ABD ve Türkiye: Benzerlikten çok Farklılık
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 2.5.2014
ABD ve  Türkiye: Benzerlikten çok Farklılık

Yüzölçümü, nufusu, nufusun bileşimi, sahip olduğu kaynaklar ve bunların verimliliği, çalışma(iş yapma)  yol, yordam ve ahlakı ve nihayet dünya ekonomisi ve siyasetinde sahip olduğu söz üstünlüğü sözkonusu olduğunda ABD ve Türkiye’yi kıyaslamak sadece ve sadece abesle iştigal olur. Kurumlara, onların özerkliğine ve yasalara duyulan saygı yanısıra kurallara uyma konusunda gösterilen duyarlılıklar sözkonusu olduğunda ise aramızda dağlar ve denizlerden daha büyük bir mesafe olduğu gerçeği asla yadsınamaz.

Özgürlükler ve Hoşgörü

Hele bireysel özgürlüklerin kamu düzenini sarsmadığı sürece değeri, ABD için herşeyin üstündedir. Bütün bunların dışında, Amerika, yapı taşlarının farklı özellikleri nedeni ile, birarada yaşamak için gerekli hoşgörüyü asgaride yakalamış bir toplumdur. Şaka, eleştiri veya kınama karşısında sükunetini korumak Amerika’lı için bir yaşam biçimi olduğu kadar, biraz da bizde eskilerin “hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir” deyiminde hayat bulan bir anlayış veya kabulleniş gibi gözükür.

Bildikleri işi en iyi şekilde yapmak konusunda gerisinde kaldıkları Japon’lara  bize olduklarından daha yakındırlar. Biz hala bir çok şeyi baştan savma yapar, kandırmayı kurnazlık sanırız. Hep iyilikseverlik veya hayırhahlık ile övünürüz. Ama Amerika dünyada hala en fazla yardım veren ülkedir. Üstelik Amerikalı, küçük ve büyük örgütlenmelerle, eğitim, sağlık ve yeniden yapılandırma konularında daima aktif, daima uyanık ve daima yardıma hazırdır. Övünmez, böbürlenmez ve çoğu zaman “sağ elin verdiğini, sol el bilmeyecek. Ama IRS(Amerikan Maliyesi) bilecek” mantığı ile hareket eder. 

İşsizliğe Bakış Biçimi Farkı

Amerika’da kamu politikaları, özellikle 2008 krizinden bu yana ekonomiyi canlı tutmaya yönelik. Faizleri düşük tutup, tasarrufları caydırma hedefinde. Üstelik bu politikanın istihdam-iş yaratan özelliği en fazla dikkat edilen konu. İşsizlik oranı hele bir %5-6 arasına gerilesin. Eminim daha fazla tasarrufu teşvik etmeye başlayacaklardır. Krizde heryerde olduğu gibi kamu harcamasına da öncelik verdiler. Ama uzun yıllardan sonra bütçe açıklarını %2.8 e geriletebildiler. 1990 lı yılların bütçe fazlası ekonomisi, düştüğü çukurdan çıkarken pek fena sayılmaz. Amaç hala bireyler harcasın, şirketler yatırım yapsın ve iş yaratsın ki kullanılmayan kaynaklar kullanılsın felsefesi egemen olan. Oysa bizim “işe alın” emir ve komutasından ve “hamil-i kart yakınımdır” dan öte bir istihdam teşviki politikamız olup olmadığından, geçmişte 3-5 kez açılan istihdam paketlerine rağmen emin değilim. Şu anda, çarpık yapılanma nedeni ile kayıt dışını azaltma ve kayıtlama çabasının bile istihdam azaltma yönünde bir etki yarattığını tanık olmaktayız. Açıkçası olumlu politikalar da “eski köye gelen yeni adet”lere uyum yapmakta zorlanıyor.

Fiyat Müşevviki Farkı

Amerika’da fiyatlar düşerse ülke durgunluğa girer. Müteşebbisin yatırım yapması, işçi çalıştırması ve ona makul artışlar ile memnun edici ücret ödemesi için genel fiyat artışları gerekir. Onun için %3 ün altında bir fiyat artışını pek istemezler. Açıkçası oran pek telaffuz edilmez. Ama öyle düşen veya %1.5 ile yükselen fiyatları(enflasyon oranlarını) sevmezler. Oysa bizde fiyatlar %3 artsa bir türlü, %10 artsa bir başka türlü. Fiyatlar yükseliş trendine girmeye başlayınca keyfi fiyat artışları yapmayı da vatani bir görev biliriz. Fiyatlar ve istihdam bağlantısı ise bizim köyde pek kurulmaz.

Benzerlikten Çok Farklılık

Türkler de Amerikalılar da çok harcamayı sever. Nereden biliyorum? Çünkü her iki ülkede de tasarruf oranları çok ama çok düşük gözükmektedir. Ama aradaki fark yine benzerlikten daha baskın. Çünkü en başta Amerika’nın kişi başına geliri nerede? Türkiye’nin ki nerede?

Evet Amerika’nın tasarrufu oranı çok düşük. Çünkü sağlık, eğitim ve konut harcamaları yüksek. Ama özellikle belirsizliklerin azaldığı dönemlerde, artan tüketici güveni, Amerikalıyı daha fazla seyahat eder ve dünyadan kam alır hale getirmekte. Amerikalı gezdikçe dünya da kazanmakta. Bu bakımdan Amerikan tasarruf oranının yüksek olup olmaması da ancak Amerikan kamu otorilerinin kaygısı.

Açıkçası ülkelerinin geleceğine duydukları güven Amerikalıları, bilinçli, ama bir o kadar da elibol birer tüketici yapmaktadır.  Daha iyi yaşam standartlarını Amerikalı zaten daha fazla tüketim ile yakalıyor ve tüm dünya da  o Amerikan tüketim kalıplarına özenmiyor mu?

Oysa, düşük tasarruf, Türkiye’de düşük gelirin doğal bir uzantısı. Ama biz gelecek kaygularımız arttıkça, bugün daha fazla harcayıp, “gününü gün” etmeyi, marifet sayarız. Belki son yıllarda Doğal olarak gözünü Türkiye sınırları dışına diken Türkiye vatandaşları özellikle Yunanistan’ın yüzünü pek güldürdü. Bu da Amerikan turistleri ile olan nahif benzerliğimizin  küçük ölçekteki örneği sayılabilir.

Ama Asıl Fark Çok Mühim

Şimdi sadede gelelim. %8 civarında seyreden hatta %4 lere kadar inen aylık ortalama tasarruf oranı ile Türkiye’nin(%12.7) bile gerisinde kalan Amerikan ekonomisinin çarkları nasıl dönmektedir? Tasarruflar, yatırımların net kaynağı ise, sadece tüketiyor gözüken ABD de yatırımlar nasıl finanse edilmektedir?

 İşte burada hemen farkı görmek mümkün. Çok büyük bir piyasa, düşük vergiler, yüksek harcama gücü ve servet, gıpta edilecek bir emek verimliliği, iyi iş yapma ortamı, açık ve şeffaf bir sistemin dayanılmaz cazibesine koşan yabancı sermayeye bakalım yeter. Bu elbette hem doğrudan yabancı yatırım, hem  düşük faize rağmen “güvenli cennet”e  koşan kısa vadeli sermaye, hem de hala çok güven veren 10 ve 30 yıllık Amerikan hazine bonolarını alan yabancı portföy sahiplerinin sayesinde olmaktadır. Açıkçası çarkları döndüren bir sınır aşan şelale gibi ABD ye akan yabancı sermaye.

Ne Pahasına ve Nereye?

Yine de yabancıların ABD ekonomisini kontrol ettiği söyelenemez. Ama zaman zaman aylık 140 milyar Dolar’a kadar gerilemiş olsa bile 360 milyar Dolar yabancı sermaye, Amerikan ekonomisini rehin almaksızın gelip o geniş coğrafyada çalışmaktadır. Bu çok ama çok önemli bir fark

Ya Türkiye, adım adım düşürülmesi  planlanan faizler, %9 enflasyon, %10 işsizlik, düşük emek verimliliği, belirsizlikler ve yüksek vergiler ile hem de ülkeyi rehin vermeden böyle bir yabancı sermaye elde edebilir mi? Evet son yıllardaki yabancı sermaye girişleri Cumhuriyet tarihi açısından rekordur. 130 milyar Dolarlık yabancı sermaye girişini hiç azımsıyor değilim. Ama eğer bunlar daha çok gayrimenkul için, lüx konut alanına ve Boğaz’da arsa almaya geldi ise buradaki sorun önemlidir. Bu farkı da gözardı etmemeliyiz.

İlgili Döküman İçin Tıklayın
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC