ABD ve Çin arasında cereyan eden “yapısal rekabet“ taktiksel bir sükunet dönemine girdi. Güney Kore’nin Busan şehrinde gerçekleşen liderler zirvesi nafile bir detente (yumuşama) çabası gibi görünürken Trump’un masaya oturmak zorunda kalması Çin’in konjonktürel çerçevede önemli bir başarısı olarak okunabilir.
"Bilgiyi toplamaktan ziyade onu kıymetlendirmek asıl mesele." | Uluslararası İstihbarat Araştırmaları Kongresi, istihbaratı disiplinler arası çalışmalar yaparak derinleştirme yönünde atılmış önemli bir entellektüel adım olarak öne çıktı.
Çin’in “cihan hâkimiyetine“ yönelik tahayyülü 21. yüzyıl dünya jeopolitiğinin yeni çekirdeğini oluşturuyor. Bu tahayyüle ortak olarak Rusya’yı da ekleyebiliriz. İki ülke de çok kutuplu adil bir küresel düzenin inşa edilebileceğini düşünüyor.
ABD Başkanı Trump’ın ilk döneminde ulusal güvenlik danışmanlığı yapmış John Bolton’un geçtiğimiz günlerde Harvard Kennedy School’da yaptığı konuşmada “ABD’nin Çin’i yanlış anladığını” söylemesi aklıma Mearsheimer’ın Büyük Yanılgı: Liberal Hayaller ve Uluslararası Gerçekler (2018) isimli eserini getirdi.
ABD’nin geri çekilişi Çin’e “düzeni savunan güç” rolünü üstlenme fırsatı verdi.
Prescott ve Gewirtz’in Foreign Affairs makalesine yakından bakalım.
Makaleye göre Trump, BM’yi ve ittifakları hedef alırken ABD küresel düzenin seyircisine dönüştü. Çin ise ŞİÖ ve BRICS gibi platformları kullanarak kendisini merkeze koyan bir yaklaşımı benimsedi.
Xi’nin hedefi: ABD’yi dışlamak değil, mevcut kurumların ağırlık merkezini Pekin’e kaydırmak.
Müttefiklerle savaşmaktan daha kötü tek şey, müttefiksiz savaşmaktır demiş Winston Churchill ikinci dünya savaşının en sıcak günlerinde.
Bugün dünyaya bakarken, Churchill’in bu sözünün ABD-Çin rekabetinin gölgesinde yeniden anlam kazandığını görüyoruz.
ABD-Çin rekabeti çeşitlenerek farklı cephelere yayılırken yeni soğuk savaşın daha belirgin bir karakterde ön plana çıktığını müşahede ediyoruz.
Çin, Pekin'de tarihinin en büyük askeri geçit törenini düzenledi.
Bu tören Çin'in çok kutuplu yeni dünya düzeni vizyonunu destekleyecek güce
sahip olduğunu gösteriyor.
Geçit töreni ile ilgili gelişmelere ve sergilenen silahlara yakından bakalım.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack: “Artık dünyanın güvenlik garantörü değiliz, Herkesin kendi ayakları üzerinde durması gerekiyor”. Bu ifadeler Washington’un uzun süredir dillendirdiği maliyet paylaşımı çağrısının net bir yansıması.
Tarihin ilk "dron savaşı" Ukrayna'da sahneleniyor. Tanklar ve topçular yerini ucuz, hızlı ve öldürücü dronlara bırakıyor. Cephede yaşanan bu derin değişime yakından bakalım. Kamikaze dronlar cephelere hâkim olmuş durumda. Tanklar artık dakikalar içinde imha ediliyor. Sürekli gözetleme, cephede hareketi neredeyse imkânsız hâle getirdi. "Görülen vurulur" ilkesi artık mutlak gerçek. Mevcut durumda manevra neredeyse imkânsız ve toplu birlik hareketi ise intihar anlamına geliyor.
Nadir toprak elementleri (NTE), telefonlardan elektrikli araçlara, rüzgar türbinlerinden F-35 savaş uçaklarına kadar yüksek teknolojinin vazgeçilmez hammaddeleri. “Nadir” ifadesi yerkabuğundaki azlıktan değil, çıkarma ve rafine etmenin zorluğundan kaynaklanıyor. Savunma sanayii bu metallere yoğun biçimde bağımlı.
Uluslararası siyasetin son dönemine damga vuran dinamiklerden birisi de Çin ve Rusya’nın derinleşen stratejik ortaklığı olarak öne çıkıyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile artan gerilim ve yoğunlaşan askerî ilişkiler “yeni bir eksen” ihtimalini güçlendiriyor. Nitekim kısa süre önce Rusya ve Çin ortaklığında Japon Denizi'nde gerçekleştirilen askerî tatbikat (Joint Sea-2025) iki ülkenin iş birliğine verilebilecek en güncel örnekler arasına girdi.
Çin Ningxia Üniversitesi Çin-Arap Araştırmaları Enstitüsü Direktörü ve CICIR eski başkan yardımcısı Li Shaoxian, Weibo’da dikkat çeken yorumlar yaptı.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Chatham House isimli “düşünce merkezi”nde yaptığı "Daha İyi Bir NATO İnşa Etmek" başlıklı konuşma sıradan bir beyandan ziyade Churchill’in 1936 yılında Avam Kamarasında yaptığı konuşmayı akla getirdi: “Savunmamızı düzene sokacak zamanımız olacak mı yoksa artık çok mu geç?”