Ne Yiyorsak O'yuz
Süleyman ŞENSOY
Süleyman ŞENSOY
TASAM Başkanı / Chairman
Yayın Tarihi : 8.11.2013
Ne Yiyorsak O'yuz
Öncelikle gerek İstanbul’dan, gerek İstanbul dışından - Ankara, İzmir, Ağrı, Ankara ve diğer illerden - teşrif eden değerli hocalarımıza, kurum temsilcilerine vakit ayırdıkları için minnet ve şükranlarımızı içtenlikle ifade ediyorum.
 
Çok kısa bir özet yaparak sözü sizlere vermek niyetindeyim. Sürecin bugüne nasıl geldiğini ve son durumu özetlemeye çalışacağım. Öncelikle bazı isimlere teşekkür etmeyi üzerimde bir borç biliyorum: Sürecin yönetiminde görev alan Reyyan Doğan Hanımefendiye, İhsan Toy Beyefendiye ve diğer çalışma arkadaşlarıma teşekkür ederim. Projenin Akil Kişiler Kuruluna, sürece destek sağlayan Konya Şeker ve Gübretaş ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ve ona bağlı kurumlara teşekkürlerimi sunarım.
 
Burada bulunan bazı isimlerle daha önce değişik istişarelerimiz oldu. Sayın İsmet Şeker Bey ile sürecin en başında 3 saatlik bir istişare toplantımız oldu. Kendisi pratiğin içinden gelen bir insan, hatta O’nun konuşmasından aldığım notlara, yurtdışında tarım ile ilgili yaptığımız toplantılarda da değindim. Bu anlamda, sürecin buraya kadar gelmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederim.
 
TASAM’ı size çok kısa özetlemek gerekirse; TASAM, Avustralya haricinde Türk Dış Politikasına 10 başlıkta katkı sağlıyor, destek sağlıyor. Bunların dördü kıta düzeyinde, dördü alt bölge, ikisi de kimlik alanı ( Türk ve İslam Dünyası olarak ). Alınan inisiyatifle her yıl biraz daha besleyerek sürdürmeye çalışıyoruz. Başından beri temel prensip “hiçbir zaman bir defalık inisiyatif almamak” olarak belirlendi. Düşük veya yüksek de olsa sürekli bir ivme alan inisiyatifle güçlendirmeye, inovatif bir yaklaşımla büyütmeye çalışıyoruz.
 
TASAM’ın diğer bir önemli ayağı da yaklaşık 7 yıldır T.C. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde sürdürülen Türkiye’nin Stratejik Vizyonu 2023 projesidir. Burada ilk 4 yıl 6 ana tema üzerinden “makro” konular çalışıldı. 2011’in ikinci yarısından itibaren de belirlenen 10 stratejik lokomotif sektör üzerinden çalışmalar devam ediyor. Burada, Tarım Gıda ve Hayvancılık 2023 çalışmaları önemli bir başlık bizim için. Zaten bugün burada toplanmamızın temel nedeni budur.
 
TASAM’ın üçüncü ve son ayağı olarak TASAM World Kapasite İnşası Yönetimi ve İşbirliği Merkezi adında kurumsal bir yapılanmamız var ki, bizim ilgilendiğimiz alanlarda ağlar - networkler - kuruyor. Bu ağlar kurumsal ağlardır. Yani kartvizit bağlantısı olan ağlar değil İslam Ülkeleri, Balkanlar ve Afrika ile ilgili düzenli, yönetilebilir, sürdürülebilir organları olan ağlardır. Bildiğiniz gibi artık her şey ağ üzerinden yürüyor, ekonomiler bile ağlardan oluşuyor. Dolayısıyla biz de kendi düşünce dünyası ve sivil toplum alanında, ilgilendiğimiz alanlarda kurumsal ağ kapasitesi inşa etmeye çalışıyoruz.
 
Bu anlamda ihtiyacı olan devlet kuruluşlarına, hatta yabancı devletlere de katkı sunmaya çalışıyoruz. Örneğin bizim TSV 2023 projesinin benzerini Orta Doğu’da yapmak isteyen üç ülke var.  İkisi ile bir hayli mesafe kat ettik. 2023 gibi kendileri için anlamlı olan bir tarih üzerinden… Ama onlara da katkı sunacağız TSV 2023 projesi tecrübelerimizden.
 
Bu ağlardan bir örnek vermek gerekirse Balkanlar’daki düşünce kuruluşları arasında bir ağımız var: Balkan İletişim Ağı… Dışişleri Bakanlığımız tarafından kurulup birkaç yıl sürdürülmüş fakat uluslararası örgüt statüsünde olduğu için dönem başkanlığı Yunanistan’a geçtikten sonra akamete uğratılmış bir yapılanmaydı. Biz bunu 4 yıl önce devralarak işler hale getirdik. Benimsediğimiz sistematikte dönem başkanlığı bir yıl başka ülkeye geçse bile ikinci yıl bize geçmek zorunda. Dolayısıyla Türkiye merkezli inisiyatifi de kontrol etmiş oluyoruz. Buna benzer ap yapılandırmalarımız var. Bunları da sürdürmeye çalışıyoruz.
 
Tarım Gıda Hayvancılık 2023 sektörü ile ilgili çalışmalara gelirsek; daha önce de size bilgi arz edildiği üzere Bakanlık nezdinde, Bakan’dan başlayarak, Müsteşar ve ilgili makamlar nezdinde çok sayıda görüşmemiz oldu. İstanbul’da Bakanlık üst yönetim temsilcilerinin katıldığı istişare toplantımız yapıldı. Değişik hazırlık toplantıları gerçekleştirildi. Netice de 13 başlık altındaki bu toplantının da programı mahiyetinde olan çalışma ve faaliyet alanlarının sürdürülmesi benimsendi.
 
Bu süreç biraz uzun sürdü, çünkü bürokrasi hepimizin bildiği gibi ağır işleyen bir süreç. Ama bundan sonra sanırım çok daha hızlı gideceğiz. Bu toplantı, bu çalışmaların hızlanması açısından bir milat olacak.
 
Çalışmaların Konya merkezli olarak yapılması noktasında birtakım temaslar var, ama o konuda henüz netice almış değiliz. Sayın Vali Bey’den henüz kesin netice almış değiliz ama çalışmalar devam ediyor. Çünkü Konya, Tarım Gıda ve Hayvancılık üzerine önemli bir ilimizdir. Farklı illere de, potansiyeli değişik olan önde olan illere de bu konuda çalışmaların taşınılması düşünülüyor. Şimdi bu başlıkları benim tek tek anlatmama gerek yok, benim uzmanlık alanım değil. Sizler daha iyi biliyorsunuz.
 
Birkaç noktayı daha vurgulamak gerekirse, Tarım, Gıda ve Hayvancılık meselesinin stratejik önemi en temel bir millî güvenlik meselesi olduğunun altını çizmek gerekiyor. Çünkü hayatın idamesi için birçok alandan taviz verilebiliyor ama gıda alanından, tarım alanından ve su alanından taviz vermek insan yaratılışı itibariyle mümkün değildir. Dünyanın da geldiği noktada, arz-talep meselesi, ekolojik değişiklikler gibi birçok olumsuz etkinin de yardımıyla ya da olumsuz etkisiyle her zamankinden daha önemli bir güvenlik meselesi haline geldiğinin de altını çizmek istiyorum.
 
Bu sektörün biraz Anadolu’ya özgü, entelijansının çok zayıf olduğu gibi algılanmasını biz kabul etmiyoruz; çok güçlü bir entelijans ve entelektüel alt yapısına sahip olması gerektiğinden hareket edilmesi gerekiyor.
 
Diğer bir nokta ise uluslararası ilişkiler ve güvenlik açısından da enerji, gıda ve su güvenliği en birincil ve öncelikli konu oldu. Biz ABD’den bazı kurumlarla değişik toplantılar yapıyoruz. Mesela ABD’nin güvenlik algılamasında terörizm tehdidini 6. ve 7. sıraya çektiğini size söyleyebilirim. İlk üçte olanlar enerji, su ve gıda güvenliği olarak şekilleniyor.
 
Özellikle Asya’da, olası çatışma ve barış, bir küresel gücün olması ya da bilinmesi gereken olası senaryolarla ilgili enerji, su ve gıda güvenliği üzerinden bütün senaryoların düşünüldüğünü, bu konuda diğer Bölge ülkelerinden çok daha fazla akademisyen ve uzmanın çalıştığını, Tayland’da katıldığım bir toplantıda müşahede ettim.
 
Mesela Himalayalar’dan akan su, 3 milyar kişiyi ilgilendiriyor. Bu ise orta vadede, 5-10 yıl içerisinde birçok ülkeyi çatışma ortamına götürecek kadar risk taşıyor. Bir “küresel güç” iseniz, bu durumu çatıştırmak için de barıştırmak için de kullanabilirsiniz. Küresel güçlerin kafası farklı çalışıyor. Durumlar karşısında fırsat ve tehdit algılaması çok farklı oluyor.
 
Afrika için de, özellikle Sahra’nın güneyi için de aynı şey geçerli; su enerji ve gıda güvenliği üzerinden politikalar şekillendiriyor. Ekolojik değişiklikler, Çin ile Hindistan’ın yükselen talebi ve gelişmekte olan yeni bölgesel güçlerin refah artışına bağlı olarak ürettiği talep; tarımla ilgili çok büyük fırsatları ortaya çıkardığı gibi çok büyük riskleri de ortaya çıkarıyor.
 
Ülkemiz bu pozisyonda tarımsal üretimde 7. sırada olduğunu rakamlarla teyit ediyor. Ben bu 7. ligi kişisel anlamda benimsemiş değilim, ama Devlet bunu resmî kayıtlarıyla teyit ediyor. “İlk 3 içerisinde olmak” gibi bir hedefi var Türkiye’nin. Dolayısıyla bu hem içeride hem dışarıda çok boyutlu politikalar geliştirilmesini, bir takım inovatif yaklaşımlar getirilmesini ve lisanımünasiple çok ciddi eleştiriler yapılmasını zorunlu kılıyor. Bu anlamda sektör çalışmalarının “inovatif bir süreç” olarak başarılı olduğu sürece, bir takım politikaları etkilemeye çalışmasını ve politikalar geliştirmesini öngörüyoruz. Devlet, Bakanlık kendi içinde zaten işlerini yapıyor ve bürokrasisini çalıştırıyor. Biz dışarıdan “kime katkı sunabiliriz, nasıl etkileyebiliriz” anlamında olumlu “inovatif bir süreç” geliştirmeye çalışacağız.
 
Örneğin geçen yıl Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan’ın başkanlığında bir heyetin ziyaretinde Sudan ile bir anlaşma imzalandı. - Tarım ile ilgilenen birçok insan biliyordur, Çin’in de 24 farklı ülke ile benzer anlaşmaları var; toprak kiralama ile tarım üretimi yapmak üzerine, hatta bu kiralamaların bir kısmı 99 yıllık.
 
Türkiye 49 yıllığına Sudan ile anlaşma yaptı. Hartum’un güneyinde ve kuzeyinde 2 büyük çiftlik kurulumu üzerine. Bu çiftlik neredeyse bir ülke toprağı büyüklüğünde ve içerisinde çok sayıda küçük çiftliğin kurulabileceği bir alanda. Türkiye 500 milyon dolarlık bir yatırım yapacak ve geri dönüşün %20’sini Sudan hükümeti ile halkına kira olarak bırakacak. Bu süreçteki çalışmaların oldukça hızlı gittiğini, toprak analizlerin yapıldığını biliyorum ama son ve en taze bilgiler bürokrasinin kendisindedir.
 
Türkiye’nin bu ve buna benzer inisiyatiflere ihtiyacı var. Sudan’daki süreçte başarılı olur veya olmaz, bunu zaman gösterecek ama son 3 yılda biz Türkiye’nin Sudan’daki gibi inisiyatiflere ihtiyacı olduğunu çok sık dile getirdik. Umarım küçük de olsa katkımız olmuştur ama daha fazla Afrika ülkesiyle, daha fazla Orta Asya ülkesiyle yapılabilir.
 
Çünkü Türkiye’nin 2023 hedefleri içerisinde; hem 88-92 milyon nüfusu besleme, ulaşılmak istenen 50 milyon turisti besleme ve dünyada ilk 3 tarım üreticisi arasına girme gibi çok büyük hedefleri var. Dolayısıyla bu hedeflerin mevcut iç kapasite ile başarılması da hem toprak hem toprak altı çalışmalar gerektiriyor. Bildiğim kadarıyla Türkiye toprak zengini bir ülke değil, belki yoğunlaşılan 3-4 alan var; Güneydoğu, Konya ovası, Samsun Çarşamba Ovası gibi… Dolayısıyla bu ve buna benzer inovatif fikirlere ihtiyaç var.
 
Biz bu inovatif fikirlerle 13 başlık altından katkı sunabilirsek, önümüzdeki bir yıl içerisinde devam edecek çalışmalarda bu işlevi yerine getireceğimizi düşünüyorum. Buraya katılan hocalarımızdan ve kurum temsilcilerinden, oluşturulan 13 çalışma grubu ile ilgili bundan sonraki süreçte liderlik etmelerini, yol göstermelerini istirham ediyoruz.
 
Son olarak da şunu ifade etmek istiyorum; yeni “gıda boyutu” medeniyet ölçüsünün de en önemli boyutudur. “Ne yiyorsanız, ‘O’sunuzdur” sözünün bir Alman atasözü olduğunu henüz öğrendim... Dolayısıyla “insan”; her an yeniden yaratılan, bir önceki hâli olmayan, sürekli yenilenen bir varlıktır. Bu yenilenmenin en önemli doğası gıdadır. Gıdaya bakışımızın da, medeniyet perspektifimizin ölçüsü olmasının da önemli olduğunu görüyorum. En ucuza en çok gıdayı üretmenin sonuçları ortada; GDO’lu ürünler ve bunların açtığı hastalıklar gibi birçok konuyu tartışıyoruz. Bu anlamda bağlı kalmamız gereken bir “medeniyet perspektifi” olduğunun da altını çiziyorum. Uluslararası rekabet içerisinde bunun pek mümkün olmadığı bilinse de, sınırları gittiği yere kadar zorlamak gerektiği kanaatindeyim. Sözü burada değerli katılımcılara bırakıyorum…
 
( Tarım, Gıda ve Hayvancılık 2023 Sektör Toplantısı | Açılış Konuşması | 31 Ekim 2013, İstanbul )

 

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC