Kozmopolit Toplum, Sufizm ve İslam
Süleyman ŞENSOY
Süleyman ŞENSOY
TASAM Başkanı / Chairman
Yayın Tarihi : 17.11.2014
Kozmopolit Toplum, Sufizm ve İslam Bugüne dek hep uluslararası ilişkiler ve makro politikalar üzerine konuştum. Bugün ilk defa böyle bir konuda konuşacağımı Herat’a gelince öğrendim. Düşüncelerimi bu iki disipline bağlı kalarak paylaşmak istiyorum.
 
Tüketim, üretim ve büyüme sarmalına sıkışmış bir medeniyetin içinde yaşıyoruz. Bu tıkanıklığı Doğu’daki ve Güney’deki yeni güç adayları daha da artırıyor. Çin’in agresif büyümesini buna örnek gösterebiliriz. Uluslararası ilişkiler ve uluslararası güvenlik,  bu ekonomik baskının paylaşımında bir bilim dalı olarak kendini gösteriyor. Tüketim, üretim ve büyüme zinciri, ekoloji ile birlikte insanı da büyük ölçüde tüketti. İnsan kendisini yaratan Allah’ın yansımasıdır, ancak insanın yaptığı işlerin yansıması da bizi bugünkü medeniyet çıkmazına getirdi. İnsanın tükenişi ile ekolojinin tükenişi aslında aynı şey ve birbirine bağlı.
 
Hayatın anlamı, “bulduğunu ya da bulunması mümkün olmayanı aramak” olarak tarif ediliyor. Bu arayış, “var oluş” esaslarına uygun olduğu zaman dünya daha farklı şekilleniyor. Yaratılış amacının dışında bu arayış sürdüğü zaman da bugünkü çıkmaza geliyoruz. Sufizm, bu arayışın doğru parametrelere oturması için çok güçlü referanslar barındırıyor. Çünkü bu arayış, hayatın anlamını arayış, insanı şekillendirdiği gibi bütün devletler ile uluslararası sistemi ve ilgili tüm standartları şekillendiriyor. Fakat Sufizm’in, geldiği noktada kurumsal olarak yeniden temsil edilmeye ihtiyacı var. Bu bağlamda; referans değerler, kurumlar ve kişilerin yeniden yorumlanmasına ihtiyaç var. Bu yorumun güçlü temsili çok önemli. Yoksa Sufizm bir edebi ya da romantik alan olarak kalabilir.
 
Sorunların çözümü için Sufizm, hem İslam ülkeleri hem de uluslararası sistem açısından önemli bir enstrüman haline getirilebilir. Trans-Atlantik ve Trans-Pasifik’te oluşan yeni Batı merkezli ortaklık ve bunun karşısında yer alan Doğu’daki ve Güney’deki yeni güçler ile bunların arasına sıkışmış yaklaşık 100 ülke var ve bu rekabet altında büyük bir bunalım geçiriyorlar. İslam Dünyası da tam bu rekabet alanında yer alıyor. Arap Baharı ile başlayan süreç, bu rekabetin sonuçlarını bize göstermiştir.
 
Dünyadaki yeni rekabetin, üç temel parametresi var; mikro-milliyetçilik, entegrasyon ve öngörülemezlik. Bu üç parametreden özellikle mikro-milliyetçilik, çok yıkıcı sonuçlara yol açıyor. Çünkü farklılıkları tahrik ederek yeni mikro devletler kurulmasını teşvik etmek çok riskli sonuçlar doğurur. Suriye, Irak, Ukrayna, Libya, Sudan, İskoçya ve Katolonya çok yeni örnekler. Bu mikro-milliyetçilik akımının önümüzdeki on yılda, dünya sistemine, mevcut sayı kadar yeni üye katabileceği öngörülüyor. Dolayısıyla “çeşitlilik içinde birlik” fikrini destekleyen Sufizm, bu alanda da önemli bir katkı sunabilir. Ayrıca reel politiği reddeden aşırılıklar ve aşırılıkçılar için de Sufizm yine önemli bir panzehir olabilir.
 
Son olarak şunu söylemek isterim ki, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan uluslararası sistem şu anda çatırdıyor. Yeni güç adaylarını da kapsayacak şekilde yeni bir sisteme ihtiyacımız var ve bu yeni sistemin temel sloganının “güç ve adalet” olması gerekiyor. Bu slogan; meşru yoldan ulaşılan güç ve bunun adaletle tasarruf edilmesini ifade ediyor. Güç ve adalet inşası için de Sufizmin önemli referansları olduğuna inanıyorum. Teşekkür ediyorum.
 
( TASAM Başkanı Süleyman Şensoy’un Konuşması |  Herat Güvenlik Diyaloğu 3. Uluslararası Konferansı | 27 Eylül 2014 )
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC