Kıbrıs Görüşmelerinde Esas Hedef Rusya
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
Yayın Tarihi : 19.2.2014
Kıbrıs Görüşmelerinde Esas Hedef Rusya

Giriş

Son üç yılda bölgede yaşanan gelişmelere, güç dengeleri yönüyle bakarak, nelerin planlanıp veya amaçlanıp da olmadığına bir göz atalım;

  • Suriye’de Esat rejimi sona erdirilememiştir
  • İran’ın bölgedeki siyasi, ideolojik ve askeri etki alanı daraltılamamıştır
  • Mısır’da ilk defa iktidara gelen Müslüman Kardeşler yönetiminin İsrail’i destekleyen politikalar izlemesi sağlanamamış, iktidardan uzaklaştırılmıştır
  • Rusya’nın siyasi ve askeri bağlamda Akdeniz’e, özellikle doğu Akdeniz’e girmesi engellenememiştir
  • Gazze’deki gerilim ve anlaşmazlık çözülememiştir
  • Lübnan’ın Suriye’deki iç savaştan etkilenmesi önlenememiştir
  • Dört yıla yaklaşan Türkiye- İsrail siyasi gerginliği düzeltilememiştir

Bütün bu jeostratejik gelişmeler Kıbrıs’ın da dâhil olduğu doğu Akdeniz çanağında yeni bir siyasi ve askeri denge kurulması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu siyasi ve askeri dengenin Batı yönüyle temel amaç ve hedefleri çok açıktır. Şöyle ki;

  • 2016’dan başlayarak doğu Akdeniz çanağındaki petrol ve doğal gazın güvenli ve sürdürülebilir şekilde Avrupa’ya ulaştırılması
  • Rusya’nın bölgedeki siyasi, askeri ve ekonomik etkisinin kırılması ve yok edilmesi
  • Türkiye’nin bölgedeki nüfuz alanının daraltılmasıdır

İki kutuplu dünyanın diğer kutbunda yer alan Rusya’nın temel amaç ve hedefleri ise;

  • ABD ve Batı blokunu siyasi, askeri ve ekonomik yönüyle doğu Akdeniz’de dengeleme
  • Eski ittifaklarını korumak ve genişletmektir

Kıbrıs Üzerindeki Rus-Amerikan Çekişmesi

1974’den bu yana barış ve istikrar adası haline gelen Kıbrıs’ın doğu Akdeniz’deki stratejik önemini tekrarlamaya gerek yok. Ancak 10 yıl sonra alelacele başlatılan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) görüşmelerinin esas nedeni,  Rusya’nın bölgede çok önemli bir tutunma noktası olabilecek güney Kıbrıs’tan faydalanmasını önlemek ve kadim müttefiki Kıbrıs Rumları ile olan stratejik ilişkisini zayıflatmak ve orta vadede sona erdirmektir. Çünkü üç yıldır bölgedeki gelişmeler ve Rusya’nın yeni stratejik girişim ve uygulamaları ABD’yi ve AB’yi ciddi bir şekilde korkutmuş gözükmektedir. Rusya, askeri denge yönüyle Sovyet dönemindekine benzer bir deniz gücünü Akdeniz’de sürekli bulundurma kararı almıştır. Halen daha küçük seviyedeki bir filo bölgede bulunmaktadır. Rus Genelkurmayından yapılan açıklamaya göre birlik, Karadeniz ile kuzey ve Baltık filoları gemilerinden oluşacak ve 2015 yılından itibaren sürekli olarak Akdeniz’de görev yapacaktır.  [1]  Rusya ile Kıbrıs Rumlarının ilişkileri çok eskilere uzanmaktadır. Makarios döneminde başlayan ve gelişen stratejik ilişkiler,  Makarios ’a Yunan cuntası eliyle darbe yapılarak önlenmeye çalışılmıştır. Türkiye’nin 1974’deki müdahalesi olmasaydı Kıbrıs Yunanistan’a ilhak edilmiş olacak ve NATO toprağı haline gelecekti. Haliyle Rusya savaş gemilerinin ve askeri uçaklarının Kıbrıs’tan faydalanması söz konusu edilemeyecekti. Sovyetlerin mirasçısı Rusya’nın, Akdeniz’de kullanabileceği tek resmi anlaşmalı liman Suriye’nin Tartus limanıdır. Bu limana Limasol’da ilave edilmiştir. Suriye’de iç savaş bütün şiddetiyle devam etmektedir. Rusya’nın desteği ile ABD ve ortaklarının Suriye planı engellenmiştir.  Diğer taraftan ABD ve müttefikleri uyguladıkları, stratejinin bölgede yeni ve kontrolsüz bir siyasi yapılanma tehlikesi ortaya çıkardığını da görmüşlerdir. Bu gelişmelerden ve doğan fırsatlardan Rusya’nın faydalanarak yeni stratejik kazanımlar elde etmesinden korkmaya başlamışlardır. ABD’ye ve AB’ye Rus korkusu salan gelişmelere göz atalım;

Ruslar Güney Kıbrıs Ekonomisinde Kilit Aktör

Kurulduğundan bu yana Rusya’nın Kıbrıs Rumlarına ekonomik ve askeri yardımları kesintisiz devam etmektedir. Son dünya çapındaki ekonomik kriz kapsamında 2011’de GKRY’ne Rusya tarafından verilen 2,5 milyar Avroluk kredinin geri ödeme şartları iyileştirilmiştir. Bu bağlamda geri ödeme vadesi uzatılmış ve faiz indirimine gidilmiştir. Rusya’nın GKRY’deki bankalarda 31 milyar dolarlık mevduatı olduğu tahmin edilmektedir. Bu miktar veya daha azı Rusya’nın GKRY ekonomisi üzerindeki rolünü anlatmaya yeter. Yarım Kıbrıslı ancak AB üyesi olan GKRY’nin’ Rusya ile olan ekonomik ilişkilerinin aslında bir AB sorunu olması gerekmez mi? Ancak AB, yeni bir 10 milyar Avroluk kurtarma paketinden başka bir şey sunamamıştır.[2] Rusya'nın Güney Kıbrıs’taki yatırımları 2012 Ocak-Haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 40 artarak, tarihi zirve olan toplam 78 milyar dolara ulaşmıştır. İki ülke arasındaki ticari işlem hacmi bu yılın ilk altı aylık döneminde 1,7 milyar doların üzerine çıkmıştır. 2012’de derecelendirme kuruluşu Fitch'in Güney Kıbrıs'ın kredi notunu yatırım yapılamaz seviyeye kadar düşürmüştür. Buna rağmen, Rusya Kıbrıs bankalarında bulunan 22 milyar doları bulan mevduatını muhafaza etmiştir. Aralarında Gazprom ve Lukoil gibi enerji devlerinin de bulunduğu çok sayıda Rus şirketi adada faaliyet göstermektedir. Rus şirket sayısında 2012’de yüzde 25'lik bir artış olmuştur. Bugün Kıbrıs Rum Kesimi’nde en az 50 bin civarında Rusça konuşan bir kitlenin olduğu söyleniyor. Bunun önemli bir bölümünün Doğu Karadeniz'den 1990-2000'li yıllarda göç eden Pontus Rumları olduğu biliniyor. Bunlar Rusya'ya yakınlık duyan bir kesimi oluşturuyor. Guardian gazetesinde, Güney Kıbrıs’la Rusya arasındaki ilişkilerin ele alındığı bir yazıda, binlerce Rus’un yaşadığı Limasol kentinin Rus okulları, Rus radyo istasyonları, kürk manto, kefir ve Baltika (Rus birası) satılan dükkânlarıyla, Rusya'nın bir parçası haline geldiği, kentin Limasolgrad olarak anıldığı aktarılıyor.[3] Kıbrıslı Rumların Annan Planına neden hayır dediği açıkça ortadadır. Çünkü Birleşik ve AB üyesi bir Kıbrıs’ta Rusların bu kadar rahat hareket etmesi çok zor olacaktır. Ayrıca bu tercih Kıbrıslı Rumların, gelecekleri için Rusya’yı AB’den daha güvenilir bulduklarını da göstermektedir.

Rus Gemileri Güney Kıbrıs Limanında- Uçakları Hava Üssünde

Rusya’nın Büyük Petro adlı kruvazörü 13 Şubat 2014’de Limasol Limanı’na demir attı.
Rum Savunma Bakanı Fotis Fotiu, Rus filosunun en güçlü savaş gemisini ziyaret ederek gezdi. Fotiu, gemiyi gezdikten sonra yaptığı açıklamada; geminin ateş gücünden etkilendiğini ifade etti. Savaş gemilerinin Ada’ya gelmesinin siyasi ve ekonomik açıdan faydalarına işaret eden Fotiu, bu tür ziyaretlerin Güney Kıbrıs’ı bölgede barış ve istikrar faktörü yaptığını ifade etti. Fotiu, ayrıca Güney Kıbrıs’ın, siyasi kazançların yanı sıra, Limasol Limanı’nın yabancı ülkelerin savaş gemileri tarafından kullanılmasından önemli ekonomik kazançlar elde ettiğini belirtti. Fotiu, Güney Kıbrıs ile Rusya azasında uzun yıllara dayanan ilişkilerin mükemmel olduğunu da söyledi. Kıbrıs sorununa verdikleri destekten ötürü Rusya’ya teşekkür eden Fotiu, ilişkilerin, güvenlik ve savunma da dâhil tüm düzeylerde güçlendirilmesi yönündeki Rum Hükümeti’nin niyetini aktardı.[4] GKRY Bakanlar Kurulu, Rus uçaklarının Paphos yakınlarındaki Andreas Papandreau hava üssünden faydalanmasını öneren Savunma Bakanlığının taslak teklifini 10 Ocak 2014’de onayladı. [5]

GKRY-Rusya Enerji İşbirliği

ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu'nun 2010'da yayımladığı bir rapora göre, Doğu Akdeniz'de yaklaşık 43 trilyon m3 doğalgaz rezervi bulunuyor. Kıbrıs’ın güneyinde yer alan petrol ve doğal gaz alanlarındaki sondaj çalışmaları için ihaleye çıkıldı. Aralarında Amerikan, Rus ve İsrail şirketlerinin de bulunduğu 29 şirketin katıldığı ikinci tur ihalesini iki Rus şirketi kazandı.[6] Enerji ihalesinin kazanılması, Rusya’nın Kıbrıslı Rumlarla ilişkilerini daha da güçlendiren yeni ve uzun vadeli bir işbirliği alanı yaratmış oldu. Sonuç olarak GKRY – Rusya ilişkilerinin liman ve hava alanı kolaylıkları yanında, enerji alanında da işbirliğine gitmesi, hem Kıbrıs’ta hem de bölgede Batı lehine kurulu jeopolitik dengeyi bozmuştur.

Suriye Deniz Alanları Ruslara mı verildi?

Güney Kıbrıs’a ilave olarak Suriye’nin de, deniz alanlarındaki petrol ve doğal gaz arama ve çıkarma yetkisini iki ay önce Rusya’ya verdiği ve Rus Gazprom şirketinin bölgede ön çalışmalara başladığı konusundaki haberler medyada yer almaktadır.[7]  Eğer bu anlaşma gerçek ise,  Rusya ve bölge açısından radikal bir jeopolitik değişimin kapısı aralanmış olmaktadır. Böylece Rusya, doğu Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz konusunda söz sahibi bir konuma gelecektir. Bu bağlamda Rusya, en azından Suriye’nin kıyı şeridini içeren topraklarının güvenliğinin de sorumluluğunu yüklenmiş olmaktadır. Bu statü, Rusya’nın bölgede kalıcı bir askeri konuşa geçmesini gerekli kılmaktadır. Çünkü eğer Suriye bölünürse kıyı şeridindeki parçanın Rusya tarafından kontrol edilmesi kaçınılmaz hale gelebilir.

İsrail- Rusya Enerji İşbirliği

Rusya, İsrail ile 20 yıllık doğal gaz anlaşması imzaladı. Gazprom, İsrail’li Levant LNG şirketi ile Tamar yüzer sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisinden yirmi yıl boyunca doğalgaz alımını öngören çerçeve anlaşmayı parafe etti. Gazprom yeni anlaşma ile LNG pazarlama ve ticaret ağını genişletmeyi planlıyor. Projenin 2017’de devreye girmesi ve yıllık 3 milyon ton üretimde bulunması planlanıyor. Gazprom projenin, küresel LNG piyasasındaki konumunu güçlendirmek yönünde önemli bir dönüm noktası oluşturduğunu açıkladı.[8]  Görüldüğü üzere Rusya sadece askeri varlığı ile değil aynı zamanda ekonomik yatırımları ile bölgede söz sahibi olmaya çalışmaktadır. 2013’de Avrupa’ya yılda 167,2 milyar m3 gaz satan Rusya, doğu Akdeniz’deki kaynakların kontrolünde söz sahibi olamazsa, orta vadede kendi gazını Avrupa’ya satmakta zorlanabilir veya önemli fiyat kayıplarına uğrayabilir.  Özetle Avrupa Rus gazına olan bağımlılığından kurtulabilir. Bu da radikal kıta Avrupa’sında bir jeopolitik değişim demektir.  Rusya, bölgedeki siyasi ve ekonomik girişimlerine ilave olarak yeni bir deniz gücü planlaması ile böyle bir olasılığı önlemiş, hatta lehine çevirmiş gözükmektedir. Diğer taraftan İsrail-Rusya enerji işbirliği gerek, hâlihazırdaki bölge güvenliği gerekse, 2016’dan sonra hayati önem kazanacak enerji güvenliği açısından da çok faydalı bir oluşumdur. Rusya–İsrail ilişkilerinin en az ABD-İsrail ilişkileri kadar eski ve uyumlu olduğunu da hatırlatalım. Özellikle Rusya, her zaman İsrail ile işbirliğini öne çıkaran stratejiler izlemeye çalışmıştır.

Rusya’nın Bölgedeki Saygınlığı Yükseliyor

Rusya,  Suriye sorununda hem illegal gruplara karşı çıkararak,  hem de kimyasal silahların teslim ve imhasında liderlik ederek uluslararası kamuoyunda önemli bir saygınlık kazanmıştır. Ayrıca kimyasal silahların Suriye dışına çıkarılmasına askeri gemileri ile de destek vermektedir.[9]

Çin-Rusya Ortak Deniz Tatbikatı

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyesi Çin ve Rusya, Suriye’deki kimyasal silahlar taşınırken birlikte bulundukları doğu Akdeniz’de Ocak 2014 sonunda dört günlük bir tatbikat yaptılar. ŞİÖ kapsamında 2007’de güvenlik anlaşması imzalayan bu iki ülkenin Akdeniz’deki ortak tatbikatı,  ABD ve müttefiklerine karşı bölgedeki yeni plan ve stratejilerinde karşılarında Çin ve Rusya’yı bulabilecekleri mesajını verdi.

Kıbrıs Görüşmelerinin Hedefi Rusya

Özetle, Rusya’nın Suriye-İsrail- Kıbrıs üçgeninde enerji tabanlı jeopolitik kazanımları, ABD ve AB’nin kontrol ettiği doğu Akdeniz bölgesindeki güç dengesini değiştirmiştir. Suriye sorunu ile başlayan süreç tamamen tersine dönmüş, Rusya bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmiştir.  Gelinen bu noktada ABD ve Batı için öncelikle Rusya’nın Kıbrıs’tan ivedi çıkarılması gündeme gelmiştir. Çünkü şu anda Kıbrıs dışında Rusya’ya karşı uygulanabilecek endirekt bir strateji kalmamıştır. 

Rusya’yı Kıbrıs’tan izole etmenin en kolay yolu, KKTC ve GKRY’ni süratle uzlaştırarak AB üyesi birleşik bir Kıbrıs yaratmaktır. Bunun çok zor olduğu açıktır. ABD’nin AB üzerinden sorunun çözümü için baskılarını artırdığı açıktır. Diğer taraftan Rusya’nın Kıbrıs’taki giderek artan varlığı ve etkinliği, Ada’da iki askeri üssü bulunan İngiltere için de öncelikli bir konu olsa gerektir. Otuz yılı aşkın süredir uluslararası toplum tarafından tanınmayan KKTC’nin siyasi, ekonomik ve askeri ağırlığı Türkiye tarafından temsil edilmektedir. Ancak KKTC bütün kurumları ile birçok ülkeden daha fazla oturmuş bir demokrasiye sahiptir. Annan Planını destekleyen KKTC’nin şimdi ABD-Rusya rekabetinde rol alması beklenmektedir. Ancak havuç-sopa stratejisi, ne Türkiye ne de KKTC için artık geçerli değildir. Hiçbir ülke tarafından tanınmasa da,  ekonomik ve güvenlik yönüyle mevcut durum KKTC’nin lehinedir. KKTC’de kişi başı milli gelir 11 bin doları bulmuştur. 40 yıldan bu yana Kıbrıs’ta istikrar ve barış vardır.  GKRY’e gelince onların da birleşik bir Kıbrıs’tan yana olduklarını söylemek çok zordur. AB havucu ile ABD sopası arasında kalmışlardır. Ancak Ruslar 1960’dan bu yana Kıbrıslı Rumları 54 yıldır hiç yalnız bırakmamışlardır. Siyasi, ekonomik ve askeri destek vermişlerdir. Kıbrıslı Rumların Rusya’dan vazgeçmesi kendi tarihini inkâr etmesi olacaktır. Türkiye KKTC’ye gelince, Rusya üzerine kurgulanan Kıbrıs görüşmeleri ve planı, gerek KKTC ve gerekse Türkiye için son derece riskli gelişmelere gebe olabilir. Şöyle ki;

  • AB üyesi birleşik bir Kıbrıs’ta savunma ve güvenlik politikaları AB tarafından saptanacaktır.
  • AB ekonomik ve ticari kıstasları uygulanacaktır. Türkiye’nin KKTC’ye sağladığı ekonomik desteğin artması gerekebilir
  • Kıbrıs en kısa zamanda NATO üyesi yapılarak Kıbrıs’ın bağımsız bir dış politika izlemesi engellenecektir
  • Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki garantörlüğü kaldırılacaktır
  • Türk ordusu Kıbrıs’tan çekilmek zorunda kalacaktır.
  • Türkiye Ege’de olduğu gibi doğu Akdeniz’den de izole edilecektir.
  • Kıbrıs Adası’nın karasuları ve MEB’indeki kaynaklarda ABD ve AB söz sahibi olacaktır
  • Kısaca Rusya, Libya ve Cezayir örneklerinde olduğu gibi Kıbrıs’tan çıkarılacaktır

 

Çözüm mü?

Özetle Kıbrıs’ta görüşmelerin başlaması değil, sonucu önemlidir. Bu bağlamda artık ister konfedere, isterse federe olsun, AB üyesi birleşik bir Kıbrıs, tarafları ve onun çevresindeki güçleri tatmin etmeyecektir. Çünkü hem KKTC, hem de GKRY bundan büyük zarar göreceklerdir. Siyasi, ekonomik ve askeri açıdan hareket alanlarını kaybedeceklerdir. Çözüm mü? AB, artık bile bile lades olarak düşüncesizce yaptığı hatayı düzeltmelidir. Kıbrıs, güney ve kuzey Kıbrıs olarak ayrı ayrı müstakil ve bağımsız devletler olarak AB’ye üye yapılmalı ve AB elini çabuk tutmalıdır. Çünkü bir iki sene içinde bunu yapacak imkânı da bulamayabilir!

Şubat 2014

 


[1] Andrey Viktoroviç Boldirev- Amur Gadjiev, Rus-Türk İlişkileri ve Karadeniz Güvenlik Sorunu, Turquie Diplomatique, 12 Mart 2013

[3] http://www.turkishny.com/drgoeknur-akcada/17-drgoeknur-akcada/104400-rusyanin-guney-kibris-uzerinden-akdenizde-guclenme-girisimleri/printing

[6] Novatec Overseas Exploration and Production ile Gazprom

[7] Hüsnü Mahalli,  Cek… Cak…, Yurt Gazetesi 13 Şubat 2014  s. 8

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC