TASAM, bağlı enstitüler ve Türkiye’nin Stratejik Vizyonu 2023 projesi ile ilgili alanlarda yorum, makale ve araştırma projesi tekliflerinizi değerlendirilmek üzere ihsantoy@tasam.org adresine gönderebilirsiniz... >>
Zihinsel Eşik; Sektörel ve Finansal Derinleşme
Süleyman ŞENSOY
Süleyman ŞENSOY
TASAM Başkanı / Chairman
Yayın Tarihi : 26.06.2013
Zihinsel Eşik; Sektörel ve Finansal Derinleşme

( Röportaj | TRT AVAZ, 1 Mayıs 2013, 6. Balkan Forumu, Edirne )

TASAM olarak siz 9 farklı dış politika alanında çalışıyorsunuz. Balkanlar’a çok önem veriyorsunuz. Öncelikli alan olarak belirliyorsunuz. Bölge’nin son 100 yılına baktığınızda çok önemli olaylar yaşanmış, Dünya Savaşları ve Sovyetler’in dağılması sonrası hatırlanmak bile istenmeyen olaylar yaşandı. Bugün gelinen noktada Bölge’de sular duruldu denebilir mi? Yoksa köprünün altından daha çok sular akar mı?

Balkanlar’da çok önemli mesafeler kaydedildi. AB perspektifi içerisinde bir kısmı üye oldu, bir kısmı üye olmak için bekliyor, bir kısmı da üyelik süreci ile ilgili işlemleri yürütüyor. Ama Balkanlar’ın kendine has bazı özellikleri var. Çok fazla etnik köken var, çok fazla küçük ülke var ve bunların birçoğu kendi başına bağımsız devlet olabilecek kazanımlara sahip değil. Birçoğu kendi ulusal güvenliğini sağlayacak altyapıya sahip değil. Dolayısıyla şartlardan çok çabuk etkileniyorlar. Bilindiği üzere Balkanizasyon/Balkanlaşma gibi uluslararası terminolojiye girmiş olan Balkanlar’la ilgili bir olgu da var.

Bu kadar farklı kökenin, farklılığın yönetilmesi oldukça zor. Bu sık sık çatışmalara sebebiyet veriyor. Bir de yakın dünya tarihi açısından türbülanslı dönemlerde, güç dengelerinin değiştiği, yeniden paylaşıldığı dönemlerde Balkanlar, kendi zayıflıklarından dolayı hep bir paylaşım alanı olarak şekillenmiş. İçinde bulunduğumuz dönem de hem 21. Yüzyılın başı ve çok kutuplu sistemin başlangıcı olması açısından hem de son birkaç yıldır yaşadığımız dünyadaki ekonomik kriz açısından birtakım türbülanslara gebe. Bu kaçınılmaz… Ama Balkanlar’ın bu süreçten nasıl etkileneceğini önümüzdeki süreçte göreceğiz. Bütün kazanımlara rağmen Balkanlar için yapısal problemleri ve ekonomik zayıflıklarından dolayı ciddi riskler olduğunu söyleyebiliriz.

Balkan Savaşları’ndan sonra dünyada dengelerin/parametrelerin yeniden dağıldığı, yeniden dağıtılmaya çalışıldığı bir dönemdeyiz, bunun Balkanlar’a yansıması nasıl olur?

AB süreci çok hızlı genişledi. Hırvatistan’ın Temmuz’da katılımıyla 28 üye olacak. AB perspektifi de Balkanlar’ı Birlik’e kazandırmak yönünde. Belki Kosova ve Sırbistan’ın üyeliği de kendi aralarında varmış oldukları anlaşmadan dolayı çok hızlı gelişecek. AB’yi oluşturan ülkeler geçen yüzyıldaki gibi dünyanın siyasi güç merkezi olsalardı - bu fotoğraf içerisinde - Balkanlar’ın istikrarı noktasında çok daha olumlu şeyler söyleyebilirdik ama dünyada yeni bir güç sistematiği kuruluyor.

Doğu’da ve Güney’de çok yeni güç adayları var. Geleneksel Batılı ülkeler sürekli zemin kaybediyor. Bildiğiniz gibi Yunanistan’dan başlayan ve birçok ülkeyi etkileyen bir kriz dalgası var. Dolayısıyla Balkanların bu denge paylaşımının sonunda nereye oturacağı konusunda ciddi riskler var.

Bildiğiniz gibi AB genişlemesi içinde Balkan ülkeleri çok hızlı Birlik’e alındı. Küçük oldukları için kolay hazmedilecekleri düşüncesiyle. Bu ülkelerin devlet tecrübesi çok yeni ve taze olduğu için Batı Avrupa’daki büyük ülkelerin ekonomileriyle rekabet etmeleri mümkün değil.  Almanya başta olmak üzere Batı Avrupa ülkelerinin ekonomileri, büyük ekonomiler, tabiri caizse bu ülke ekonomilerini yuttu. AB’nin kurumsal kimliği içerisinde bir sorun çıkarsa, aslında birçok Balkan ülkesinin isminden başka pek bir şeyi kalmadı.

Yani AB, Balkan ülkeleri açısından bir dezavantaj haline mi geldi?

Evet, bunu Balkan ülkeleri entelijansı da yeni yeni görmeye başlıyor. Yunanistan’dan başlayan çok büyük bir tepki var biliyorsunuz. Yunanistan biraz daha farklı değerlendirilebilir hataları itibariyle. Ama ekonomileri, çok büyük ölçüde stratejik sektörleri, madenleri, AB ve Batı Avrupa merkezli büyük ülkelerin büyük şirketleri tarafından çalıştırılıyor. Yani dünyadaki ve Avrupa’daki ekonomik sorunlar biraz daha ağırlaşırsa Balkanlar’da yeni türbülanslar görebiliriz.

Yunanistan, Bulgaristan gibi ülkelerde çeşitli şekillerde gördük. Bunun biraz da yayılma riski var ama çok keskin olumsuz bir tablo çizmiyorum. Bununla ilgili alınabilecek tedbirler de var. Fakat bu çok hızlı genişleme; 8-10 yıllık bir finansal akış, rahatlık, bir dönemsel GSMH artışı, satın alma gücünde bir artış getirir. Ama bunun sürdürülebilir olması çok zor. Çünkü iktisadi mülkiyeti kaybettiğiniz ölçüde bunu sürdürmeniz zorlaşıyor. Yani mevcut ulusal ülkenin iş gücü piyasasında çalışmaktan başka alternatifi kalmıyor. Şartları da ne yazık ki sektörleri kontrol edenler belirliyor. Bu anlamda Avrupa genişlemesinin ekonomik anlamda Balkanlar için çok dezavantajlı olduğunu söylemekte bir sakınca görmüyorum.

Hırvatistan Temmuz ayında Birlik’e dâhil olacak. Yalnız Balkan coğrafyasından sırada bekleyen 6 ülke var. AB’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz nedeniyle bu ülkelerin Birlik’e alınması biraz daha ötelenebilir mi diyecektim ancak söylediğiniz çerçeveden bakıldığında AB çok öteleyecekmiş gibi görünmüyor.

Yapısal bir kriz olmazsa, AB’de çok olumsuz bir tablo olmazsa, bizim tahminimize göre Sırbistan ve Kosova Birlik’e alınacaktır. Kalan 4 ülke de kısa süre sonra alınacaktır. Çünkü bu ülkelerin AB’nin kurumsal kimliği içerisinde - en zayıf olduğu dönemde bile - hazmedilmesinde bir sorun yoktur.

Bu ekonomik kriz 2008’de ABD’de başladı. Bugün artık AB coğrafyasına sirayet ettiğini görüyoruz. Başta Yunanistan olmak üzere, birçok Birlik üyesi ülkenin de ekonomik açıdan sıkıntı yaşadığı bu ekonomik kriz, Balkan coğrafyasını nasıl etkiler?

Avrupa’nın geldiği nokta - birkaç yıldır altını çiziyoruz -“başarıda başarısızlık”tır. Standartları çok fazla yükselttiler ve dünyada yeni güç adaylarının bu kadar hızlı çıkıp pastadan bu kadar hızlı pay alacağını öngöremediler. Dünyadaki iktisadi pasta hızla yer değiştirdiği için de mevcut standartlarını finanse edemiyorlar. Sosyal politikaları, özel sektörün ekonomik büyüklüğünü ve gerekliliklerini finanse edemiyorlar. Yunanistan’da başladı, hızla yayılıyor.

Bir diğer konu da AB ekonomik birlik oldu, bir siyasi güç olmaya çalıştı.  Fakat bariz bir askerî gücü olmadığı için ve bu askerî gücün dış operasyon kapasitesi çok sınırlı olduğu için bir siyasi güce dönüşemedi. Son 10 yılda ABD doları iki katına yakın - dönem dönem inip çıkmak şartıyla - devalüe edilerek kendi ekonomik sorunlarını örttü. Fakat bunun faturasını avroya, AB’nin üzerine ekledi. Özellikle son 10 yıldır Avrupa ihracatı dünyanın geri kalanı için çok pahalı. Rekabet açısından çok dezavantajlı durumda. ABD’nin küresel güç olması ve küresel askerî güçten sorumlu olması, bu anlamda birçok hatasını örtmesine fırsat veriyor. Ama AB’nin bu anlamda bir gücünün olmaması da büyük bedeller ödemesine yol açıyor.

Doğal olarak ABD’nin önceliği Asya-Pasifik’e kaydı ve oraya odaklanacak, AB güvenliği önemli ama eskisi kadar değil. Bunun da Avrupa için olumsuz yansımaları olacak, Balkanlar’ın da bu süreçlerden olumsuz etkileneceğini görmek gerekiyor.

Önümüzdeki 10 yılda BM’deki üye devlet sayısı kadar yeni ülke eklemlenecek deniyor. Abartılı gibi görünse de bu iddia, buna Balkanlar’dan da katkı olur mu, ne ölçüde etkilenir Balkanlar?

Şimdi 20. yüzyılın başında, Fransız İhtilali’nin de etkisiyle ulus-devletçilik modaydı. Dünyada 15-20 kadar devlet sayabilirdiniz. Fakat bu ulus-devletçilik modası içinde BM de 193 ülke var. 30 kadar da BM içinde statüsü olmayan ülke var. 20.yüzyılın trendi buydu. 21. yüzyılın 3 temel parametresi var. Bir tanesi sizin söylediğiniz gibi mikro-milliyetçilik ama sadece etnik kökene bağlı değil, birçok alanda tanımlanabilecek “mikro-milliyetçilik”; kimlik bazında olabilir, din, mezhep bazında olabilir. İkincisi“entegrasyon”; birbiriyle zıt ama aynı anda yürüyor, çünkü bu kadar küçük ülkenin tek başına varolabilmesi mümkün değil. Üçüncüsü de“öngörülemezlik”.

Bu üç temel parametre içerisinde Balkanlar içinde ciddi risk olduğunun altını çizmek gerekiyor. Tabii bunu teyit eden Avrupa’da İskoçya’nın 2014’te bağımsızlık referandumu yapacak olması, Belçika’nın fiilen bölünmüş ve uzun yıllardır siyasi kriz içinde olması, İspanya’da bazı bölgelerin ayrılmak istiyor olması gibi Avrupa’da da çok ciddi işaretler var.

Yine Afrika’da, Asya’da, Latin Amerika’da benzer hikâyeler var.Bu biraz da kriz anında patlama yaparak kendini gösterebilecek bir süreç. Bu mikro-milliyetçilik dalgasında yüzyıllardır, özellikle de son yüzyıldır çok çekmiş olan Balkan coğrafyasında da benzer bir risk var.

Balkanlar Türkiye için, Türkiye de Balkanlar için ne kadar önemli? Yani Türkiye, Balkan coğrafyası için, bugün için ne anlam ifade ediyor?

Tarihî bir referansla bunu daha iyi açıklayabiliriz: Osmanlı Devleti’ni “imparatorluk” yapan, “Devlet-i Aliyye” yapan,Balkanlar’dır. Hatta devletin zayıfladığı son yüzyılda Balkanlar’ı elde tutmak pahasına Doğu’da ve Güney’de, Kuzey Afrika’da birçok toprağın elden çıkılmasına göz yumuldu, kuvvet kaydırmamak için. 1882’de Mısır’ın işgaline örneğin, Balkanlar’dan güç kaydırmamak için göz yumuldu. Bir şey yapılamadı. Balkanlar Türkiye’nin tarihî geçmişi açısından, Avrupalı kimliği açısından, devlet ve yönetim tecrübesi açısından çok büyük bir öneme sahip. 100 yılı geride bıraktık, bugün Balkanlar’da fiilen yokuz. Ama Balkanlar Türkiye’nin 1. derece güvenlik kuşağıdır. Öncelikle bunun altını çizmek gerekiyor.

Bildiğiniz gibi Ankara’nın başkent yapılmasının en önemli iki nedeninden birisi, İstanbul’un düşme riskiydi ve bu risk defalarca yaşandı. Bir kere güvenlik açısından Balkanlar Türkiye için en öncelikli alan. Ayrıca ortak tarih, kültür, soydaşlar, akraba topluluklar, ticari-ekonomik ilişkiler, sektörel stratejik hedefler açısından da Balkanlar çok öncelikli bir alan. Balkanlar ile olan ilişkilerin, Türkiye’nin dünyanın geri kalanıyla olan ilişkilerinde de çok önemli bir laboratuvar olduğu kanaatindeyim. Bizim Balkanlar’la olan ilişkilerde de sektörel ve finansal derinleşmeye gitmemiz gerektiğini düşünüyorum.  Bu sektörel ve finansal derinleşmelerin de başka bölgelerle olan ilişkilere, Kafkasya’ya, Orta Doğu’ya, Afrika’ya, Latin Amerika’ya, Asya’nın değişik bölgelerine de - ortadaki mevcut açısından - iyi bir model ve ilham kaynağı olabileceği kanaatindeyim.

Türkiye’nin coğrafi bakımdan birçok alternatifi var. B ve C planları var. Rusya var, Balkanlar var, OrtaAsya alternatifi var gibi. Bu açıdan bakıldığında,“Türkiye Balkanlar için her senaryoda denge noktasıdır” diyebilir miyiz?

Denge noktası olmalı diyebiliriz. Şu an denge noktası değil, bu derinliğe sahip değil. Türkiye bulunduğu ortam itibariyle dünyanın hiçbir bölgesinde olmayan bir özellik taşıyor. Hiçbir bölgeyi de tek başına benimseyerek, sadece onu önceleyerek yol alabilecek bir ülke değil. Öncelikleri karıştırmadan hepsiyle dengeli ilişkiler kurmak zorunda olan bir ülke. Bulunduğu coğrafya bunu emrivaki olarak ortaya koyuyor. Balkan ülkeleri ki bunlar küçük küçük ülkeler ve dünyadaki uluslararası işgücü paylaşımından, sistemden çok nitelikli pay alan ülkeler değil. Bu bir anlamda Türkiye’nin bu ülkelerde sektörel ve finansal derinleşme yaşayabilmesi için avantaj sayılabilir. Daha küçük rakamlarla ve enerjilerle büyük sonuçlar alınabilecek bir nokta. Sektörel, stratejik ve finansal gelişmeyi sağladığı takdirde Bölge’de denge unsuru olacaktır. Böyle bir denge unsuruna da Balkan ülkelerinin, su, ekmek kadar ihtiyaçları var. Özellikle Batı Avrupalı ve Doğu’daki yeni ekonomik güçlerle rekabet edebilmeleri açısından Türkiye onlar için çok iyi bir denge unsuru. Bundan sonrası için bu anlamda ciddi bir derinleşmeye ihtiyacımız var…

 

İlgili Döküman İçin Tıklayın
© 2014 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC