Harekât Öncesi Obama Yönetimine Birkaç IŞİD Tespiti:Bataklığı Kurutmak
Altan ÇETİN
Prof. Dr. Altan ÇETİN
Harekât Öncesi Obama Yönetimine Birkaç IŞİD Tespiti:Bataklığı Kurutmak

ABD yönetimi şu an geçte olsa IŞİD ile mücadele noktasında bir operasyon planı açıkladı. Lakin bu operasyon Afganistan’daki gibi bataklık kurutmaktan çok sivrisinek kovalamaya benzer bir karakter gösteriyor. Her ne hal olursa olsun modern zamanlarda mezhepçi aklın yeni bir tarihi üretimi olan bu örgüte karşı bir tavır alınmış olması bile ABD’nin Hüseyin Barak Obama’sı için bir vicdan kıpırtısı olarak görülebilir!!! Lakin IŞİD örgütünün şu ana kadar Ortadoğu’nun Arap Baharı ile yaşadığı dönüşüm talebine tam bir darbe olduğunu değerlendirmemek mümkün değil. Bu yolla demokratik önceliklerin yerini yeniden güvenlikçi politikaların aldığı ve bunun bölgede geriye dönüş olarak eski yöntemlerin yeniden canlanmasına yol açtığı bir gerçektir. Suriye’de akan kan, Irak’ın istikrarsız bölünmüş yapısının güçlenmesi, Türkiye sınırında yaşanan anlamsız bölünme senaryolarının değirmenine su taşıyan gelişmeler, İsrail için daha güvenli bir bölgenin kurgulanması gibi pek çok husus IŞİD varlığı ile bölgede aniden zuhur eden gelişmeler oldu.

IŞİD meselesine dair yaklaşımda öncelikle olarak Batı bloğunun kadim Türk ve İslam yapısını risk görmekten vazgeçip mezhepçi vurgulu, bölmeye çok uygun, istikrarsızlaştırmaya müsait ve kullanılmaya açık yapılarla ilişki kurmak tarzından uzaklaşması gereklidir. Musul, Halep ve Kahire, Trablusgarp çizgisindeki mevcut durum Selahaddin Eyyubi stratejisi ve pratiği ile bile bölgeye baktığımızda, O Kahire, Halep ve Musul’da istikrarı sağladıktan sonra Kudüs’ü istirdat etmişti, yırtılmanın boyutlarının ne feci bir noktada olduğunu göstermektedir. Bu nedenle ideolojik yapılanma bakımından mezhepçi ve bölgeci yaklaşımların ötekileştirilmediği ve istikrar ve kalkınma öncelikli yaklaşımların dillendirilmediği bir ABD müdahalesi bölgede daha çok ve uzun süreli bir istikrar özlemini getirecektir. Arap Baharının vaat ettiği Türkiye-Mısır ve Suriye hattının paramparça edildiği şu ortamda mezhepçi tercihlerin IŞİD gibi yapıları tevlid edeceği aşikâr idi. Buna bölücü yaklaşımlı örgütlerin de kendini bu süreç üzerinde tezkiye ve tebrie etme çabası da göz önüne alındığında gelişmenin hizmet ettiği boyutlar aşikâr görülecektir. Bu nedenle bölgede İran, Suudi Arabistan gibi dostlarımızın(!) sürdürdüğü politikalar hep dillendirilen Selçuklu-Osmanlı sürecindeki siyasetin dün olduğu gibi bugünde muhalifi olarak benzer varyantlarla sürmektedir. Dolayısıyla ideolojinin ve siyasetin mezhepçi ve etnik bir bataklığa dönüştürdüğü bir manzara karşısında bombalarla yapılacak müdahale tek taraflı menfaatleri konsolide etmenin ötesinde bölgeye ve insanlarına; Suriye, Filistin, Irak’taki çocuklara ve Esmalara ne fayda sağlayacaktır meçhul.  

Burada IŞİD’in ne olduğunu tartışmak yerine sonuçlara bakmak daha doğru olacaktır. ABD hükümeti bataklığı kurutmak istiyorsa yapacağı ilk iş Suriye’de süren iç savaşın bitmesini sağlayacak kesin girişimlerde bulunmasıdır. Uçaklardan gayri nizami unsurların üstüne yağdırılacak bombalar bölgemizde biraz daha silah ticaretinin artması, güvenlikçi tedbirlerin yayılması, Mısır darbesinde de güçlü bir rol alan selefi yaklaşımın daha da mağduriyet ile zeminini geliştirmesi gibi sonuçlar doğurmanın ötesinde netice veremeyecektir. Afganistan tecrübesi bunu göstermektedir. Bu nedenle öncelikli olarak IŞİD meselesi çözülecekse Suriye konusu halledilmelidir. Zira bir bataklığa dönen Suriye şu an her tür zararlı yapıyı doğruma ve yaşatma potansiyeline sahiptir. Elimize sivrisinek kovarlar alıp yollara düşmek mevcudunu azaltmanın ötesinde reel bir sonuç vermeyecektir. Dolayısıyla stratejik bir yaklaşımda öncelikli olarak yapılması gereken Suriye bataklığının kurutulması olmalıdır. Suriye’de ılımlı muhalefeti desteklemek söylemi muğlaktır. Bade harabil Basra bu işlerin faydası yoktur. Kimyasal zehirlerle bebekler katledildiğinde sessiz kalan dünya birden NATO liderliğinden hareketlendi. Suriye’de destekten ziyade artık kesin nokta koyucu hareketlere gerekmektedir. Bu olmadıkça havadan yağacak her bomba yerde yeni bir aşırılığın doğmasına yol açabilecektir. IŞİD el-Kaide varyantı bir örgüt olarak yeni stratejiler bağlamında oluşmuş bir haşhaşi yapısı. Var ettiği risklerin sonuçları bakımından bölgenin dizayn projelerine tesadüf eden bir işlev gördüğü de ne yazık ki aşikar. Bu nedenle öncelikli olarak Türkiye bu noktada Suriye meselesi vurgusu ile bu konunun çözümüne yaklaşımın şekillenmesi gereğini ve/veya alternatif projesini muhtemelen ifade etmiştir etmelidir.

            IŞİD’e karşı mücadele noktasında ABD, Irak konusuna da artık enerjik öncelikler ötesinde bakabilmelidir. Bahsedilen mezhepçi ve etnik kaos Irak’ın istikrarlı bir bütün olması önündeki tehdittir. Suriye’de olduğu gibi sosyal zemin yıllardır süren şiddet nedeniyle silahlı harekâta hazır bir toplum yapısı oluşturmuştur. Bu yapının etnik veya mezhepçi bir güdüyle harekete geçmesi an meselesidir. Tıpkı Haçlı Seferleri çağında Avrupa kıtasının Viking, Macar ve Arap saldırıları ile feodal kaosa yuvarlanıp daha sonra silahlı kültür ve şiddettin dış meseleleri bitince içe dönüp kıtayı sıkıntıya sokması zamanlarında Cluny tarikatı benzerlerince dinsel bir güdüyle İsa adına harekâta hazır hale gelmesi ve seferlerin başlamasındakine benzer bir sosyal zemin oluşmuş durumdadır. Bölgemiz yıllardır kan ve ateş altındadır. ABD ve Batılı tarihçilerin tarih felsefi gücü bizimkilerden çok çok ileri olduğundan bu gelişme diyalektiğini bu bölgede okuyup önlem almaya çalışacakları da aşikârdır.  Dolayısıyla Irak’ta var olan mezhepçi ve etnik bataklığın da kurutulması öncelikli mesele olmalıdır. Bu noktada belli ilkeler ve Iraklı olmak kimliği üzerinden bölünmemiş zihinlerin ülkeyi toparlamasına dikkat edilmelidir. Yezidi, Kürt ve Türkmen çocuğunun birlikte bir Irak kurma hayali taşımadığı bir Irak ABD bombaları ile şu ya da bu vesile daha çok tarumar edilecektir. Burada Ukrayna ile meşgul Rus aklının da devreye gireceği öngörülmelidir. ABD bu manada IŞİD ve benzerlerine karşı bir sivrisinek operasyonu mu yapacaktır yoksa cerahati ve bataklığı kurutacak antibiyotik bir stratejimi gütmektedir sorusunun cevapları çok önemlidir. Arap Baharı bize öğretmiştir ki Ortadoğu’da patlayan her silah Türkiye’nin aleyhine bir sürecin habercisidir.

            IŞİD var oluşu ve hareketleri ile petrol bölgeleri üzerinde ilginç bir manzara ortaya koymaktadır. Bu noktada IŞİD’e karşı yürütülecek bir operasyonun bu bölgelerde yeni bir düzenleme ve İsrail’in stratejik geleceğinde petrolün var olmasıyla ile sonuçlanacak bir gelişmeler manzumesine yol açıp açmayacağı da ayrı bir sorudur. Zira bu yapılar ve mezhepçi felsefelerinin var oluşu Mısır’daki darbenin yerleşmesi, Suriye ve Irak’ın istikrarsızlığı ve Türkiye’nin bu manada muğlak ve açıklanamayan destekleri gibi bölge düzenlemelerinde politik argümanlar ve yapılar oluşturacak durumlara hizmet etmektedir. Selefi yaklaşımlı eş-Şebab, Boko Haram gibi örgütler ve benzerleri bugün hem İslamofobik imajın istenen tonda sürmesini hem de bölgesel planlamalarda müdahale zeminini hep açık tutma noktasında önemli bir fonksiyon yüklenmektedir. Bu bakımdan enerji kaynakları ve bu yapıların ilişkileri konusu stratejik bir takım öncelikler kadar dikkatle takibi gereken bir meseledir.  ABD askeri aklı bu manada Libya’daki müdahalesine benzer bir yaklaşımı sergilerken sivrisineklerle uğraşmaktan çok bataklığı kurutmak adına bölge ülkeleri ile güçlü temaslarda bulunmalıdır. Şu an Suriye ve Irak İran Mısır ise Suudi Arabistan tarafından yönlendirilmeye açık bulunduğu için aklıselim sahibi bir yaklaşımın sergilenmesi ve totalde askeri önlem dışında bir açılımın gerçekleşmesi de olası ve olağan görünmemektedir. Suriye’nin bir kan batağı olduğu, Irak’ın bölünmüşlük batağına saplandığı, Mısır’da oligarşik bir askeri tutumun sürdüğü bölgemizde Batılı müdahaleler süreci biraz daha kan ve şiddet sürecinde yürütmek dışında reel hangi açılımı getirecektir bunun aydınlatılması zaruridir.

            IŞİD’ı var eden sebepler bölgenin kendi tarihi ve aktüel gerçekleri olduğu kadar bölgede Soğuk Savaş sonrası ve Arap Baharı akabinde yaşanan dış inisiyatiflerin de etkisi düşünülmelidir. Suriye ve Irak da gelinen nokta, Filistin meselesinin devamına dair gelişmeler, Mısır’da yaşananlar ve nihayet bölgenin İsrail adına geldiği son derece güvenli hal bu konuya bakış açımızda bazı istifhamları inşa edici niteliktedir.

            IŞİD meselesinin Türkiye’nin iç ve dış politiğine dair oluşturduğu olumsuz imajlar ABD yönetiminin bu meseleyi çözme noktasında göz önünde bulundurması gereken sorunlardır. Öncelikle Türkiye İslamofobik bir imgenin tam orta aktörü haline gelmemelidir. Türkiye’yi idare eden irade bu noktada net tavır almalı buna paralel olarak ABD yaklaşımı da Türkiye’nin hassasiyetlerine dikkat etmelidir. Uluslararası kamuoyunda Türk milletini bu manada teröre destekçi bir ülke konumunda göstermek son derece sıkıntılı olacaktır. Diplomatik güvenliğimiz ve güvenilirliğimiz noktasında bu konuya dikkat edilmeli ve dikkat çekilmelidir. PKK gerçeğinin IŞİD üzerinden kendisini aklama gayreti ve silahlanma konusunda arınma vaadinde bulunduğu silahlara yenisini eklemesi durumu iç güvenliğimiz açısından endişe vericidir. Bunun yanında bölgede etnik odaklı devlet ve yapılanma süreçlerinin IŞİD üzerinden dizayn edilmesi endişesi söz konusudur. Bölgede yeni oluşacak dalgalanma ve kırılmaların tsunami ve sarsıntılarının sınırlarımız ötesi ve dâhilinde ortaya çıkaracağı yeni gelişmeler de uzun vadede baş edilmesi gereken yapısal krizlere gebe olacağı da düşünülmelidir.

            Hülasa, IŞİD’in varoluşu bugün bölgemizde stratejik bir takım meçhul çıkarlara hizmet etmektedir. Bölgeye yönelik Batılı ve onun iç paydaşları doğrultusunda yaşanacak IŞİD operasyonu yeniden silahın ücretini arttıracak eğitim ve demokrasi ise başka bahara kalacaktır. Var olduğu andan itibaren bölgedeki çatışmacı güçlerin ve vekâlet cihatlarının organizatörlerinin ana aracı olan IŞİD, Suriye ve Irak’taki keşmekeşin, İsrail güvenliğinin, enerji alanlarının kontrolsüz bir güç tarafından elde tutulmasının, Türkiye’nin iç ve dış istikrarsızlaştırılmasının sigortası gibi görünen haliyle bölgeye yeni bir operasyonun vesilesi oluyor. Afganistan el-Kaide tecrübelerinin hatırlattıkları bölgemizin geleceği adına yeni endişeler beslememiz için çok sebep olduğunu düşündürüyor.  Hatimeyi Hz. Mevlana’nın Mesnevi’sinden “Pisler, pisliklerini yapadursunlar sular da pisleri arıtmak için savaşır” sözü ile yapmak uygun olacaktır. Tarih ve bölge kendini hatırladıkça gün daha aydın olacaktır. 

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC