Alman Marshall Fonu (GMF), “Eğer Çin Tayvan’a Saldırırsa” başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, Tayvan meselesine “Pekin’in ödeyeceği bedel” üzerinden bakıyor. Raporun ayrıntılarına yakından bakalım.
“Dünya Savaşı”nı sadece birçok ülkenin katıldığı bir çatışma olarak tanımlamak zor. Bu aynı zamanda küresel güç hiyerarşisinin (patronun kim olduğunun) şiddet yoluyla değişmesi anlamına da geliyor. Tarih, bu değişim sancılarının nadiren kansız olduğunu gösteriyor.
Maduro’ya yönelik şok edici bir operasyon icra eden Trump yönetimi “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” dedi. Bu hamle ABD–Çin rekabetini Venezuela üzerinden yeniden tanımlayan tarihi bir kırılma.
Aslında 2019’dan bu yana bölgede farklı bir denklem var. ABD'nin temel endişesi Çin’in Latin Amerika’daki kökleşmiş ve giderek derinleşen varlığı. Asıl mesele, Monroe Doktrini'nin 2.0 versiyonunu devreye sokarak, Çin ve Rusya’nın Batı Yarımküre'deki etki alanını kısıtlamak.
ABD ve Çin savaşmak zorunda mı? Graham Allison, Destined for War kitabında korkutucu bir tarihsel örüntüyü önümüze koyuyor. Savaş kaçınılmaz değil ama tarih aksini söylüyor.
ABD’li ünlü Profesör Graham T. Allison, 2017 yılında Destined for War: Can America and China Escape Thucydides’s Trap? adlı kitabı yazdı. Kitap şu cümle ile başlıyor: “İki yüz yıl önce Napolyon şöyle uyarmıştı: “Bırakın Çin uyusun, uyandığında dünyayı sarsacak.” Bugün Çin uyandı ve dünya sarsılmaya başladı.”
Çin Sosyal Bilimler Akademisi (CASS) tarafından düzenlenen ve yaklaşık 50 Çinli akademisyenin katıldığı “2025 Almanya Durum Semineri”nde gündem, Almanya’nın durumu ve Avrupa’nın geleceğiydi. Çinli uzmanlara göre Alman toplumu bugün rasyonel düşünceden ziyade “korku” ile yönetilmektedir. Bu kapsamda Almanya’yı kuşatan üç temel korku öne çıkmaktadır:
- ABD’nin kıtadan çekilmesi korkusu,
- Rusya tehdidi korkusu
- Çin’in rekabeti korkusu.
ABD Savaş Bakanlığı tarafından kongreye sunulan ve "Çin’in askeri gelişimini" (2025) içeren yıllık rapor yayınlandı:
Temel tespit: "Pekin'in faaliyetleri; 2049 yılına kadar 'dünya standartlarında' bir orduya sahip olma yönündeki beyan edilmiş hırsıyla örtüşüyor."
Campbell, Trump'ın son Asya gezisini "Shakespeare oyununun açılış perdesi" gibi yorumlamış. Eski dönem bitti: Artık G7 veya QUAD gibi çok taraflı zirveler yok. Trump, liderlerle teke tek (Bilateral) oturup "al-ver" yapmayı seviyor. Şunu da not etmiş: “Çin eskiden ikili görüşmeleri tercih ederdi, şimdi çok taraflılığa kayıyor. Trump ise tam tersine, çok taraflı masalarda (G7 gibi) rahat değil, ikili görüşmeleri tercih ediyor.”
Siyaset bilimci John Mearsheimer'a göre Avrupa'nın barış içinde yaşamasının tek sebebi, ABD'nin kıtadaki askeri varlığıydı. Bu güç, Avrupa ülkelerinin birbirine girmesini engelledi. Ancak tek kutuplu dünya bitti. ABD'nin yeni önceliği Çin ve Asya. Amerika gidince, Avrupa kendi güvensizliğiyle baş başa kalacak.
İngiltere’nin F-35 Kabiliyeti başlığı ile Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan rapor;
İngiltere’nin F-35 savaş uçağı programını inceliyor. The National Audit Office (NAO) yani İngiltere Devlet Denetim Ofisi, Savunma Bakanlığı’nın bu projeye harcadığı milyarlarca sterlinin ne kadar etkin kullanıldığını sorgulamış. Bugüne kadar yaklaşık 11 milyar £ harcanmış. Toplamda 138 uçak planlanmış. Şu anda (rapor tarihi itibariyle) sadece 37’si aktif.
“Yurtta sulh, cihanda sulh.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk'ün bu sözü, sadece bir dönemsel barış çağrısı değil; Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzyılı aşan dış politikasının özüdür.
Bugün, cumhuriyetimizin 102'nci yılında, Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında savrulmadan denge kurabilmesi, her zamankinden daha önemlidir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında da bu Doğu ile Batı arasında denge, dış politikanın ana eksenini oluşturuyordu.
Şayet ABD Ordusu’nun Janus Programı planlandığı şekilde ilerlerse, ülkenin 48 eyaletindeki ordu üslerinde 2028 sonbaharından itibaren faaliyette olacak nükleer mikro reaktörler bulunacak. Orduya göre, nükleer enerjinin eklenmesi askeri üslerdeki enerji kaynaklarını çeşitlendirecek ve dayanıklılığı önemli ölçüde artıracak.
"Bilgiyi toplamaktan ziyade onu kıymetlendirmek asıl mesele." | Uluslararası İstihbarat Araştırmaları Kongresi, istihbaratı disiplinler arası çalışmalar yaparak derinleştirme yönünde atılmış önemli bir entellektüel adım olarak öne çıktı.
Çin’in “cihan hâkimiyetine“ yönelik tahayyülü 21. yüzyıl dünya jeopolitiğinin yeni çekirdeğini oluşturuyor. Bu tahayyüle ortak olarak Rusya’yı da ekleyebiliriz. İki ülke de çok kutuplu adil bir küresel düzenin inşa edilebileceğini düşünüyor.
Bundan tam 2 yıl önce bugün yani 7 Ekim 2023’te Türkiye’de hiç gösterime girmeyen ‘Golda’ filmini izleme fırsatı bulmuştum. Sinemadan çıktığımda Orta Doğu’da yeni bir cehennemin yaşanmaya başladığını üzülerek öğrendim. 6 Ekim 1973’te Yom Kippur Savaşı başladığında ABD’de yüksek lisans eğitimine başlamıştım. Savaşın etkisi Orta Doğu’yu aşmış, petrol üreticisi ülkelerin başlattığı ambargo Batı Avrupa ve ABD’yi pençesine almıştı.
Küresel, kıtasal ve bölgesel mücadelede gelecek suyun altında. Deniz üstünlüğü artık suyun üzerinde değil, derinliklerde.
Dijitalleşme, radar ve uydu gözetimi yüzeyi şeffaf hâle getirirken, suyun altı hâlâ görünmezliğini ve gizliliğini koruyor. İşte bu yüzden denizaltılar, mayınlar ve insansız sualtı sistemleri günümüzün en kritik caydırıcı unsurları. ABD denizaltı gücünün %60’ını Pasifik harekat alanına kaydırdı.
ABD’nin geri çekilişi Çin’e “düzeni savunan güç” rolünü üstlenme fırsatı verdi.
Prescott ve Gewirtz’in Foreign Affairs makalesine yakından bakalım.
Makaleye göre Trump, BM’yi ve ittifakları hedef alırken ABD küresel düzenin seyircisine dönüştü. Çin ise ŞİÖ ve BRICS gibi platformları kullanarak kendisini merkeze koyan bir yaklaşımı benimsedi.
Xi’nin hedefi: ABD’yi dışlamak değil, mevcut kurumların ağırlık merkezini Pekin’e kaydırmak.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack: “Artık dünyanın güvenlik garantörü değiliz, Herkesin kendi ayakları üzerinde durması gerekiyor”. Bu ifadeler Washington’un uzun süredir dillendirdiği maliyet paylaşımı çağrısının net bir yansıması.
Tarihin ilk "dron savaşı" Ukrayna'da sahneleniyor. Tanklar ve topçular yerini ucuz, hızlı ve öldürücü dronlara bırakıyor. Cephede yaşanan bu derin değişime yakından bakalım. Kamikaze dronlar cephelere hâkim olmuş durumda. Tanklar artık dakikalar içinde imha ediliyor. Sürekli gözetleme, cephede hareketi neredeyse imkânsız hâle getirdi. "Görülen vurulur" ilkesi artık mutlak gerçek. Mevcut durumda manevra neredeyse imkânsız ve toplu birlik hareketi ise intihar anlamına geliyor.
Bir zamanlar "Seward'ın Deliliği" olarak bilinen Alaska bölgesi, geçtiğimiz günlerde Rusya lideri Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump'ın görüşmesine ev sahipliği yaptı. Alaska’nın Elmendorf-Richardson Ortak Üssü’nde 15 Ağustos 2025’te yapılan zirve, temelde Rusya-Ukrayna savaşına ateşkes-barış getirmeyi hedeflemekteydi fakat beklenilen gerçekleşmedi.
Güvenlik anlayışı, artık konvansiyonel sınırlardan dijital derinliklere kaymıştır. Bugünün tehditleri, bir merminin değil, bir verinin rotasında şekillenmektedir. Savaşın yeni cephesinde en etkili silah; algoritmalarla beslenen, öngörüye dayalı bir zekâdır. Bu, yalnızca bir teknolojik evrim değil; aynı zamanda bir zihniyet devrimidir. Türkiye, bu devrimi geç fark eden değil, yöneten ülkelerden biri olma yolunda kararlılıkla ilerlemektedir.
Çin, 2024’ten itibaren Kuzey Afrika’ya yönelik ilgisini yeniden artırmış ve özellikle Libya üzerinden bölgeye dönük kapsamlı bir açılım başlatmıştır. Siyasi tarafsızlık ilkesine dayalı yaklaşımı, Tobruk ve Trablus yönetimleriyle eşzamanlı ilişki kurmasına olanak tanımaktadır. Kuşak ve Yol Projesi çerçevesinde raylı sistem, enerji, altyapı ve liman yatırımları ön plana çıkarken, Bingazi Metro Projesi gibi yüksek maliyetli girişimler Çin’in Libya’ya dönüşünün sembolü niteliğindedir.
Nadir toprak elementleri (NTE), telefonlardan elektrikli araçlara, rüzgar türbinlerinden F-35 savaş uçaklarına kadar yüksek teknolojinin vazgeçilmez hammaddeleri. “Nadir” ifadesi yerkabuğundaki azlıktan değil, çıkarma ve rafine etmenin zorluğundan kaynaklanıyor. Savunma sanayii bu metallere yoğun biçimde bağımlı.
Uluslararası siyasetin son dönemine damga vuran dinamiklerden birisi de Çin ve Rusya’nın derinleşen stratejik ortaklığı olarak öne çıkıyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile artan gerilim ve yoğunlaşan askerî ilişkiler “yeni bir eksen” ihtimalini güçlendiriyor. Nitekim kısa süre önce Rusya ve Çin ortaklığında Japon Denizi'nde gerçekleştirilen askerî tatbikat (Joint Sea-2025) iki ülkenin iş birliğine verilebilecek en güncel örnekler arasına girdi.
İngiltere kısa süre önce "Stratejik Savunma İncelemesi 2025" başlıklı kapsamlı bir stratejik savunma belgesi yayınladı. Belge, NATO’yu savunmanın merkezine koyan bir “Önce NATO” yaklaşımını net şekilde vurguluyor. İngiliz savunma bakanı Healey'e göre stratejik savunma planlarının orduyu '10 kat daha ölümcül' hale getireceğini söyledi. Belgeye biraz daha yakından bakalım.