuştur. Westphalia düzeninden bu yana egemenlik; sınırların korunması, kaynakların fiziksel işgali ve orduların cephe hattındaki yıpratıcı mücadelesiyle ölçülmüştür. Ancak 21. yüzyılın ilk çeyreği tamamlanırken, özellikle 2025-2026 döneminde tanık olduğumuz bölgesel gerilimler, ulusal güvenlik paradigmasında köklü bir mutasyonun gerçekleştiğini kanıtlamaktadır
Rusya Dış İstihbarat Servisi'nin (SVR) Almanya'nın nükleer silah geliştirme faaliyetleri yürüttüğünü iddia eden açıklamasında, "NATO'nun önde gelen üyelerinden birine bağlı ilgili bakanlıklarda, Almanya'da nükleer silah geliştirilmesine odaklanan aktif araştırma ve geliştirme faaliyetlerinden duyulan endişenin dile getirildiği" belirtilmiştir.
Balkanlar’ın tarihsel ve jeopolitik kırılma noktalarında yer alan Sırbistan’ın iktisadi düşünce serüveni, Doğu ile Batı, imparatorluk mirası ile ulus-devlet inşası, korumacılık ile piyasa entegrasyonu arasındaki süreğen bir gerilimin ürünüdür.
Yüzyılın başında devletlerarası çatışmalar giderek cepheden cepheye değil, koridordan koridora aktarılmaktadır. Ekonomi, enerji, savunma ve diplomasi artık haritalarda sınırlarla değil, bağlantı hatlarıyla tarif edilmektedir (Fırat, 2021; Kirişci, 2022). Zengezur Koridoru da tam bu bağlamda, yalnızca bir transit yol değil; çok kutuplu yeni dünya düzeninin sinir uçlarından biri olarak öne çıkmaktadır.
İktisat tarihi, sadece rakamların ve ticaret yollarının hikayesi değil, aynı zamanda toplumların kurumsal zekâlarının ve zihniyet dünyalarının bir yansımasıdır. 1300 ile 1800 yılları arasındaki İspanya örneği, bu bağlamda dünya tarihindeki en öğretici laboratuvarlardan biridir. Bu dönemde İspanya; Avrupa’nın en uç sınırındaki bir savaş toplumu olmaktan, okyanusları aşan devasa bir imparatorluğa, oradan da kendi zenginliği içinde boğulan "hantal bir deve" dönüşmüştür.
İktisat tarihinin en çarpıcı kıyaslamalarından biri, 1300-1800 yılları arasında Akdeniz’in kuzey ve güney kıyılarında yaşanan kurumsal evrimdir. İspanya örneği, devasa bir coğrafyaya ve Amerika’dan gelen tükenmez gümüş stoklarına rağmen bir "kaynak laneti" (Resource Curse) ve kurumsal hantallık içine düşerken; İtalya, elinde hiçbir maden yatağı bulunmamasına rağmen modern kapitalizmin kurumsal, finansal ve teorik temellerini atmıştır.
Balkanlar iktisat tarihi ve doktrinler tarihi literatüründe sıklıkla homojen, "gecikmiş" veya çevre (periferi) bir coğrafya olarak ele alınma eğilimindedir. Oysa Doğu Avrupa ve Balkan iktisadi düşünce gelenekleri derinlemesine incelendiğinde, alanın sınırlarını çizen devasa kurumsal ve zihinsel fay hatları göze çarpar.
“Türkiye Markası; Yerelden Kürese 21. Yüzyıl İçin Stratejik Yol Haritası” isimli kitap, TASAM Yayınları tarafından yayımlandı. Prof. Dr. Abdullah Özkan, Dr. Öğretim Üyesi Erol Dönek, Dr. Mehmet Sali editörlüğünde hazırlanan kitapta konunun uzmanı 18 bilim insanının 17 makalesi yer alıyor.
İran insansız hava araçları tehdidinin Dubai'nin finans bölgesini boşaltmasından beş ay sonra, binlerce uluslararası bankacıya ve varlık yöneticisine ev sahipliği yapan yüksek katlı ofisler yeniden doldu.
İran insansız hava araçları tehdidinin Dubai'nin finans bölgesini boşaltmasından beş ay sonra, binlerce uluslararası bankacıya ve varlık yöneticisine ev sahipliği yapan yüksek katlı ofisler yeniden doldu.