Sovyetler Birliği'nin dağılmasından günümüze kadar dünya siyasetinde, muazzam etki uyandırması bakımından, 11 Eylül saldırıları benzeri bir gelişme yaşanmamıştır. Saldırılar dünya siyasetinin gündemi ve yapısıyla ilgili birçok sorunun yüzeye çıkmasına sebep oldu. Uluslararası ilişkiler disiplininde bir anlamda Sovyetler sonrası uluslararası sistem ve politikanın yapısını inceleyen çalışmaları andıracak şekilde benzer literatürün 11 Eylül sonrası ortaya çıktığına şahit olduk.
Özet (Stratejik Rapor No:13, Aralık 2005)
Bu çalışma tez yazım sürecinde ortaya çıkan bir düşüncenin ürünüdür. Sosyal Bilimlerde yazılan yüksek lisans tezlerinin çoğunluk itibarıyla raflara kaldırılması ve ilgili insanların faydasına sunulmaktan uzak kalması gibi sebeplerle tez yazılırken Bülent Aras ve Arzu Yorkan tez danışmanı ve öğrencisi sıfatlarıyla bu raporu, tez yazımına paralel süreçte hazırladılar.
Türkiye coğrafyası gereği çok boyutlu ve dinamik bir politika sürdürmektedir. Türk dış siyasetini yürütenler 11 Eylül saldırıları ve Irak’taki savaşın ışığı altında dış politika seçeneklerini dikkatli bir şekilde inceliyorlar.
Türkiye, Suriye ve İran Ortadoğu coğrafyasının üç önemli ve belirleyici aktörüdür. Bu üç ülkenin iç ve dış politik ortam ve gelişmelerine bakmak bir anlamda bütün Ortadoğu siyasetinin resmini çizmeyi gerektirir. Aynı resim içerisinde bölgenin uluslar arası sistemle ilişkisi çeşitli seviyelerde gündeme gelecektir. Bu üçlünün birbirleri ile ilişkileri, bölgesel politikaları ve uluslar arası sistemle ilişkileri aynı zamanda bir dizi ve sorun ve fırsatı tartışmayı gerektirmektedir.
SSCB’nin parçalanmasıyla birlikte Orta Asya ve Kafkaslar’da oluşan geçici güç boşluğu ve bölgenin önemli miktardaki enerji rezervleri büyük özellikle de sanayisi petrole bağımlı- güçlerin dikkatlerini bu bölgede yoğunlaştırdı.
Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, 22-23 Aralık tarihleri arasında geleceğe yönelik çok iyi beklentiler ile dolu bir ziyarette bulundu. Türkiye’nin Suriye’ye karşı resmi politikası, son yıllara kadar bilinçli bir uzaklaşma ve kontrollü bir gerilim olarak tanımlanabilir.
17 Aralık’ta AB ile müzakere tarihi alınması ile kısmen rahatlayan dış politika yapıcılarını önümüzdeki yıl sıkı bir gündem beklemekte. Türk dış politikası artık klasik bürokratik mekanizma ve kişilerin dışında ciddi bir sivil altyapıya sahip. Hem bürokratik, hem de sivil seviyelerde yakalanan dinamizm ve çok boyutluluk, bölgesel ve uluslar arası gelişmeler ile beraber ele alındığında uzun süreli bir dinginliğin yaşanamayacağı ortada.
Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, 22-23 Aralık tarihleri arasında geleceğe yönelik çok iyi beklentiler ile dolu bir ziyarette bulundu. Türkiye’nin Suriye’ye karşı resmi politikası, son yıllara kadar bilinçli bir uzaklaşma ve kontrollü bir gerilim olarak tanımlanabilir.
Eylül ayında Paris’te Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün düzenlediği toplantıda Avrupa güvenlik bürokrasisi ve uzmanlarından oluşan bir topluluğa yaptığı konuşmada Javier Solona’nın en fazla zorlandığı konu Irak kriziydi. Avrupa’nın Irak politikasının ne olduğu sorusunun cevabını tartışma kısmına bırakıyordu.
Kasr-ı Şirin anlaşmasından günümüze Türk-İran ilişkileri uzunca bir süre kontrollü bir tansiyon etrafında şekillendi. Her iki coğrafyanın etkili devletleri bir soğuk barış ile çatışmadan kaçınmayı yeğledi.
Türkiye’nin son iki yılda ciddi bir toparlanma içine girdiği ilgili uzmanların üzerinde uzlaştığı bir olgu. AB süreci ile yakalanan değişim ivmesi hayatın tüm alanlarında hissedilmeye başlandı. Türk dış politikası aynı değişim rüzgarından payını almış ve özellikle etrafımızdaki ilk halka komşu ülkelere karşı yeni açılımlar ortaya konmuştur.
Irak’ta Türk kamyon şoförlerinin öldürülmesi insani bir dramın yanı sıra Türk dış politikası açısından önemli sonuçlar doğurabilecek bir sürecin başlangıcı. Bu durumun Arap kamuoylarında nasıl yankılanacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ancak devlet yönetimleri, entelektüeller ve uzmanların bir çelişkinin üzerinde duracaklarını ilk tepkileri gözlemleyerek öğrenmek mümkün.