“Yanlış Hesap” Bağdat Yolunda
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 18.6.2014
“Yanlış Hesap” Bağdat Yolunda

Irak-Şam (Bilad-i Şam veya Levant) İslâm Devleti milisleri Suriye’nin Doğu’sunda tutunduktan sonra Irak içinde ilerlemeye başladı. Suriye’de Esat’ın elini güçlendirip, tek alternatif haline getirdi. Ama bu arada akan kanın haddi hesabı yok. İŞİD Fransız Lejyoner ordusu gibi ipten kazıktan kurtulmuş olanların oluşturduğu bir örgüt. Onların sığındığı bir dini liman yoktu. İŞİD İslâm’a yasladığı tedhiş ile aynı zamanda bir başka Taliban veya yeni bir HAMAS.

İtikatsız İbadet,İnsafsız İman Olmaz

Dini var (İslâm Sünni). Ama insafı yok. İnsafı olmayan itikat ile nasıl bir mezhebi tekeline aldığını iddia ettiğini anlamak kolay değil. Bununla birlikte girdikleri her yerde, tutunabilmesi üç gerçeğin sonucu: Önce, artık ne   Suriye, ne de Irak’ta, vatan diye bilinen toprağı savunma güdüsü kalmış değil. İnsanlar umut erozyonu yaşıyor olmalı ki, tası tarağı toplayan kaçıyor. Kaçamayan ise canını yitiriyor. Sonra İŞİD, acımasızlığı, kendisine verilmiş bir reçete üzerinden örgütlü ve sistematik bir biçimde uyguluyor ve gücü ile yılgınlık telkin ediyor.

Kimin Uşağı?

Önemli olan İŞİD’e  reçeteyi veren eli bulmak. Bu yok edici gücün arkasındaki idari, mali ve taktik kaynaklar kurumadan, İŞİD’i durdurmak kolay değil. Tabii bu arada bir üçüncü gerçek var ki, ona çok dikkat etmek gerekir. İŞİD, uzun bir zamandır iç savaşın yaşandığı Suriye ve Irak’ta yerel ve merkezi otoritelerin zaafından istifade ediyor ve onların veremediği kamu hizmetlerini deruhte ediyor. Kime hizmet götürüyor? Kime götürmüyor? Pek belli değil. Ama Şii veya Nusayri’lere karşı Sünni pozitif ayırımcılığı yaptığı kuşkusuz. Böylesine kesin kalıplarla bölünmüş topluluklara toplum denmez, denemez. Ama galiba İŞİD  ayırımı, benden olan, olamayan ve bana biat eden olarak yapıyor. İŞİD yanlış bir  hesap. Ama ona asıl şimdi Bağdat yolunu açanlar düşünmeli bunu.

Denize Düşen Yılana Sarıldıktan Sonra

Kolu kanadı kırık Irak  Ulusal ordusunun geri çekile çekile Bağdat savunması yapıp yapmaması, tamamen donanımına bağlı. Ama Musul’dan sonra eğer yol üstünde Tikrit ele geçtiyse, Irak ordusunun Yarı Otonom Kürdistan güvenlik güçleri ile teşrik-i mesai yapması fena olmaz. Eğer oradan bir destek alabilirse belki İŞİD durdurulabilir. Tabii bunun için Maliki’nin ne vermeye hazır olduğu önemli. Ama zaten İran Devrim Ordusu devreye girmeye hazırlanıyorsa, Irak Kürdistan’ı da, Bağdat’ta sadece bir uzlaşma fırsatı aramalı ki,  Irak,  İran etkisine girmesin.

İŞİD Bağdat yolunu tutmuşken, İran da, şu anda  Batı’nın en fazla güvendiği bölgesel aktör haline gelme yolunda hızla ilerliyor. Bu İran için iyidir. Amerika ve Batı Avrupa için de. Öte yandan sorumluluğu olan bir bölgesel güce, artık yaptırım uygulanması askıya alınmalı. Ama o güç de sorumluluk sahibi olarak artık nükleer heyecanlarına kendi ihtiyarı ile ket vurmalı.

Öte yandan sorumlu bir güç olarak ABD ile masaya oturacak bir İran, Irak ve Suudi Arabistan için iyi olamaz. Tabii Suudi Arabistan böyle bir dersi çoktan hak etti. Zaten Irak  Şiileri bile Arap Şii’liğinin, İran Şii’liğinden çok farklı olduğunu, Irak topraklarında, İran varlığını pek sevmediklerini itiraf eder durur. Hele şu sıralar sessiz kalan Kuveyt, Bahreyn ve Emirliklerdeki Şiilerin, Irak’ta artan  İran varlık ve etkisine nasıl tepki göstereceği, herhalde tahmin edilebilir.

Zararın Neresinden Dönülse Kardır

Artan İran etkisi, Türkiye için ise aleni bir rol ve bölgesel pozisyon kaybıdır. Ama tabii zevali kendi boynuna dolanarak. Türkiye’nin kozları bundan böyle iyi oynayabilmesi için sınırı kapayıp, İŞİD ile köprüleri atması önemlidir. Atmazsa, Türkiye’nin bir de dünya aleme, İŞİD ile herhangi bir ünsiyeti olmadığını ispat yükümlülüğü ortaya çıkabilir. Üstelik bu yükümlülük, aynı zamanda, Türkmen’lere, zayıflamasına katkıda bulunduğu Irak merkezi yönetimine, Kuzey Irak Kürt’lerine ve biz Türklere karşı bir vicdan borcu olma durumuna çoktan gelmiştir. Açıkçası sınır ötesinde bulunan ve 1500-2000 kişi civarında olduğu rivayet olunan Türk güvenlik kuvvetlerinin, ne gibi faaliyetlerle iştigal etmekte olduğu bir seçmen ve vergi mükellefi olarak beni çok ilgilendiriyor.

İŞİD Bağdat’tan Döner mi?

Şimdi İŞİD Bağdat’ın kapısına dayandı ise durup yanlış hesabın oradan dönmesini beklemek hayal olur. Topu ve güllesi ile 2003 de koalisyon güçlerine yenik düşen Bağdat’ın İŞİD’e de yenilmesi hiç de şaşırtacak bir şey olmaz. Ama  İŞİD Bağdat'a ulaşmadan yenilebilirse, bu bir yanlışın daha, terörün insanlık karşısındaki hezimeti olur.

Banka soyup, tarihi eser kaçakçılığı yapmayı şiar edinmiş eli kanlı acımasız bir örgütün köküyle beraber kazınması kolay olmayacaktır. Ancak Bağdat, Tahran ve Erbil kıskacında pes eder geri çekilirse, bundan sonra Tahran’ın da Irak’tan hızla ayrılması, Suudilerin maddi ve taktik desteği kesmesi, Türkiye'nin Güney sınırlarını terörist geçişlerine kapaması ile sorun bertaraf edilebilir.

 Yine de asıl iş Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına, Irak merkezi otoritesinin güçlendirilmesine,  Irak halkına, din, mezhep, ırk, renk ve dil farkı gözetilmeden temel hizmetlerin götürülmesine ve mezhep ayırımcılığına dayanmayan seküler bir politika izlenmeye başlamasına bağlıdır.    

Bağdat ve Erbil’in bir an önce uzlaşması, Türkiye’nin bu uzlaşma için ne gerekiyorsa yapması, İran ve ABD nin stratejik yakınlaşması İŞİD gibi bir hatanın, Bağdat’tan dönmesi  için elzemdir.

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC