Küreselleşmenin Jeopolitiği Ve Türkiye’nin Yeri
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
Yayın Tarihi : 15.3.2007
1.Giriş
 
Elli yıllık Soğuk Savaş dönemi sonunda, dünyamız yeni bir sürece girmiştir.Bu dönüşüme, güvenlik ve savunma boyutu yönüyle “Yeni Dünya Düzeni” “Tek Kutuplu Dünya Düzeni” veya “Çok Kutuplu Dünya Düzeni” gibi çeşitli tanımlamalar getirilmiştir. Aslında gerçek dönüşüm Küreselleşme olarak adlandırılan ekonomik dönüşüm projesiydi. Küreselleşme Projesi üç boyut üzerinden planlandı ve uygulandı. Bunlar, Ekonomik, Kültürel ve Askeri boyutlardır. Sovyetlerin çöküşü dolaylı olarak Küreselleşmenin Askeri boyutunun ABD lehine değişmesini de sağladı. Daha sonra sıra, Küresel Sistemin (KS) etki alanının genişletilmesi ve kaynak paylaşımına geldi. Bu aşamada Avrupa ile ABD arasında ilk zamanlar ciddi anlaşmazlıklar yaşandı. Ancak;
·        1991 Körfez Krizi
·        1992 Yugoslavya Krizi
·        2001 İkiz Kuleler Saldırısı
·        2003  Irak Savaşı
·        2005  Avrupa Doğal Gaz Krizi
gibi beklenmeyen gelişmeler ve  özellikle öne çıkan Enerji Güvenliği sorunu, Avrupa-ABD ilişkilerinin, yeniden istenen seviyeye gelmesini sağladı. Küresel Sistem (KS) 15 yılı geçkin bir süredir ABD ve Batı’nın çıkarlarına paralel olarak giderek güçlenmektedir.Bu incelemenin amacı Küreselleşmeyi Jeopolitik unsurlar açısından analiz ederek, KS’nin geleceğini değerlendirmek ve Türkiye’ye olabilecek etkilerini ortaya koymaya çalışmaktır.
 
2. Küresel Sistemin (KS) Jeopolitik Unsurları
 
a. Sistemin Kanaviçesi
 
KS, ABD liderliğindeki Batı tarafından (G-7 ülkeleri) yönetilmektedir. Sistemin finansal mekanizmalarını oluşturan Dünya Bankası (DB), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi sözde uluslararası kuruluşlar ABD tarafından kontrol edilmektedir. KS’nin strateji uygulayıcıları ise G-7 ülkelerinin devlet şirketleri, özel sektörün Çok Uluslu Şirketleri (ÇUŞ) ve Resmi Olmayan Sivil Toplum Kuruluşlarıdır (NGO). Bu açıklamalardan sonra, yirmibirinci yüzyılın modern sömürge düzeni olarak nitelendirilebilecek  KS ‘nin tanımı şöyle yapılabilir:
Sahibi: ABD
Ortakları:G-7 Ülkeleri
Unsurları: DB, DTÖ, IMF
Uygulayıcılar: ÇUŞ, NGO ve Devlet Şirketleri
 
b. Küresel Sistemin Hedefleri
 
Ana Hedef: Sermayenin serbest dolaşımının ve güvenliğinin sağlanmasıdır
Ara Hedefler:
  • ABD dolarının dünya parası olarak hakimiyetinin sürdürülmesi[1]
  • Ulus Devletlerin yıkılması, küçültülmesi veya tam politik kontrola alınması,
  • Hukuken bağlayıcı bir uluslararası ekonomik sistemin kurulması,
  • G-7 için enerji ve stratejik kaynak güvenliğinin sağlanması
KS yukarıda belirtilen ara hedeflere ulaşmak için öncelikle Ekonomik ve Kültürel Unsurları kullanmaktadır. Bu unsurlarla istenen sonucun alınamaması halinde Askeri Unsur, caydırma, baskı veya doğrudan müdahele şeklinde devreye sokulmaktadır. KS’nin hedef olarak seçtiği ülkeler, sisteme sokulmaya değecek bir takım özelliklere sahip olmalıdır. Bunlar ne kadar çok olursa o ülkenin KS içindeki değeri büyümektedir. Hedef ülke özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür;
  • Uygun Jeopolitik ve Jeostratejik Konum (Enerji güvenliği ve askeri harekat kolaylığı)
  • Stratejik Kaynaklar ( Petrol, mineral, su)
  • Verimli Topraklar (Fason üretim)
  • Ekonomik Zorluk  ( Borç para ihtiyacı)
  • Etnik ve Dini Çeşitlilik ( İstismar kolaylığı)
  • Yüksek Nüfus (Verimli pazar)
  • Doğal Güzellikler ve Temiz Çevre ( Alternatif yaşam yeri)
3. Küresel Sisteme Entegrasyonun Koşulları
 
Türkiye gibi Soğuk Savaş dönemi boyunca Batı bloku içinde yer alan hedef ülkeler, benzer ekonomik model, rejim ve ortak kültürel değerler vb. gibi özellikleri nedeniyle KS’e daha kolay entegre edilmektedir. Baltık ülkeleri, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya (eski Yugoslavya ülkeleri hariç) gibi eski Sovyet peykleri ise Avrupa coğrafyasında yer almanın avantajlarından yararlanmışlardır. Bu ülkelerin daha önce farklı bir ideoloji ve ekonomik sistemde yer almalarına rağmen, Avrupa kıtasına olan dini, kültürel ve tarihi bağları nedeniyle KS’e entegrasyonları oldukça kolay gerçekleşmiştir. Bunların hemen hemen tamamı, KS’e NATO kanalıyla askeri yönden de entegre edilmişler ve sisteme olan bağlılıklarını Irak’a asker göndererek göstermişlerdir.
 
a. Entegrasyonun Ekonomik Boyutu
 
Hedef ülkenin KS’e ekonomik entegrasyonunun aşamaları şöyledir:
  • Birinci Aşama, hedef ülkenin ekonomik kontrola alınmasıdır. Ekonomik entegrasyon, hedef ülkenin borçlandırılması sonrasında IMF ve DB tarafından kontrola alınması ile tamamlanır ve mümkün olduğunca uzun bir zaman dilimi boyunca sürdürülmesi esastır.
  • İkinci Aşamada, hedef ülkenin Stratejik Kuruluşları (Telekom, Petro Kimya, Demir Çelik vb)[2] özelleştirme kapsamına alınır ve mümkün olduğu kadar süratle elden çıkarılır.
  • Üçüncü Aşama, ÇUŞ’ların verimli pazara girmesidir. Özellikle süratle nakite (dövize) çevrilebilen ve yüksek kar elde edilen perakende sektörünün ÇUŞ’lar tarafından satın alınmasıdır.
  • Dördüncü Aşamada, Bankacılık sektörü KS’in dev bankaları tarafından satın alınır. Böylece bir yandan iç finansal sistem ve borsa kontrol altına alınırken, diğer taraftan da yabancı sermayenin güvenliği yükseltilmiş olur.
  • Beşinci Aşamada ülke toprakları kiralama veya satın alma yöntemiyle fason tarıma açılır. Özellikle organik tarım adı altında kullanılan ülke toprakları nedeniyle hedef ülke Sanal Ülke (Virtual State) haline getirilir.
  • Altıncı Aşamada KS’nin yüksek satın alma gücüne sahip vatandaşları tarafından doğal güzellikler ve temiz çevredeki alanlarda yerleşim yerleri kurulur.
Yukarıdaki sürecin ülkede yarattığı veya yaratabileceği karşıt görüş, düşünce ve eylemleri başlangıçta engellemek, şiddetini azaltmak veya yok etmek maksadıyla KS’in Ekonomik Boyutuyla zaman ve mekan bakımından koordineli olarak Kültürel Boyutta devreye sokulur.
 
b. Entegrasyonun Kültürel Boyutu
 
Hedef ülkelere karşı uygulanan kültürel stratejilerin ana hedefi; milli ideolojinin, ulus ve tarih bilincinin özetle milli benliğin ve yok edilerek küresel ekonomik sisteme entegrasyonun kolaylaştırılmasıdır. Bu amaca ulaşmak için, kültürel boyutta kullanılabilecek enstrümanlar aklın alamayacağı kadar çeşitlidir. Bunların çoğu modernizm ve gelişmenin bir gereği olarak hedef ülkelere takdim edilirler. Son beş yıldan beri din ve mezhep unsurları da kültürel enstrümanlara dahil edilmişlerdir. Özellikle KS’e entegrasyon projesi kesintiye uğrayan Rusya’ya karşı ortaya atılmıştır. Kültürel Entegrasyonun birinci öncelikli hedef kitlesi, eğitim çağındaki her yaştaki öğrencilerdir. Bu şekilde en geç 20-30 yıl arasındaki bir periyodda sonuç alınması mümkün olabilmektedir. İkinci öncelikli hedef kitlesi, eğitimlerini tamamlamış sivil sektörün önemli yönetim noktalarındaki kişilerdir. Bu kitleler çeşitli modernizasyon ve demokratikleşme projeleri altında finanse edilerek, birinci öncelikli hedef kitleler üzerinde yapılan uygulamalar kolaylaştırılmaktadır. KS’i modern sömürgecilik sistemi olarak tanımlamak mümkün olduğuna göre, kültürel entegrasyon çalışmalarını da Kültürel Emperyalizm olarak nitelendirmek mümkündür. Bu stratejinin en önemli ve hayati unsuru İngilizce dilinin hedef ülkede yaygınlaşmasının sağlanmasıdır.
<<>>
Çünkü milli kültürün baş unsuru dildir. Dil ve kültür birliği; duygu ve gönül beraberliği, şevk, heyecan ve ruh bütünlüğü sağlar. Kültürel ve psikolojik savaşta; vatan, yurt, millet gibi, sözcükler yıpratılır, gözden düşürülür ve hatta onlara sahte anlamlar yüklenir. Stratejik sıralama şöyledir; Önce dil yok ediliyor, dil olmayınca, tarih ve kültür otomatik olarak yok oluyor. Daha sonra yabancı dil vasıtasıyla yabancı kültür ve ideolojiler aşılanıyor ve asimilasyon tamamlanıyor. Bunun tersi de mümkün olabiliyor, büyük güçler tarafından kullanabilecek potansiyel etnik gruplar dil ve kültür eğitimi yoluyla ulusal bilince kavuşturabilmektedirler. Sözde Ermeni sorunu ABD misyonerleri vasıtasıyla Ermeni dili geliştirilerek bugünkü duruma getirilmiştir.Türkiye’de açılan Amerikan misyoner okullarında Ermeni gençlere milli dilleri, edebiyatları ve tarihleri öğretildi. Robert Kolej’in kurucusu Cyrus Hamlin, “ ...biz Ermenice’yi kil ve demir olarak bulduk altın olarak bıraktık” diyerek, dil çalışmalarına verdikleri önemi gözler önüne seriyordu.
 
1913 yılında Ermeni alfabesinin 1500’üncü ve Ermenice basılan ilk kitabın 400’üncü yılı kutlamalarında Benjamin Bedrossian, Amerikalı misyonerlere olan minnettarlığını şu sözlerle ifade ediyordu:” ..bu alfabeyi kullanmakla bizim alın yazımız çizilmiş ve varlığımız korunmuştur. Bu alfabe bizim kurtarıcımızdır..” [3] Kültürel emperyalizmin en modern aracı olan Internet ABD’nin kontrolundadır. İnternet’in Ana Bilgisayarı (Root Computer) ABD’de bilinmeyen gizli bir yerdedir ve ABD Ticaret Bakanlığına bağlı özel bir şirket tarafından işletilmektedir. Dünyada bir milyardan fazla insanın İnternet kullandığı ve bu sayının katlanarak arttığı gözönüne alındığında böyle bir sistemi işletmenin avantajları ortadadır. Bu nedenle, Çin, Avrupa Birliği, İran ve Rusya İnternet’in kontrolunun BM’lere devredilmesini talep etmektedirler. Hedef ülkedeki ana dilin zayıflatılması ve İngilzcenin yaygınlaştırılma stratejisinin ana nedeni budur. Bu yaygınlaştırma, eğitimin İngilizce dilinde yapılması şeklinde uygulandığında, hedef ülkedeki eğitimin kalitesinde de önemli derecede bozulma ve düşüşler meydana gelmektedir. Çünkü en iyi eğitim ancak ana dilde yapılabilmektedir. Diğer önemli unsurların başında hedef ülkedeki medyanın kültürel entegrasyon stratejisine uygun olarak yönlendirilmesi gelmektedir. Bu uygulama, medya kuruluşunun satın alınması, finansal kontrolu veya indoktrine etme yöntemleri ile yapılmaktadır. Atatürk, kültürel stratejilerin temel amacını, 10 Mart 1922’de TBMM’de yaptığı konuşmasının sonundaşöyle vurgulamıştır: Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen uluslar başka ülkelere yem olurlar.
 
4. Küresel Sistemin Geleceği
 
a. Sorun Ortadoğudaki ve Orta Asya’daki Güç Boşluklarında
 
Sovyetlerin dağılması sonunda, Avrupa’daki güç boşlukları ABD - AB koordinasyonu ile askeri güç kullanılmaksızın süratle dolduruldu. Büyük lokma Yugoslavya için ise, böl ve kat stratejisi uygulandı. Miloseviç adlı Sırp milliyetçisi, Yugoslavya coğrafyasının Avrupa’nın  güvenliğindeki önemini değerlendiremediğinden, bu coğrafyadaki güç boşluğunu kendisinin doldurabileceğini zannetti. Bugün eski Yugoslavya, Avrupa tarihindeki en kanlı soykırımı takiben, altı ayrı parça halinde, ekonomik, askeri ve politik olarak Batı’ya (KS’e) entegre edilmiştir. Global güç dengeleri kolaylıkla ve kısa zamanda değişmezler.Ancak değiştiğinde global ve bölgesel ölçekte çok büyük etkiler meydana getirirler. Global güç dengeleri değiştiğinde, büyük güç merkezlerinin nüfuz alanından çıkan bazı ülkeler, fırsattan istifade ile kendileri bölgesel bir güç haline gelmeye, yani hem kendi boşluklarını hem de bitişik/komşu boşluklarını doldurarak bölgesel bir güç merkezi haline gelmeye çalışabilirler. Bu kararı alacak ülkelerin, genişlemeyi sürdürebilecek seviyede bir milli güce sahip olmaları gerekir. Aksi halde Saddam ve Miloseviç gibi hem kendilerinin hem de ülkelerinin sonunu hazırlamaları kaçınılmazdır. Yeterli bir milli güce sahip olunsa bile, yine de atılacak her adımda,  oluşan veya oluşmakta olan yeni güç merkezlerinin etki alanlarının ve uluslararası politik konjonktörün de dikkate alınması gerekmektedir. Bölgemiz, Miloseviç dışında bu stratejinin biri olumlu biri olumsuz iki örneğini de yaşamıştır. Bunlardan olumsuz örneği Saddam Hüseyin’in Kuveyt’e saldırması ve bugünkü istenmeyen durumlara sebebiyet vermesi oluşturmaktadır. [4] Saddam, ABD ve Avrupa’nın Avrupa kıtasındaki güç boşlukları ve Yugoslavya Krizi ile meşguliyetinden istifade ile etki alanını genişletmek istedi. KS’in (ABD ve Batı) bu kadar kısa zamanda müdahelesini öngörememişti. Olumlu örnek ise Türkiye’dir. Türkiye 1989-1991 arasındaki yaklaşık iki yılık süre içinde, Suriye ve kuzey Irak’taki güvenlikle ilgili hedeflerini ele geçirme imkanına sahipti. En azından her iki ülke ile olan sınırlarda, Türkiye, istediği sınır düzeltmelerini yaptırabilirdi. Türkiye’nin zayıf ve sağlıksız ekonomik yapısı ve Ortadoğu’daki belirsizlik tek başına böyle bir macerayı engelledi.
Ancak ABD ile varılacak bir mutabakatla, Irak sınır düzeltmesi hem bu dönemde hem de 1991 Körfez Savaşı sonrasında, Çekiç Güç Harekatı’na bir koşul olarak fiiliyata geçirebilirdi.
 
b. Küresel Sisteme Entegrasyon Yöntemleri
 
KS, güç boşluklarının doldurularak hedef ülkelerin politik kontrola alınmasında, üç yöntem kullanmaktadır;
  • Birincisi; ekonomik ve kültürel enstrümanlar kullanılarak KS’e entegrasyon,
  • İkincisi; birinci yöntemin uygulaması mümkün olmadığı taktirde, eski Yugoslavya ve halen yaşanan Irak örneklerinde olduğu gibi askeri güç kullanmak
  • Üçüncüsü; askeri güç kullanımı mümkün olmadığı taktirde, politik, ekonomik, baskılar ve psikolojik harekat ile hedef ülkeyi yıkmak, parçalamak veya rejimi değiştirmektir..
 
Yugoslavya ve Irak örneklerinde görüldüğü gibi, KS’in ortakları arasında zaman zaman anlaşmazlıklar çıkabilmektedir. Almanya ve Fransa’nın Irak harekatına karşı çıkmaları ve Yugoslavya’ya uzun süre seyirci kalınması gibi. Ancak hiç bir anlaşamazlık KS’in varlığını tehlikeye sokacak bir seviyeye getirilmemektedir. Çünkü KS’in ortakları olan G-7 ülkelerinin çıkarları bunu gerektirmektedir. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) veya Yeni Ortadoğu Projesi olarak isimlendirilen projeler öncelikli olarak üçüncü yöntemin kullanılmasını, gerektiğinde ikinci yönteme geçilmesini öngörmektedir. Bu proje kapsamındaki hedef ülkeler, Rusya, İran, Türkiye, Körfez Ülkeleri, Suudi Arabistan, Suriye, Lübnan, Mısır, Cezayir, Libya, Tunus, Fas ve Moritanya’dır. Irak’a ilave olarak halen İkinci yöntem uygulanan hedef ülkeler ise Afganistan ve Somali’dir.BOP kısa adıyla sunulan proje KS’in uygulama yöntemlerinden üçüncüsüdür. Ana amacı rejim değiştirerek veya etnik/dini bölünmeyle ülkeleri kontrola alıp daha sonra sisteme entegre etmektir. Avrupa’daki eski Sovyet devletleri coğrafi uygunluk, kültürel ve dini bütünlük ve tarihi değerler yönüyle kolayca KS’e entegre edildiler. Ortadoğu ülkelerinin çoğunluğu derin sosyo-kültürel ve dini farklılıklar nedeniyle KS’e direnmektedirler. Diğer taraftan kurulduklarından beri önce Kapitalist Sistemin ve şimdi de KS’nin sadık ülkeleri de vardır. Bunlar Suudi Arabistan, Körfez Ülkeleri ve İsrail’dir. BOP stratejisi bunlar için geçerli değildir. Bu ülkelerin yönetim sistemleri ve demokratik olup olmamaları da önemli değildir. Çünkü bu ülkeler KS’e doğrudan ve masrafsız olarak hizmet etmektedirler. Petrol gelirleri Batı bankalarında depolanmakta faiz gelirlerini ise ABD ve Batı almaktadır. Çıkardıkları petrolü kime hangi fiyattan satacaklarına da ABD karar vermektedir. Bu ülkelerdeki yönetimlerin KS dışına çıkmaya karar vermesi veya teşebbüs etmesi halinde doğrudan askeri müdaheleyi öngören ikinci seçenek uygulanacaktır. Bu maksatla ABD’nin S.Arabistan ve Körfez ülkelerinde konuşlu yeterli askeri gücü vardır. Ayrıca, eşsiz ve tartışmasız ABD deniz gücü üstünlüğü gerektiğinde dünyanın her yerine askeri güç nakletmeyi garantilemektedir. KS’i yöneten ABD geçen 15 yıl içinde büyük oranda ekonomik hedeflerine ulaşmasına rağmen, henüz politik hedeflerine ulaşamamıştır. Özellikle potansiyel denge unsuru Rusya’nın Yeltsin’le başlayan ekonomik entegrasyon projesi Putin tarafından erken farkedilerek durdurulmuştur.KS’i tehdit eden politik gelişmelerden biri de eskiden siyasi elitler tarafından yönetilen Suudi Arabistan, Mısır, Suriye, Ürdün, Pakistan, Malezya ve Endenozya gibi ülkelerin, din fakörünün politik alanda giderek yükselmesine paralel olarak dini liderler tarafından yönetilme tehlikesinin belirmesidir. Filistin’de iktidara gelen Hamas, Lübnan’da yönetimi devirmeye çalışan Hizbullah, Irak’taki mezhebe dayalı hükümet bunların canlı örnekleridir.
Müslüman dünyasında gerçek olan şey, dinin giderek ivme kazanması ve sivil elitlerin politik yapıdan çekilmesidir. Pakistan’da çok güçlü olan dini liderlerin iktidarı ele geçirme olasılığı son derece yüksektir. [5]
 
c. Küresel Sistemin Güvenlik Boyutu
 
KS’in global güvenlikle doğrudan bir ilişkisi yoktur. Ancak askeri dengesizlikler son 15 yıldan bu yana KS’in lehine çalışmaktadır. KS uluslararası bir ekonomik ve ticari sistemdir ve sistemi koruyan uluslararası hukuk çerçevesinde işlemektedir. KS’i yöneten ABD’nin aynı zamanda askeri yönden de dünyada rakipsiz olması ve 26 üyeli NATO’nun da katkısı ile KS’in gereksinim duyduğu durumlarda askeri güce başvurmak kolaylaşmaktadır. Batı güvenlik blokunda yer almamakla birlikte, KS içinde başarılı performans gösteren Çin, Japonya, Avustralya, Rusya ve diğer global güçler ise değişik veya münferit güvenlik sistemleri içinde yer almaktadır. Bağlantısızlar olarak adlandırılan grup 118 devletten oluşmaktadır.[6]
<<>>
Bu çok büyük bir politik güçtür.Böylesine büyük bir politik güç ekonomik alanda fazla bir şey ifade etmemektedir. Ancak bu devletlerin büyük bir kısmı KS tarafından sömürülmketedir. Bir kısmı da KS’e adapte olmaya çalışmaktadır. Bugünkü KS’de, Soğuk Savaş dönemindeki olduğu gibi aynı zamanda İdeolojik, Askeri ve Ekonomik bir kutuplaşma yoktur.Bu durum KS’deki devletlere daha geniş bir politik ve diplomatik manevra alanı vermektedir. Çin başarılı bir KS aktörü olmanın yanında Rusya’nın liderliğindeki Şangay İşbirliği Örgütü içinde de yer almakta ve Rus NATO’su olarak adlandırılan CSTO (Common Security Treaty Organization)’yu desteklemektedir. KS’e entegre edilmeye çalışılan Orta Asya ve Kafkasya ülkelerinin farklı güvenlik sistemlerini tercih ettiklerini görmekteyiz. KS’deki paylaşımın adil olması halinde bu ülkelerin de güvenlik sistemlerini değiştirebilecekleri düşünülebilir. Ancak KS, modern sömürge düzeni olduğuna göre, adil bir paylaşımın olması mümkün değildir. Bu nedenle KS’in bizzat ortaklarından (G-7) başlayacak çözülmenin, global güvenlik sistemlerini daha yüksek oranda etkilemesi beklenmelidir. Çözülen ve dağılma korkusu içindeki KS’in daha fazla askeri güç kullanmaya yönelebileceği dikkate alındığında, KS’den çıkmak isteyen veya çıkan devletlerin oluşturacağı yeni bölgesel güç merkezlerinin oluşması kuvvetle muhtemeldir. Global ölçekteki askeri güç dengeleri yeniden kurulduğu taktirde, KS’in genişlemesi ve etkisi giderek azalacaktır. Askeri güç dengesizliği dolaylı olarak KS’in acımasız, pervasız ve hukuksuz uygulamalarına yardımcı olmaktadır. Bu nedenle ABD, AB’nin bile bağımsız bir askeri güce kavuşmasını sürekli engellemektedir.
 
d. Küresel Sistemin Sürdürebilirliği
 
Ekonomik ve ticari anlamda sınırların kalktığı, uluslararası sermayenin yatırım ve harcamalarının uluslararası hukukun teminatı altına alındığı bu modern sömürge d&
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC