Pekin'de bulunan İsrail Araştırmaları Merkezi'nin kurucu direktörü Zhu Zhaoyi’nin Caijing’de yayınlanan "İsrail-İran çatışması ve sonuçları üzerine bir projeksiyon" başlıklı yazısı İsrail-İran savaşı bağlamında Çin’in izlemesi gereken stratejiyi tartışıyor. Zhu, Çin’in bu dönemde “ateşin üzerine gitmeden” büyük güç rolünde soğukkanlı bir dengeleyici olarak hareket etmesi gerektiğini belirtiyor.
İsrail'in, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyesi olan İran'a yönelik ani saldırısı ve sonrasında İran'ın kuvvetli mukabelesi tam ölçekli bir bölgesel savaşa dönüşme riski taşırken gözler İran'ın yanında durmaya özen gösteren Çin'e çevrilmiş durumda.
Tarihin tekrar eden kırılma çağlarında olduğu gibi, bugünün dünyası da bir küresel fetret devrinden geçiyor. Eski düzenin müesses mefhumları olan “liberal uluslararası düzen” ya da “kurallara dayalı sistem” birer boş ifadeye dönüşürken anlatının merkezinde yeni bir ikili yapı teşekkül ediyor: Biri, eski hegemonik refleksleriyle hâlâ küresel iradenin sahibi gibi davranan ABD; Diğeri ise sessizce ve sabırla bu iradeyi gölgelemeye çalışan Çin.
Joseph Nye’nin ölümü, küresel siyasetin irdelenmesi ve açıklanması hususunda gösterilen çabanın önde gelen isimlerinden birinin kaybı olarak geçti kayıtlara. “Yumuşak güç“ kavramını, bir kavramsal mühendislik becerisiyle uluslararası ilişkiler literatürüne kazandıran Nye, aynı zamanda bu kavramın en dingin savunucusuydu. Nye, uluslararası ilişkiler teorisine en önemli katkılarını neoliberal kurumsalcılık, karşılıklı bağımlılık kuramları ve güç kavramına getirdiği yeni açılımlarla yapmıştı.
Çin Devlet Konseyi Enformasyon Bürosu “Yeni Dönemde Çin'in Ulusal Güvenliği“ başlıklı bir beyaz kitap yayımladı. Çin, yüzyılda görülmemiş küresel çalkantılar arasında istikrar sağlayan bir güç olarak öne çıkıyor.
İsviçre’nin Cenevre kentinde iki büyük güç arasında cereyan eden son müzakere turu, küresel ekonominin içinde bulunduğu çaresizliği gözler önüne serdi. Aylardır küresel resesyona ve tedarik zincirlerinin uğrayacağı zarara dikkat çeken uzmanlara inat Trump anlaşma sanatının inceliklerini kullanarak Çin’i dize getirebileceğini düşündü.
Xi ve Putin’in ortak vizyonu, Batı karşısında restore edilmiş yeni bir düzen kurma arzusunu taşıyor. Küresel güç mimarisini kökünden sarsmayı hedefleyen bu iddia, reel-politik bir geleceğe mi yoksa stratejik bir illüzyona mı işaret ediyor? Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Moskova’ya yaptığı son ziyaret, yalnızca diplomatik bir zirve değil aynı zamanda küresel jeopolitiğe nakşedilen bir dönüm noktası olarak okunabilir.

Ticaret Savaşının Kazananı Olur mu?

21.yüzyıl, büyük güç rekabetinin en yoğun ve keskin olduğu bir zaman dilimi olarak hatırlanacak. ABD ve Çin arasında şekillenen rekabetin özellikle ticaret alanında zuhur eden bir momentuma sahip olduğunu söylemek mümkün. Öyle ki 2018’de Trump’ın fitilini ateşlediği ticaret savaşları, söz konusu rekabetin önemli mihenk taşlarından birisi olarak öne çıkmıştır.

Made in China 2025 Başarılı mı?

Rhodium Group’un “Was Made in China 2025 Successful?” başlıklı raporunda öne çıkanlara yakından bakalım “Çin, Made in China 2025 ile bazı alanlarda ilerleme sağladı ancak bunun ağır maliyetleri oldu.”

Avrupa İçin Bir Uyandırma Çağrısı?

Her yıl dünya liderleri, askeri yetkililer ve güvenlik uzmanlarını bir araya getiren Münih Güvenlik Konferansı önceki yıllardan farklı olarak, Avrupa'nın ve transatlantik ilişkilerin geleceği hakkında ciddi meseleleri gündeme getirdi. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in sert eleştirileri ve Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski'nin yaptığı konuşma konferansa damga vururken küresel düzenin “çok kutupluluk“ yönünde değiştiği fikrinin derinleştiği görüldü.

Kapitalizmi Öldüren Tekno-feodalizm

Kapitalizm bitti mi? Varoufakis’e göre evet! Sorun, yapay zekanın gelecekte yapacaklarından çok kapitalizmin kendi eliyle kendini öldürmesi. Kapitalizmin yerine ne geçti? Cloud Capital (Bulut Sermaye) adını verdiği yeni bir yapı. Varoufakis'e göre kapitalizmin ölümü ironik biçimde sermayenin kendi eliyle gerçekleşti: Sermaye o kadar dominant hale geldi ki "bulut sermaye" adını verdiği toksik bir varyanta dönüşerek kendi konağını - kapitalizmi - öldürdü.

Koridor Jeopolitiği 2025

Dünya geçtiğimiz yıllarda küresel jeopolitiğin değiştiği ve belirsizliğin hızlıca yayıldığı bir döneme şahit oldu. Yaşanan jeopolitik gerilimler, ekonomik krizler ve bununla beraber ortaya çıkan bir dizi yeni girişim derinleşen çatışmalar nedeniyle giderek daha kaotik bir küresel görünüme neden oluyor. Bu noktada, akıllara ''2025 yılında ticaret rotalarında bir canlanma görülebilir mi? Alternatif rotalar işlerlik kazanabilir mi?'' gibi sorular geliyor.
Çin’i Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaşın kararlı bir destekçisi olmakla itham eden NATO, Avrupa-Atlantik güvenliğinin tehlikede olduğunu düşünüyor. NATO, çok kutuplu bir yapıya evrilen uluslararası sistem içerisinde kendisine tatmin edici tarihsel bir rol arıyor.
Uluslararası düzenin Ukrayna ve Filistin'de cereyan eden çatışmalarla küresel bir karmaşa dönemine girmesiyle mevcut sorunlara çözüm üretme yeteneği de zayıflıyor. Bu durum, küresel ticaret ve tedarik zincirlerinde artan bir dengesizliğe yol açıyor. Kızıldeniz’de yaşanan tıkanma ve Rusya-Ukrayna savaşının derinleşmesiyle beraber ortaya çıkan jeopolitik tablo, Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru'nun değerli bir alternatif olarak öne çıkmasını sağladı.
Küresel hegemonya mücadelesi giderek sertleşirken jeopolitik saiklerin daha akışkan olduğu yeni bir döneme giriliyor. Bu yeni dönemde jeopolitik dinamikleri yeniden şekillendirmeyi planlayan iddialı projeler, stratejik pozisyon almak için uygun bir konjonktür yaratmayı hedefliyor. Bu projeler arasında Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi Projesi ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Hindistan'ın tahkim ettiği Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) Projesi öne çıkıyor.
Çin ve Rusya’ya uygulanan Batı merkezli yaptırımlar küresel jeopolitikte köklü değişimlerin önünü açarken söz konusu iki ülkeyi de ilan edilmemiş stratejik bir ittifaka doğru sürüklüyor. Rusya ekonomisi üzerinde oluşan baskı ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-Çin rekabetinin derinleşmesi, Çin ve Rusya’nın birbirine yakınlaşmasını hızlandırdı. İki ülke daha yakın bir işbirliğinin olanaklarını araştırırken Batı karşıtlığı bağlamında "çok kutuplu adil bir küresel düzen" söylemi ortaya çıktı.

ASYA PASİFİK 2024

Asya-Pasifik bölgesi küresel rekabetin yeni merkezi olmuş durumda. Bölgenin ekonomik ağırlığının artması jeopolitik olarak da öne çıkmasını sağlıyor. Amerika Birleşik Devleti (ABD)-Çin rekabetinin derinleşmesi bölgede artan stratejik çabaları daha da görünür kılıyor. İki ülkenin de tüm ağırlığını bölgeye yönlendirdiği ve rekabetin muhtevasının yayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla söz konusu rekabet bize uluslararası sistemin geleceği konusunda birçok şey anlatabilir.