“Fasl-ı Menatık”: 22. Fasıl
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 25.6.2013

AB ile 22. müzakere faslı açıldı. AB den uzaklaşan bir Türkiye’nin giderek daha fazla otoriterleşeceği ile ilgili endişeler galebe çalmış olmalı.  Tüm çatlak seslere rağmen, ortak akıl galip geldi ve AB Türkiye’ye üyelik müzakere sürecinde normal olarak açılması gereken bir faslı, kerhen ve bir ihsan-ı şahane gibi açacağını açıkladı ve hemen bir zaman koşulu koydu. Geçen zaman içinde Türkiye’nin genel olarak karnesini yeniden değerlendirecekler. Evet, sözün özü şimdi bölge politikaları faslı açıldı. Ama açıldığı gibi AB nin gerekçeli tercihi ile ertelendi.

 

Kürt Açılımı ve Fasl-ı Menatık

Ben hükümetin Kürt açılımından sonra, AB nin hemen “bölgesel politikalar” faslının açılabileceği duyurusuna kendimce ilginç bir anlam yüklemiştim. Kürt sorunu, yıllardır üstesinden gelinemeyen bir bölgesel kalkınma sorununun ürünü değil miydi? Ülkenin artan refahından daha fazla pay isteyen bir bölge, tamamen Kürt olmasa bile veya bir başka deyimle, Türkiye’nin Kürt nüfusu sadece Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da olmasa bile, en büyük eşitsizlikler, en fazla yaşanan mahrumiyetler, 1960 lı yıllardan beri sürdürülen “Bölgesel Kalkınma” projelerine rağmen devam etmekteydi. Barajlar yapılmış, tarlalar daha fazla sulanmış, ürün çeşitlenmiş olabilirdi. Ama insana insanca yaşama imkânı verecek bir ortam tam olarak hazırlanamamıştı.

 

Benzer Sorunlar Başka Bölgelerde Yok mu?

“Geri kalmış” veya “geri bıraktırılmış” Doğu denildiği zaman ben ifadenin “Kürt” imasını bir kenara koyarak, hep ne sorun varsa benzeri Giresun, Sinop, Kastamonu, Yozgat, Sivas ve Bilecik’te de var.  İşsizlikse o da var; fakirlik dolayısı ile iç ve dış göç buralarda da gani. Sanayileşme ve nimetlerinden nasibini alamamak deseniz o da aynı diye düşünmüşümdür. Ama temel bir fark Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da insanların önce kendilerini ülkenin geri kalan yerlerindeki insanlardan farklı görmeleri, bu farka önemli bir vurgu yapmaları ve bu farkı yüzyıllardır kendilerinden olmayanlara da telkin etmeleri. Bu Doğu ve Güney Doğu’da da kalsalar aynı, Batı ve Güney Anadolu’ya temelli veya geçici olarak göç etmiş olsalar da aynı. O Doğu ve Güney Doğu Anadolu, sadece coğrafi açıdan değil, sosyokültürel, etnik ve ekonomik açıdan da nev-i şahsına münhasır bir bölge. Bu özgün özellik nedeni ile, bir çok AB ülkesinin sahip olduğu farklılık refleksine sahip.

 

AB’nin Bölge Tanımı İtibarı ile Doğu ve Güney Doğu

Evet, Doğu ve Güney Doğu sonunda “demokratik” bir açılıma gerek hissettirecek kadar kangrenleşmiş insan hakları sorunları ola bir bölge. Eğitimde geri. Sağlıkta sorunlu. Çocuk gelinleri ve kan-namus cinayetleri ile maruf. Tabii gelişmişlik açısından hala Türkiye ortalamalarının altında. İstihdam, işsizlik ve göç sorunları var. Sanayileşme açısından pek bir şey yok ki, AB nezdinde köhnemiş sanayi dalları açısından değerlendirilsin. Ama tüm sulama ağlarına ve verim arttırma çabalarına rağmen tarım ve hayvancılık açısından beklenen atılımı yapamamış bölge. Doğu ve Güney Doğu bu özellikleri ile bütünü itibarı ile olmasa bile büyük ölçüde AB nin NUTS1, bölge tanımı içinde ziyadesi ile bulunan bir bölge. Yani eğer “fasl-ı menatık” açılır, müzakere başlar, fasıl kapanır, AB de zaten bütçesinin büyük bir kısmını tahsis ettiği bölge fonlarından Türkiye’ye verirse, Doğu ve Güney Doğu Anadolu yararlanabilir.

 

Kazın Ayağı Şimdi Artık Çok Farklı

Açıldığında istenecek olan sadece mezkûr bölgelerin siyasi, sosyal ve ekonomik koşulları ile ilgili değişim, dönüşüm, yasalaştırma ve uygulama ile sınırlı olmayacak.   Neden mi? Çünkü son bir aya yakın bir zamandır önce Taksim’de başlayan olaylar, mevzi olmaktan hızla çıkıp mevzi başlayıp Türkiye’nin neredeyse tüm sath-ı mailine yayılan olaylar, AB nin Türkiye’yi, demokratikleşme, insan hakları, polis-sivil halk ilişkileri açısından yeniden sorgulamasını, sınamasını gerektirecek bir görünüm kazandı da ondan.

 

Fasl-ı Bahar Umudu

Biz AB için değil, AB nin açılmasını tercih ettiği fasıl için değil, kendimiz, her bölgedeki, her köy, kent ve kasabadaki, her renk, cins, inanç ve yaştaki insan için kavga etmeyi bırakmalı ve uzlaşma zeminlerine geri dönmeliyiz. Kadın cinayetleri, namus cinayetleri, eğitim eşitsizliği,  “inanan-inanmayan” yapay ayırımı ve tüm benzer sorunlara, siyasi iktidar, iktisadi ikbal ve toplumsal üstünlük kaygısına kapılmadan son vermeliyiz. Bu gergin ortamda buna nasıl yeniden başlayacağız bilemiyorum. Ama bu Türkiye için gerçek bir “faslı-bahar” olabilir.   

 

 

 

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC