Tahriri Yeniden Düşünmek ll
Altan ÇETİN
Prof. Dr. Altan ÇETİN
Yayın Tarihi : 22.8.2013
Tahriri Yeniden Düşünmek ll

Mısır zor günlerden geçiyor. Yaşanan demokrasi travması ülkeyi kaosa sürüklemekte. “Demokrasi, geçmiş asırlarda zorba hükümdarların zulmünden usanan insanlığın, bu zulümler tarihine karşı tabii bir tepkisi ve ayaklanmasıdır… Demokrasi, kendisinden beklenen gayeye ulaştırabilmek için, onu kullanan insanlardan kemal ve fazilet ister.”[1] Bu manada demokrasi ve özgürlük talepleri ile Arap Baharı olayları sonunda Mısır’da oluşan yapının darbe ile kırılmasını anlamak ve Tahrir’in nasıl bir statüko meydanı haline geldiğini görmek için daha önce bahsedilen iç dinamikler yanında dış dinamikler ve küresel ve bölgesel gelişmelere bir göz atmak da fayda vardır. Zorba hükümdarlardan başka zorba diktatörlerin zamanına karşı bir tepki ve ayaklanma olan Arap Baharı sürecinden gidişat dış ve iç amillerle mecradan çıkmakta. Hiçbir olay tek bir sebeple ortaya çıkmayacağı gibi birden bire de oluşmaz. Burada tarihin aksakallı ama zihni gün kadar genç aklına müracaat etmek fikre yol açıcı olabilir. Hiçbir olay diğeri ile aynileştirilemez. Ancak bazı benzer statik yapılar, küresel vizyonlar, yöntemler, konjonktürler aynı tarzı değişik zaman ve zeminlerde benzer davranışlar ile sergileyebilir.

 

1823’te ilan edilen Monroe Doktrini küresel bir güç olmaya hazırlanan bir devletin yol haritası niteliğindedir. 1904’te Roosevelt buna ilerleyen süreçte müdahale hakkı içeriğini de ilave edecektir. Bu Theodere Roosevelt şu İran ve Mısır darbelerinde başroldeki Kermit Roosvelt’in dedesidir aynı zamanda. Büyük devletler büyük devamlılıklar demektir elbette. Dolar diplomasisi ve silah diplomasisi ile gerçekleşen bu dış politika süreci tasarruflarıyla tarihe geçmiştir ve geçmekte.

 

Mısır’da yaşanan olayların bölgesel ve küresel bazı dinamiklere dayalı olarak oluşan composit bir olay olduğu aşikâr. Bu olayları düşünürken insanın aklına ve kalemine Kissinger’in “Ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. Sorunlar, Şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir.” sözleri geliveriyor. Bunu takip eden ise Musaddık’ın devrilmesinde ve Nasır’ın darbesinde rol alan CIA Ortadoğu masası şefi Kermit Roosevelt’i hatırlamak olacaktır. Şili Darbesi, İran Darbesi, Nasır Darbesi ve dünyaya demokrasi diplomasi yoluyla özgürlük vadeden bir siyaset üslubu hemen bunun peşinde akla geliveriyor. Mısır bir dizi sorumsuz ve akil baliğ olmayan duygusal “İslamcı”ya bırakılamazdı ve bırakılmadı da. Nasır,  Kermit Roosvelt’ten aldığı dolarla ile meşhur Burcu’l-Kahire’yi inşa ettirerek olup bitenin anıtını bile dikmişti. İhvan yine ezilmiş ve istikrar sağlanmıştı. Yine dolar diplomasisi işlemişti. Musaddık bu idare tarzının en sevmediği şeyi millileştirmeyi yaparak sonunu hazırlayan süreci başlatmıştı. Zira bu zihniyet için istikrar son derece önemlidir. Mısır’da olup bitenleri anlayıp Tahrir’in tepe taklak oluşunu analiz etmek için tarihin tünellerine şöyle bir ışık tutmak zaruridir. Aktüel kendine has şartlar kadar geçmişte yaşanan süreçlerle de bağlantılıdır ne de olsa.

 

Şili’de Pinochet, seçimle gelmiş ve kendisini atamış olan Salvador Allende’ye yaptığı devrimle tarihe geçmiştir. Bu süreçte de Şili’de dolar diplomasisinin yoğun bir şekilde idame ettirildiği görülür.  Yüzbinlerce Şilili kadın sokaklarda yüksek fiyatlar ve gıda yokluğunu protesto ederler. Binlerce otobüs ve taksi sahibi ekonomik yoksunluklar yüzünden greve gider. 1973 Temmuz’unda umumi grev, Anayasa krizi ile paralel Demokratik koalisyonun Tıpkı seçilmiş Mursi’nin kendi atadığı Sisi tarafından darbe ile uzaklaştırılmasından önce petrol ve elektrik krizi yaşayan Kahire’sinde yaşanan sıkıntı ve grevler gibi. Demokratik yöntemlerle idareye gelen Allende sol düşünce yapısı ile sandık demokratı olmanın ötesine geçememiş ve idaredeki süresi sınırlı olmuş ve “demokratik bir darbe” ile Şili’de demokrasinin taşlar diktatör Pinochet eliyle döşenmiştir. Mısır’da da demokratik olmayan!!! düşünce yapısı ile bölge ve küre için sorun çıkarma potansiyeline bağlı olarak sandık demokratı olarak kalmaya mahkum olmuştur. Zaman değişse de yapısal değişimler yaşamadıkça olgular tekerrür etmekte.

 

Cezayir’de yaşanan olaylar süreçte benzerlerinin görülebileceği dinamikleri içeren bir olay olarak tarihe geçmiştir. Yine sandıktan genele geçer demokrasi yöntemleri ile başa gelen FIS ne yazıkki sandık demokratı olmanın ötesinde Cezayir’de hizmet etmesi söz konusu olmayanlar kafilesine katılmıştır. 1991 seçimleri sonrası idare etmesine izin verilmeyen FIS silahlı bir çatışmanın içine sürüklenerek devre dışı bırakılmış ve yüzbinlerce insan hayatını kaybetmiştir. Bugün Mısır’da Pinochet benzeri bir darbe idaresi ortadan kaldırılan Mursi idaresinin sosyolojik yaygın tabanını ifade eden İhvan cephesi böyle bir şiddet sarmalına çekilerek etkisizleştirilmeye çalışılıyor.

 

Tahrir’i düşünürken ne olup bittiğini anlamlandırmaya çalışırken geçmişin bize anlattığı bu olay ve durumları hatırlayarak düşünmek belki tam olan biteni göstermese de akla yol açıcı zihne yön gösterici olabilir. Burada bir devletin hedef alınması söz konusu değildir. Amaç tarihin kulağımıza fısıldadıklarıyla ne oluyor nasıl oluyor neden oluyor sorusuna bir cevap aramaktır. İbn Haldun’un tabiri ile geçmişle gün suyun suya benzemesi kadar birbirine benzer ise bu durumda günü anlamak için düne bir bakıverip yola devam etmek faydalı olacaktır. Bugün için Batı eleştirisi ile kendimizi rahatlatmaktan çok bir yapı ve medeniyetin hareket retoriğini iyi analiz edip müstakbele yürürken muhtemelleri iyi düşünüp yola çıkma ve devam etmek daha faydalı olacaktır. Demokrasi bir yönetim usulü olduğu kadar belli bir ideolojik kaygının da içeriği süreçleri ifade eder. Nurettin Topçu’nun ifade ettiği şekliyle “Demokrasi, insan olarak bütün vatandaşların şahsiyetine hörmet esasına dayanmaktadır. Demokrasi ahlakının temeli hörmettir. İnsan şahsiyetine karşı duyulan saygı tam oldukça ve bütün vatandaşlar bu karşılıklı saygı esasını elden bırakmadıkça demokrasi cihazı mükemmel işleyecektir. Ancak ihtirasların insana saldırarak başkasına hörmet yerine nefsi için menfaat endişesini hakim kıldıkları yerde hakka hörmet esasının, demokraside yalnız bir veya birkaç tarafı değil de, fırsatı ele geçiren her vatandaş tarafından çiğnenebileceğini düşünürsek, demokraside fazilet yaşatmanın monarkın faziletinden daha güç ve ender olacağını kabul edebiliriz…”[2]

 

Tahrir bugün yeniden tüm Mısırlılara hürmetin ve hizmetin talepleriyle canlanacağı günleri bekliyor. Tanklarla balans ayarı yapılan Mısır demokrasisi Sisi elinde “Mısır demokraSİSİ” haline gelmiştir. Yani Mısır halkının SİSİleşmesi talebi söz konusudur. Mısır basınında yayınlanan ve alay malzemesi olan her türden Mısır vatandaşının Sisi kafası ile canlandırıldığı karikatür “Mısır demokraSİSİ”’ne davet çıkarmaktadır. Umulan sürecin Pinochet benzeri bir üslupla hareket eden zihniyetin Cezayir benzeri bir sürece yol açmadan Mısır’ın yeniden normalleşmesidir. Türkiye’nin bu normalleşmeye katkısı olacağı kesindir. Ancak Türkiye bu işi dünya kamuoyu ile paralel bir çizgide ve Mısır halkına faydalı olabileceği kulvarlarda yapmalıdır. Zira mevcut kaos birkaç askerin patırtısından çok daha fazlası gibi görünmekte. Tahrir’i düşünürken bunları düşünmek hem bize hem Mısır’a faydalı olabilecektir. Dualarımız Mısır’ın tüm insanlarına hatta Sisi’ye dair. Şu an mahpus dostum Metin Turan gibi binlerce madurun da bir an evvel özgürlüklerine kavuşmasını temenni ediyoruz. Hürmet ve merhameti yeniden hatırlamak Mısır için ilk etapta öncelikli kavramlar gibi görünüyor.

 


[1] Nurettin Topçu, İradenin Davası Devlet ve Demokrasi, İstanbul, 1998, s. 120, 127.

[2] Topçu, a.g.e., s.141.

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC