Tarihin Penceresinden Uluslararası Ticaret ve Yatırım: TTIP ler Ne Fark Yaratır?

Makale

1990 lu yılların ortasına kadar özellikle ticari liberalleşmenin misyon bayrağını GATT yani Ticaret ve Tarife(gümrük vergisi) Genel Anlaşması taşıdı....

1990 lu  yılların ortasına kadar özellikle ticari liberalleşmenin misyon bayrağını GATT yani Ticaret ve Tarife(gümrük vergisi) Genel Anlaşması taşıdı. IMF ise mali liberalleşmeyi kural ve süreçlere bağlayan kurumdu. Şimdi sevabı unutulmuş olsa da GATT’ın en önemli başarısı, üyelerine “en fazla kayırılan ülke” ilkesi ve “ayırım yapmama-ulusala denk muamele” kuralını benimsetmiş olmasıydı. Uygulamada ülkelerin ikili olarak birbirlerine tanıdıkları ayrıcalıkları olanak ve kolaylıkları başka ülkelere de tanımasını zorunlu hale getirmek için hayata geçirilen ilke ve kurallar manzumesi, bunları imzalayanları uygulamaya  icbar etti etmesine. Ama her ne kadar taraflar imza attı , el sıkıştı ve kafa salladıysa da  uygulama hep güdük kaldı.

 

Dönüm Noktası: Punta del Este, Uruguay

Yılan hikâyesine dönen Uruguay toplantıları ise GATT ın sonunu hazırladı. Yine de GATT toplantılarında hizmet ticaretini serbetleştirmek için belirlenen GATS(hizmet ticaretinde Gümrük anlaşması) ve ticaret ile ilgili entellektüel mülkiyet haklarını tanımlayan TRIPs GATT’ın dönüştüğü  WTO(Dünya Ticaret Örgütü) ya devredildi.. Artık sadece gümrük engellerinin değil, tarife dışı engellerin, marka ve ticaret savaşlarının, doğrudan dış ve hisse yatırımlarının ticareti kapı önüne koyduğu kaçamakların geçerli olduğu dünyada bu kurumsal dönüşüm,  bitmez tükenmez tarife indirimi müzakerelerine biraz olsun nefes aldırdı. Sonrası malum. Doha Ticaret Toplantıları, Katar Emirinin himayelerinde, adeta bir ticari liberelleşme markası oldu çıktı. Uzun bir süre dünyanın ticareti yöneten resmi şahsiyetleri nerede toplanırlarsa toplansınlar, çok taraflı ticaret görüşmelerinin resmi adı “Doha Round of Trade Talks” olarak anılmaya başladı.

 

O Sonbaharı Hatırlayalım     

GATT görüşmelerinin çökme tehlikesine girdiği 1990 sonbaharında herkez birbirine şu soruları sormaya başlamıştı:

·  Serbest ticaret iddia edildiği gibi nihai evrensel çözüm müdür?

·  Serbest ticaret ve rekabetçi fiyat  insanın insanı sömürmesini teşvik mi etmektedir? Artan işsizlik ve sefaletin arkasında serbest ticaret mi aranmalıdır?

·  Serbest ticaret için  tarım desteklerinin kaldırılması dünyanın bir çok ülkesinde görece olarak daha fakir olan tarımsal nufusa ciddi bir darbe vurup gıda güvenliğini tehdit etmez mi? Ticaret tam olarak serbest olunca bundan çevre ve standartlar ne kadar zarar görür?

·  İkili anlaşmalar ile sürdürülen ticari ilişkiler, gerçekten sanıldığı gibi zararlı mıdır?

İşte bu sorularla biçimlenen kaygılar, müteselsil krizlerle birleşince WTO Doha ruhu da dara düştü. Bir de o yıllarda Cancun’dan Viyana’ya her Doha toplantısını, protesto eden, ortalığı “ticari liberalleşme olmasın” diyen yakıp yıkan kalabalıkları hatırlayacak olursanız, neden çok taraflı ticaret ve mali libersyon tartışmalarının akamete uğradığını daha iyi değerlendirebilirsiniz.

 

Doha’nın Akıbeti, İkili Anlaşmaların Zaferi

1990 ların ikinci yarısı ve 2000 li yılların başı, gümrük birliği anlaşmaları yanısıra, AB nin Doğu Avrupa’nın artık zincirlerini kıran ülkelerine ortaklık anlaşmaları sunduğu dönemleri çağrıştırır. Bir de tabii yine AB nin Akdeniz Ortaklarına mavi boncuk dağıttığı bir dönemdir.  O halde Doha’nın akıbeti, çok  taraflılığın ikili anlaşmalar karşısındaki yenilgisi oldu denilebilir.Genellikle WTO kuralları ihlal edilmiyor, sadece çok taraflı anlaşmalara ikili, ikili, üçlü beşli destek olunarak, ticaret kolaylaştırılıyordu. Mali ilişkiler ise tamamen mütekabiliyet esası ile devam ediyor, AB kendi sınırları içinde bile, serbest dolaşma hakkı olan sermayeyi, yerli Fransız sermayesi, yabancı Alman sermayesi gibi ayırabiliyordu. Böylece, üçüncü ülkelerden talep ettikleri tam konvertibilite’yi kendilerine gelince sınırlı bir biçimde uygulayamayı tercih ediyorlardı. 

 

Serbest Ticaretin Sınırlarında Yeni Piyasalar

Aynı dönemde ABD nin müttefikleri ile birlikte başlattığı Irak harekatı, yeni piyasa söylemlerine daha kesin çizgiler kazandırdı. Özellikle enerji piyasaları ve bunların serbestleştirilmesi ile ilgili çalışmalar yine blok içi ve blok dışı olarak önem kazandı. Elektrik, petrol ve doğal gaz piyasaları yanısıra, bunların nakli ile ilgili olan enterkonnekte  hatlar, ofshore ve onshore petrol ve doğal gaz aramaları ve boru hattı inşaatları, artık daha çok  uluslararası anlaşmalara konu oldu.  Çin, Hindistan ve Brezilya’nın da kervana katılması ile Pasifik’ten Atlantik’e  enerji koridoru anlaşmaları, ulaştırma ve telekomünikasyon projeleri, gündemin baş sıralarına oturdu.  

 

İnsanlık Boyutu Unutulan Ticaret

 Uluslararası ticaret hep vardı, hep olacak. Artan ulaştırma ve haberleşme olanakları ve teknolojik gelişmeler yardımı ile  savaş veya olağan üstü kriz koşulları dışında dünya ticareti özellikle son yıllarda zaten katlanarak arttı. Bu, uluslararası ticaret sayesinde ekmek yiyen insan sayısının da artmasını sağladı. Ama insanların rekabet uğruna, hangi koşullarda çalıştığı; artan ticaret ve gelirden kimlerin daha çok ve adaletsizce nemalandığı unutuldu.  Oysa daha dün gece TV ekranlarına yansıyan Bangladeş’li deri sanayi işçilerinin akıl almaz derecedeki kötü çalışma koşullarını görünce, en ucuz deri ceketi üretip, serbest ticaretle dünyanın her köşesine ulaştırmanın gerçek maliyeti kaç can ile hesaplanır diye düşünmekten kendimi alamadım. Seçkin zevk sahibi zengin tüketici hevesinin kimlerin hayatı pahasına tatmin edildiğini üzülerek izledim.

 

Trans Pasifik ve Trans Atlantik Ortaklıklarında Yatırımın(TTIP) Önemi

 Özellikle 1980 li yıllardan bu yana dünya ülkelerinin şu veya bu şekilde indirdiği gümrük tarifeleri, istisna ve gümrük yönetimi bürokratik kolaylıkları ticaeri öylesine arttırdı ki bu açıdan TPO ve TAO nun yapacağı pek fazla bir şey olduğunu sanmam. Tarfife dışı engeller ise ayılanması ve azaltılması TPO veya TAO farkı olmaksızın zor olan konular olup hep dünya ekonomik konjonktürünün etkisinde olmaya devam edecektir. Ne TAO, ne de TPO biraz önce sözünü ettiğim insanlık ayıbına da merhem olmayacaktır.  Asıl fark bence, TIP yani  yatırım ile ilgili düzenlemeler tamamlanır ve hayata geçirilirse ortaya çıkabilir.Bu şimdilik çok kolay gözükmüyor. Ama hem TPO, hem de TAO, bunların dışında kalan ülkeler için ciddi bir negatif ayırımcılık tehdidi olabilir.    

 

Yine de Her Şeye bir Çare  Bulunur

Hipotetik olarak hem Pasifik, hem de Atlantik’te TIP nin hayata geçtiğini varsayacak olursak, Sahra altı Afrika ülkeleri, AB ile mevcut anlaşmaları(Yaoundé, Lomé ve Arusha uzantısı) sayesinde, Akdeniz ortakları, hala geçerli olan Yeni Komşuluk paketleri ile bu ayırımcılığın katı kabuğunu çatlatacaktır. Bunların hiçbirinden yararlanamayan ülkeler için ise, ikili(bilateral) anlaşmalar ile yapılan yatırıma her zaman yer ve zemin olacaktır. Artık dünyada sermaye hareketlidir. En yüksek kar ve en iyi çalışma koşullarını bulur ve oraya akar. Evet ikili anlaşmaların başarısı bunları imzalayan tarafların(özellikle hükümetlerin) pazarlık gücüne bağlıdır. Ama yine hatırlayalım özel sektör, uluslararası şirketler ve joint venture’lar bunları da kolayca aşma yeteneğindedir. Hem de hükümetlere pek ihtiyaç duymaksızın.   Ölüm hariç her şeye bir çare bulunacaktır. Ama acaba TIP Atlantik veya Pasifik’te, bir insanca yaşam  standardı yaratabilecek midir? 

 

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3264 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3264