Bir Van Sonbaharı’ndan Selamlar
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 30.10.2014
Bir Van Sonbaharı’ndan Selamlar TASAM’ın düzenlediği Türkiye-İran Forumu için uzun yıllar sonra Van’a geldim. Şehirde deprem sonrasında gerçekleştirilen yeniden yapılanma gayet başarılı buldum. Kaldırılamamış yıkıntı elbette var. Ama o da devam edecek faaliyetlerin bir anlamda güvencesi.
Yenilenmiş bir Yüz, Yepyeni bir Bakış Açısı
Güzelim göl, peyzaja hakim. Derin ve parlak maviliğin insana telkin ettiği huzur Van’a yansıyor. Ama bu huzurda, güven, özgüven ve geleceğe yönelik olumlu beklentilerin payı azımsanmamalı. Van her şeyden önce bölgesel faaliyetlerde daha fazla rol üstlemeye talip. Yapabileceğini istiyor. Bunu da Van’lı üreticiler, tüccar ve  iş adamları pek güzel açıklıyor. Üniversite de Van ile bütünleşmiş. Farklı dilden konuşmuyor, Üniversite için hayata geçirilmiş örnek projelerin, Van’a yayılabileceğine inanıyorlar. Bu projelerin başında, alternatif bir enerji kaynağı olan güneş enerjisi uygulaması geliyor.
Sınır Aşan bir Temiz Enerji
Dost elini sınırın ötesine de uzatmaya hazırlar. Güneşin parlaklığından aynı şekilde istifade eden İran’ da da neden solar membran’lar enerji üretip, şimdi olduğu gibi ortak elektrik ağına (grid) aktarılmasın? Elektrik enerjisinin, iki ülke arasındaki kadim dostluk köprüsünün yeni yapı taşı olduğuna inanıyorlar. Temiz, faydalı ve inkıtasız.  Elbette, yaptırımlar sona erer ve  İran yeniden dünya ile bütünleşirse bu alana başta Alman ve İspanyol firmaları olmak üzere bir çok ülke girmek isteyecektir. Ama Türkiye “ben de buradayım. Hem de size en yakın yerde” işareti veriyor.
“Men Çiguyem, Tamburam Çimiguyem” Değil Bu
Van şehri,önce bölgeye ve sonra dünyaya açılmak istiyor. İran’ın Batı’sındaki Hoy ve Urumiye şehirleri ile sınır ticareti yapabilmeyi düşlüyor. Bunun için ulaştırma ve haberleşme anlamında fiziki altyapının güçlendirilmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Gümrük kapılarındaki bürokrasinin azaltılması, keyfi denetimlerin sona erdirilmesi ve en önemlisi ticaretin ayni değil, nakdi ödeme araçlarına dayandırılması, özellikle sarrafiye’nin ticaretteki rolünün sona erdirilmesi en önemli dilekleri. İran da bir an önce yaptırımların sona ermesini ve tekrar dünya ile bütünleşmeyi bekliyor. Türkiye ile ilgili olarak ise, Van’da bir konsolosluk ve bir İran Bankasının açılması için izin verilmesini istiyor. Tabii ikincisinin olabilmesi için yaptırımların sona ermesi gerekiyor. Türkiye bunun dışına çıkamaz. Ama şurası açık. Her kez aynı dili konuşuyor. Van ne İster ise İran da benzerini istiyor.
Barış içinde Kalkınma
Yıllar öncesi ile kıyasladığımda, etrafındaki ateş çemberine rağmen daha huzurlu bir Van gördüm. Bu acaba en kötüyü yine yaşadıkları, ölümle yaşam arasında gidip geldikleri için mi? diye düşünmekten kendimi alamadım. Üstelik Van depreminin yıldönümünde oradaydık. Yardımlarına yine önce devlet koşmuş, yaraları sarmaya çalışmış ve yıkıntının psikolojik etkini azaltmak için hemen yeniden inşa etmeye başlamış. Teşviklerle, güzel Van’a  lüks oteller hemen  gelmiş ve nice Van’lı genç için bir iş başında eğitim, iş ve aş kapısı olmuş. Ama dikkatimden kaçmayan bir hususu daha sizlerle paylaşmak isterim. Şimdi insanlar kendi etnik kimlikleri ile ve “Türk” vatandaşlığı ile eskiye oranla daha barışık gözüktü gözüme. Neden mi? Ömrümde ilk defa, yanılarak “siz İran’lı mısınız” diye sorduğum bir genç adamdan, “hayır ben Türkiye Kürdü’yüm” cevabını aldım da ondan. Evet, Irak, İran ve Suriye  Kürdü olmak var da, neden Türkiye Kürdü olmak olmasın? Eğer bu bizi barış içinde yola devam ettirecekse, elele kalkındıracaksa en makbulü bu olmalı.  
 Ve Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (DAKA)
İki arada bir derede DAKA’nın genç, dinamik ve kendilerini yürekten ülke kalkınmasına adamış, mühendis ve teknisyenleri ile göl kıyısında buluştuk. Bize Van’ın halen değerlendirdiği ve henüz kullanamadığı zengin üretim potansiyelini anlattılar. Adilcevaz’ın cevizi,  Ahlat’ın “Pembe Hanım” Starking elmasının gül rengi, emsalsiz Van vişnesi, Ziraat Mühendisi Başkanın dilinden düşmüyor. Gevaş Bal üreticileri Birliği Başkanı ise, şifalı bal ve polen’i hararetle tatmamızı öneriyor. Ve tabii küçük ölçekli aile işletmelerinde üretilen Van peyniri, kaymağı ve tereyağı, şimdilik ancak Van’ın ve uzanabildiği Batı illerinin ihtiyacını karşılıyormuş. Ama ya sınaileşirse? İşte o temkinle ele alınması gereken bir konu. Bu özgünlüğü yitirmeden yapılabilirse ne ala. Yoksa? Anladığım kadarı ile özgün özellik ve doğallık yitirilsin istenmiyor. Van’lı kalkınmak istiyor. Ama para ile doğallık arasındaki tercihini doğallıktan yana koymak taraftarı.   
“Bana bir Fırsat Verin Yeter” diyen Yerel Mucit Tillo Mehmet
Atak ve daima düşünen bir yaman adam bu Van’lı Tillo Mehmet Ağa. Belli ki, “Anlı ve şanlı”. Ama onun “kılıcı kanlı” değil, zekası parlak. Küçücük bir kablo bulup patentini almış. Bu küçücük kablo büyük bir israfı önler ve daha da büyük bir katma değer yaratırmış. Tillo Mehmet çok gerçekçi. “Niye yeni sınır kapısı açılsın?” diye soruyor. “Önce mevcut kapıları yeterince kullanalım. Bu kapris ile olmaz ki”. “Bir yerdeki faaliyeti, bir başka yere kaydırma kararı rasyonel bir tercih olmalı” anlamına gelen bir şeyler söylüyor.  Ama İran ticaretinden dertli. “Yollar bozuk; denetimler keyfi ve bize muamele kötü” diye durum özeti verip, İran’lıların tutmadığı elimi hararetle sıkıyor ve ilave ediyor: “Hocam, makul fiyat, yüksek kalite ve gereken miktarı garanti edersen her yere, her şeyi  satarsın. Ne tartışıyor bunlar?”
İşte Van böyle bir yer.
TASAM Van programı rüzgar gibi geçti. Güzel şehir bize hep güneşli yüzünü gösterdi. Tillo Mehmed’i, doğal güzelliği, beni uçaktan inerken “hoşgeldin yenge” diye selamlayan tüm sıcak kanlı insanları  ve başta Sayın Vali olmak üzere şehre gönül vermiş tüm bürokrat ve uzmanları ile tüm Van’a ve Van’lıya selam olsun. 
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC