Sektörel Derinleşme, Değerler İnşası ve Eleştirel Düşünce
Süleyman ŞENSOY
Süleyman ŞENSOY
TASAM Başkanı / Chairman
Yayın Tarihi : 12.9.2014
Sektörel Derinleşme, Değerler İnşası ve Eleştirel Düşünce

Türkiye’nin Stratejik Vizyonu 2023 adını verdiğimiz Proje yaklaşık sekiz yıldır devam ediyor ve TASAM’ın üç ana faaliyet alanından birini oluşturuyor. Diğer iki alan ise; küresel ölçekte on farklı başlıkta yürütülen Dış Politika Çalışmaları ve bu çalışmalara konu olan bölgelerdeki düşünce kuruluşları üzerine oluşturulan Uluslararası Ağlar

Türkiye’nin Stratejik Vizyonu 2023 Projesi, dışarıdaki rekabeti ve gelişmeleri görmeye çalışmaktan doğdu. Başlangıçta Proje’yi Ankara’ya anlatabilmek için 18 kez gidip gelmek gerekti. Bu gidiş gelişler ise büyük finansman desteği almak için değil devletin farkındalığını sağlamak içindi. Çünkü sonuçta üretilen şeylerin bir şekilde uygulamalara yansıması gerekiyor ki işe yarasın. Türk akademi dünyası olarak binlerce çalışma yapıyoruz ancak uygulamaya yansımadığı için akademik literatüre biraz katkı sağlamak dışında önemli bir yere varmıyor.

Proje’de ilk dört yıl boyunca “Uluslararası İlişkiler”, “Uluslararası Güvenlik”, “İç Siyaset”, “Ekonomi”, “Eğitim - Bilim - Teknoloji” ve “Kültür” başlıklı altı ana tema üzerinde çalışıldı. Bunlar daha çok millet ve devlet olmanın bize göre temel parametreleriydi. Bunlar tartışıldı, çok sayıda çalışma yapıldı ve iki defa Ana Taslak Belge yayımlandı. Anadolu’da yaklaşık otuz ilde Valilerimizin liderliğinde toplantılar yapıldı. Ankara’da Bakanlıkların ve merkezî hükümete bağlı olmayan diğer bağımsız kurum ve kuruluşlarda toplantılar yapıldı.

Dolayısıyla, özellikle son iki - üç yıldır görünür hale gelen 2023 söyleminin oluşmasında Proje’nin ciddi bir katkısı oldu. 2011 Genel Seçimlerinde, bildiğiniz gibi bir önceki milletvekilliği seçimlerini hem iktidardaki AK Parti hem de muhalefetteki Milliyetçi Hareket Partisi, “2023 kampanyası” üzerine oturttular. Ondan sonra bu konu çok daha popüler bir hâle geldi.

Ama siyasetin doğasında bir şey var; eline aldığı şeyin içini boşaltabiliyor. Yani bunu eleştiri olarak da alabilirsiniz, tespit olarak da... Ortaya öyle hedefler konuldu ki, bunlar kesinlikle bizim çalışmalarımızda yok. Bunları reddetmiyoruz da. Yani siyaset gerektirdiği için üretilmesi icap etmiş olabilir ama hiçbir şekilde başarılması mümkün olmayan rakamlar ve hedefler ortaya kondu. Örneğin 500 milyar dolar ihracat hedefi var ve bu herkesi çok heyecanlandırıyor. Buna mevcut üretim tüketim dengesinde baktığımız zaman, ya da ihracattaki ithalat oranına baktığımızda 500 milyar dolar ihracat yapabilmek için 850 - 900 milyar dolar ithalat yapmamız lâzım. Yani bu, kural olarak “iki kere iki eşittir dört” gibi şu anda. Aradaki açığı bir yıl bile finansa edebilmeniz mümkün değil. 2.860 kilometrelik periferik derinlikte ihracat yapabilen, eksi %40 ile ihracat yapabilen; yani 150 milyar dolar hacminde satabilmek için 250 milyar dolar ithalat yapan, ortalama %3,7 ihracat kârlılığı olan, %7 turizm kârlılığı bulunan ve bu periferi ile çok ciddi güvenlik sorunları da olan, hemen hemen orta ve gelişmiş hiçbir pazarda bir - iki sektör hariç rekabet edemeyen bir ülke için; iki trilyon dolar millî gelir, 25.000 dolar kişi başına millî gelir, 500 milyar dolar ihracat gibi hedefler elbette çok güzel ama temeli yok.

O rakamları belirlemekten ziyade, nasıl bir kapasite inşa edileceği önemli idi. Biz de bu nedenle 2011’den sonra Proje’de ikinci aşamaya geçtik. Bu farkındalığı oluşturmak için 10 Stratejik Lokomotif Sektör belirlendi. İlgili bakanlıklarla, kurumlarla çalışıldı. Çok önemli mesafeler kat edildi; Savunma ve Savunma Sanayii, Mesleki Eğitim, Bankacılık gibi alanlarda önemli mesafe alındı. Stratejik Lokomotif Sektörler çalışmaları devam ederken Projenin üçüncü ve son aşaması olan “Değerler İnşası” çalışmalarına başlandı son bir yıldır da devam ediyor.

Türkiye siyasi, askerî, ekonomik alanda biraz heyecanlı ve öfkeli de olsa bir “güç merkezi” olmaya aday. Ama bu talip olduğu gücü ve refahı toplumsal olarak nasıl yönetecek, hangi “değerler inşası” ile bunun medeniyet boyutu tamamlanacak ve hem bölgesi hem de dünya için nasıl “cazibe merkezi” olacak? Zira  bizim gibi ülkeler için “değerler inşası” olmadan elde edilen refah büyük ölçüde çürüme getiriyor ve çok riskli. Bunun olumsuzluklarını da kısmen yaşıyoruz.

Bu çerçevede bir katkı sunmaya çalıştık; bir konsept kâğıt oluşturuldu, birtakım çalışmalar yapıldı. Daha önce bir “Hazırlık Çalıştayı” gerçekleştirildi. Burada bulunan hocalarımızdan bazıları ona da katıldılar. Anadolu’da henüz iki ilde “Marka Şehir Toplantıları” yapıldı.

Burada temel hedef; endüstriyel veya ekonomik alandaki kapasite inşasına paralel olarak; toplumda hayat tarzı ile temsil edilebilen değerler inşası ne olmalıdır, “Referans Değerler, Kurumlar ve Kişiler” dediğimiz öğeler nelerdir? Bu anlamda yapılmış çok değerli çalışmalar var ama “bunlar yeniden daha somut hâle nasıl getirilebilir, yeniden daha iyi nasıl yorumlanabilir” sorularına cevap arıyoruz.

Bir önceki çalıştayda ortaya şöyle bir tablo çıktı. Bir taraf çok iyimser bir bakışla “Özellikle İslâm sonrasına dayanan çok sağlam ve köklü referanslarımız var ve biz bu işleri çok kolay yaparız” deme eğilimindeydi. Diğer taraf ise “Artık Türkiye üretim ve tüketim standartlarını belirlemiyor, dolayısıyla bu tür butik yaklaşımlar fantezidir, uluslararası sistemin nereye gittiğine bakmak lâzım, çok da yapılacak bir şey yok” ifadesinin içeriğine benzer kötümser bir yaklaşım sergiledi.

Sanırım ikisinin ortasında bir yol bulmak zorundayız. Çünkü gerçekten bu üretim ve tüketim standartlarını ve tarzını belirleyemiyor olmak çok önemli bir engel ve açmaz. Dolayısıyla çok butik bir şey yapıp bir zayıflığa da dönüştürmememiz gerekiyor.

Örneğin Afrika’da insanlar kendilerine göre dünyada cenneti yaşıyorlardı ama ateşli silahları olmadığı için başlarına gelmeyen kalmadı. Aynı şey Lâtin Amerika’da da yaşandı. Bu yüzden çok butik yaklaşımlarda büyük riskler var. Uluslararası sistemin de standartlarını doğru takip edip, Türkiye’nin bölgesinde önceliklerini iyi sıralayarak - çok sık kullanılan tabiriyle - bir “model rol” ya da “ilham kaynağı” olmaması için bir sebep yok. Hedeflerin çok iyi belirlenmesi gerekiyor.

Gelişmiş ülkelerde çalışılmış ve başarılmış çok basit bir formül var; Ülkenin siyasi hedefleri, ona uygun ekonomik hedefler yani ekonomi politikası, onunla uyumlu sektör politikaları ve onunla örtüşecek alt sektör politikaları. Bu dördü birbiriyle uyumlu olduğu zaman israfa yol açan tekrarlar azalıyor, herkes birbirini tamamlayacak biçimde çalışıyor ve verimlilik çok yüksek bir noktaya ulaşıyor. Şu anda İslâm ülkeleri açısından baktığımızda bunu başarabilen bir tek Malezya var ve başarısı da ortada.

Türkiye bunu henüz başarabilmiş değil. Dolayısıyla milyonlarca tekrar var. Birçok bakanlık diğerinin yaptığını etkisileştirmek için çalışıyor ama farkında değil. Var gücüyle ve gece gündüz ibadet aşkıyla çalışıyor ama yaptığı şey bir başka bakanlığın yaptığını azaltmaya bazen de negatif etkiye dönüşmesine yarıyor. Siyasi hedeflerin müşterek belirlenemeyişinde ve ilgili uygun politikaların aşağıya doğru sıralanamayışında, ideolojik kamplaşmanın da çok büyük etkisi var. Dolayısı ile bütün bu temel göstergeler içinde Türkiye’nin hem sektörler anlamında, endüstriyel - finansal anlamda derinleşmesi hem de “değerler inşası” anlamında derinleşmesi açısından önümüzde uzun bir yol ve yapılacak çok fazla iş var.

Belki bir yıla kadar bu 2023 rakamını da revize etmek gerekebilir. Onun üzerinde de düşüncelerimiz var. Ancak henüz paylaşılacak noktada değil. Böyle bir perspektif içinde referans değerler, kurumlar ve kişiler üzerinde  - mesela hangilerine odaklanmalıyız noktasında - özellikle somut ve yön verici fikirlerinize çok büyük ihtiyacımız var, Ülkemizin çok büyük ihtiyacı var! TASAM da bunları yansıtmaya çalışan bir kurumdur. Bizim görevimiz sizlerin fikir ve düşüncelerini somut öneriler olarak raporlaştırıp sistem içinde uygulanabilir hâle getirmeye çalışmaktır.

Her alanda olduğu gibi buradaki bütün yaklaşımların da Türkiye’nin eleştirel düşünce kapasitesi inşasına bir katkı sunması gerekiyor. Eğer bir ülkenin eleştirel düşünce kapasitesi yoksa hiçbir sektörde ve alanda yeni tabirle “inovasyon” olması mümkün değildir. Ülke olarak bu eleştirel düşünce eşiklerini de sürekli geri çekiyoruz. Burada ciddi özeleştiriye çok ihtiyacımız var, böyle bir toplum felakete gider. Dolayısıyla hem kurumsal anlamda hem ülke anlamında hem içinde bulunduğumuz bölge ve dünya anlamında kıyasıya, bilimsel temelde eleştiriye ihtiyacımız var. O eleştirel düşünce zayıflığını iç politikadan çıkarıp hemen dış politika bakımından bir misal vereyim; Bizim Avrupa’nın geleceği ile ilgili hiçbir şey söylediğimizi hatırlamıyorum, yaklaşık 60 yıldır Avrupa Birliği macerası olan bir ülke olarak Avrupa’nın geleceği ile ilgili bir tartışmaya Türkiye’nin girdiğini hatırlamıyorum. Yani hem iç hem dış eleştirel düşünce kapasitesinin inşasına da çok katkı sunmamız gerekiyor. Bunlar tartışıldıkça, konuşuldukça ve işlenip geliştirildikçe politika hâline gelebilecektir.

( TASAM Başkanı Süleyman ŞENSOY | Açılış Konuşması | Medeniyet İnşası Türkiye Vizyonu Çalıştayı - 1 | 09.09.2014, Ortaköy Princess Otel - İstanbul )

Resim Albümü
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC