Lizbon - İstanbul Hattında 2015 İçin Çok Önemli Birşey Var
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 19.7.2013
Lizbon - İstanbul Hattında 2015 İçin Çok Önemli Birşey Var

Geçmiş yıllarda çeşitli vesilelerle Lizbon’u ziyaret etmek fırsatı buldum. Ne yalan söyleyeyim gezdiğim gördüğüm onca dünya şehri arasında beni çok ta etkileyen bir yer olmadı. Depremlerle yaşadığı deneyimlerin bu şehirde eskiye ait pek az bir şey bırakmış olmasının bunda payı olabilir. Yine de her gittiğimde tarihi mekanlarını, müzelerini eski Arap ve hemen Arap mahallesinin yanıbaşında yeralan eski Yahudi mahallesini tekrar tekrar gezmekten kendimi alamadım. Birbiri ile hiç geçimi olmayan bu iki halkın, hemen her ülkede olduğu gibi nasıl yanyana yaşamaktan vazgeçemediklerini hayretle gözledim. 

  

Ama Beni En Çok Etkileyen Ne Oldu?

Koyu Katolik Portekiz’de elbette Katedraller etkileyici. Tajo de Belem zaten çocukluğumda, Ansiklopedik Atlas’ta resmini görüp, bir nedenle bakmaya doyamadığım bir yapıttı. Yamacında resim çekerken  çocukluğumda görmek istediğim pek çok şeyi görme imkanı bulduğum için bir kez daha Tanrıya şükrettim. Yine de ne Belem kulesi, ne Markej Pompal meydanı, ne de bizim Vasko de Gama diye bildiğimiz büyük kaşifleri, Vajko de Gama’nın koskocaman lahtini havi katedral beni Lizbon’daki iki yer kadar etkilemedi. Bu iki yerden biri, şehrin göbeğinde bulunan, sayısız bitki ve ağaca sahip büyük Botanik Bahçesiydi(Estuya Fria). Keşke İstanbul böyle bir Botanik bahçesine örneğin İnönü stadının yerinde kavuşabilseydi. Diğeri ise zengin kolleksiyonları ile GÜLBENKYAN Müzesi oldu. Keşke İstanbul bu müzeye de ev sahipliği yapabilse.

 

Gülbenkyan Müzesi ve Yarattığı Umut

 Kalust Gülbenkyan Üsküdar doğumlu bir Osmanlı(1869). Zengin bir ailenin çocuğu olduğu için Batı’da eğitim imkanı bulmuş. Babasının varlığından öte  petrol ticareti dolayısı ile büyük bir servet kazanmış bu şahsiyet zaman içinde büyük bir sanat zevki ve birikimi yaratmış.

 İmparatorluk’ta iyi gitmeyen ve tehlike sinyalleri veren koşullar nedeni ile 1896 da İstanbul’dan ayrılıp, daha sonra İngiliz vatandaşı olmasına olmuş olmasına. Ama ömrünün 30 yılını geçirdiği kadim topraklar aklının, gönlünün hep bir köşesinde kalmış. Başta petrol servetinin kökeninde bulunan, bir hayli de karışık ve karmaşık ortaklık ve operasyonlarından elde ettiği sınırsız paralar olmak üzere, eline geçeni sanat kolleksiyonlarına yatırmış. Bir kıtadan diğerine yelken açan maceralı yaşamında, sanat tutkusu belki de onun en büyük bağlılığı ve bağımlılığı olmuş. Dolaştığı tüm ülkelerde derlediği, ahşap oymadan, tablo ve heykellere, kilim ve halılardan, çini, cam ve mücevherlere her şeyi önce evinde Paris’te sergilemeye başlamış.

 

Kalbi Üsküdar’da Kalan bir Fani

Ama onun gönlünde doğduğu topraklarda bir müze açmak hayali varmış. Lizbon’da bulunan müzedeki anlatıma dayanarak söyleyebilirim ki,  yaptığı teklifin ikinci dünya savaşı sonrasındaki işkilli soğuk savaş Türkiye’si tarafından reddedilmesi, Gülbenkyan’ı bir hayal kırıklığına uğratmış olmalı. Ama yılların, savaşların ve kıtalararası yolculukların yorup yıpratmadığı Gülbenkyan, 1942 de tavattun ettiği Portekiz’de bir Gülbenkyan Vakfı kurmuş ve ailesine bir vasiyette bulunmuş. Onun ölümünden sonra(1955) vakıf  bu vasiyeti yerine getirerek Gülbenkyan Müzesini hayata geçirmiş.

 

Geçmiş ile Üsküdar Arasında Bir Köprü Kurulur mu?

Gülbenkyan Müzesi, sergilenen onbinlerce eser dışında depolarında ciddi bir sanat kolleksiyonu barındırıyor. Müzeyi 3. kez gezerken  kafamda bir ampul yandı. Neden tarih zengini ama cami, imaret, külliye ve hamam dışında müze fakiri Üsküdar’da bir müze kurulmasın ve Gülbenkyan müzesinin atıl koleksiyonları buraya aktarılmasın.

Bu müze Gülbenkyan Vakfı ve Üsküdar Belediyesi ve Kültür Bakanlığı arasında imzalanacak bir protokol ile Gülbenkyan Üsküdar Sanat Müzesi olarak kurulup,Üsküdar’ın kadim değerine bir değer katamaz mı? 

Bana 3-4 yıl önce çok heyecan verici gelen bu düşünceyi, bir toplantıda rastladığım, Sayın Egemen Bağış’a açtım ve sonra kendisine bir e mail mesajı olarak ta yazdım. Sözlü olarak “henüz erken” diye cevapladığı soruma, e mail ile konuya hiç değinmeden sevgi ve saygı sunarak nazik bir üslup ile cevap verdi.

Ama artık bence  zaman erken değil. Üstelik bir ÜSKÜDAR GÜLBENKYAN 2 müzesi Türkiye için çok önemli ve hayırlı bir vesile olabilir.

 

Evet 2015 Yaklaşıyorken bu Değerli bir Adım Olur

Dünya 1915 den sonra geçen 100 yılı, 2 yıl içinde yeniden tartışacak. Her yerde, her ülkede, her platformda, Türk-Ermeni ilişkileri yeniden masaya yatırılacak.Biz hep yumurta kapıya gelince düşünen, acele ile reaksiyoner hareket eden insanlar olduğumuz için bugün yani 2013 ün Temmuz ayında yine bunun ayırdında değiliz ve yine güncele sıkışıp kalmış durumdayız. Oysa, Kültür Bakanlığı, Üsküdar Belediyesi, Potekiz Fahri Başkonsolosluğu aracılığı ile hızla başlatılacak bir girişim, Gülbenkyan Vakfı ile bir iletişim sağlar ve hızla projeyi tekemmül ettirirse, 2015 Nisan ayı gelmeden ÜSKÜDAR’da bir Gülbenkyan müzesi kurulur.

 

Türkiye Kadim Ermenilerine, Ermenistan’a, Ermeni Diyasporasına ve Dünya Aleme

Ama önce kendi kadim halkımıza, o bir zamanlar milet-i Sadıka denilen, vaktiyle  dillerini, dinlerini, temizliklerini, yemekleri ve iş ahlaklarını yere göğe koyamadığımız o kadim halka ve ibret-i alem için dünyaya Türkiye ve Gülbenkyan ailesinin bir dostluk haykırışı olur Gülbenkyan Üsküdar Müzesi. Bunu hafife almayalım ve insiyatifi başlatalım bence. Biz 2015 in muhtemel siyasi fırtınalarına, bir sanat, dostluk ve vefa barınağı hazırlayalım. Hem de daha fazla vakit geçirmeden.

 

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC